Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Taşlanması gereken bir diğer güç odağı da, ‘Âl-i Suûd’ değil mi?
Pazartesi, 16 Ocak 2006 - (14:31)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

3 milyon km. kareyi aşan dev Arabistan Yarımadası’nın  yüzde 75’ini (2,2 milyon km. karesini) 100 yıla yakın zamandır fiilen ve de uluslararası hukuk bakımından elinde bulunduran Âl-i Suûd Hanedânının, Hacc mekanları üzerinde de tesis ettiği tahakküm mekanizmasının, ‘kaba kuvvet ve gasb’ sonucu olması hasebiyle, İslam hukuku açısından meşrûiyetinin olmadığı, gözönünde bulundurulması gereken ilk husus olmalıdır, herhalde..

Çünkü, ‘Beytullah(Kâ’be), Mescid-ul’Haraam ve ‘Arafat, Muzdelife, Mina,’ gibi, ‘Harem-i Emn-i ilâhî’ (ilahî güvenlik çevresi) denilen mekanlar, ‘belde-d-ut-tayyibe’ (kutlu beldeler)dir ve buralara ulaşan Müslümanlar, orada, direkt olarak, Allah’u Tealâ’nın ‘özel misafir’leri durumundadır.. Nasıl ki, evimize gelen misafirlerin ‘dokunulmazlığı’ bize emanet edilmiş ve bunun ihlali, zorbalık ve eşkıyalık olursa; Hacc mekanlarındaki bu ‘mihmân-i ilâhî’  (ilâhî misafirler) üzerinde de, ‘şer’an’ yetkili olmaksızın tasarrufta bulunan her güç ve otorite de, ‘hak gasbında bulunan kimse’  konumundadır. O mekanları ele geçirip, ‘de facto’ (fiilî) durum sağlamak, o güce ‘meşrûiyyet’ kazandırmaz. Ancak, saltanatçı anlayışların beyinlerimize asırlardır nakşettiği ‘teslimiyetçi’ gelenek ve ‘hukuk’un ‘zorba kılıçları’yla da tesis edilebileceği şeklindeki sakîm anlayış, İslam dünyasında -maalesef- hemen hepimizi ‘esir’ almıştır. Bu yüzden, en kutlu mekanlarımızdaki yönetimlerin meşruiyetini bile, kim, nasıl ele geçirmiş diye sorgulamaksızın kabul etmekteyiz!

Bu hukukî faciadan ayrı olarak, işbu ‘Harem-i emn-i ilahî’nin idaresinde, Suûdî rejiminin sadece hizmet açısından da liyâkatinin olmadığı yığınla örneklerle ve hemen her Hacc mevsiminde tekrarlayıp durmakta..

(Miladî-1987 yılına tesadüf eden) Hicrî-qamerî 1407 yılı Haccı’nda, İran’lı hacıların yürüyüşüne Suudî güvenlik güçlerince yapılan baskında 400’den fazla hacının öldürülmesi, o mekanlardaki en büyük cinayetti.. O hacıların suçu,  ‘1980-88 /İran- Irak Savaşı’nın perde gerisinde, Saddam’ı vargücüyle destekleyen bütün emperyalist, şeytanî güçlerin ve en başta da Amerikan emperyalizmiyle, siyonist İsrail rejimini ve Sovyetler’i lanetlemeleriydi.

Haydi, o Kanlı Hacc’ın siyasî boyutu vardı, diyelim.. Pekiy, sonraki yıllarda, hemen her yıl, Hacc mevsiminde, hizmet kusurundan dolayı, yüzlerce ve hatta binlerce hacı can verirken; Suûdî rejimi sorumlularının, konuyu ‘takdir-i ilahî öyleymiş..’ diye geçiştirivermelerindeki sorumsuzluğa ne demeli?

Hatırlayalım.. Mina’da, Bir ‘tünel faciası’ meydana geldi, 1990’da.. Onbinlerce hacı hareket halindeyken, tünelin havasını değiştiren dev aspiratörler stop etmiş ve havasız kalan onbinler dışarıya ulaşmak için kaçışırken, oksijensizlikten birbirinin üzerine düşmüş ve 3,500’den fazla hacı can vermişti.. Kral Fahd ise, bunu ‘takdir-i ilahî böyleymiş..’ diye geçiştirivermişti..

Daha sonra da, Mina’daki çadırlarda çıkan yangınlarda ve hele ‘Cemerât’ (şeytan taşlama) mıntıkasında hemen her yıl izdiham (sıkışma)lar veya köprü çökmelerinde yüzlerce hacının can verişi de artık ‘vak’a-yı âdiyyeden..

Nitekim, Perşembe günü de, aynı tedbirsizlikle 400’e yakın hacı ezilip can verdi. Daha çok ‘Hindu’ âyinlerinde yaşanan utanç verici, ilkellik kokan bir acı tablo bu.. Sebebi de, bazı mezheblere göre, bu son ‘şeytan taşlama’nın, Bayramın 3. günü öğle öncesinde yapılmasının ‘mustehab’ sayılması!. Bir ‘mustehab’ı yerine getirmek isteyenlerin, asıl farzı unutmaları acı değil mi? Evet, o Hacc ânında, o ‘harem-i emn-i ilahî’ sahasında, -canavarlar veya yılan-akreb gibi muzır canlılar hariç-,hiçbir canlının hayatının yok edilmemesi’ esastır.. Ama, bu ‘hayata saygı’ idmanının unutulduğu görülüyor. Çünkü en başta Suûdî rejiminin böyle bir, ‘hayata saygı’ anlayışı yok!  Suûdî’lerin, o mekanlarındaki bazı hizmetlerinin olduğu kabul edilse bile, asıl problem, ‘Mekke ve Medine’ye kimin hükmetmesi gerektiği noktasında odaklanmalıdır.

Hacc mekanlarının, Suûdî kontrolünden kesinlikle çıkarılması ve ‘Dünya Müslümanları adına’, dünyanın her yanından belirlenecek bir ‘Ulema Ortak Şûrâsı’nın uhdesine devredilmesi gerekmektedir. Bu yoldaki ilk çalışmalar, İslam Konferansı Teşkilatı’nca hemen başlatılabilir/ başlatılmalıdır. İKÖ Genel Sekreteri Ekmeluddin İhsanoğlu, böyle bir hayırlı hizmete kafa yormaya başlamalıdır. Oluşturulacak bir ‘özerk yönetim’, Hacc mekanlarının güvenliği için kolluk güçleri kurabilmeli, vize işlemlerini üstlenebilmeli, hizmetlerin yerine getirilebilmesi için vergi alabilmeli ve bu mekanlar üzerinde, Suûdî rejiminin hiçbir tasarruf ve tahakküm etkisi olamamalı ve bütün işlemler ‘Dünya Müslümanları’ adına, ‘İslam Ümmeti’ adına yapılabilmelidir. New York’daki ‘Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın faaliyetleri ve sınırları içinde Amerikan Hükûmeti’nin hiçbir tasarruf yetkisinin olmayışı, bir canlı örnektir.

Fısq’u fücûru, fesadı ile ünlü bir Hanedânlık rejiminin, zorbalıkla elegeçirdiği, gasbettiği Hacc mekanlarından, ‘Harem-i Emn-i İlâhî’ bölgesinden koğulması gerçekleştirilmeli; ‘taşlama’nın bu yönü de düşünülmeli artık, Müslümanlarca..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.