Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Bu ‘tatil enflasyonu’nu japonlar hayal bile edemezken
Çarşamba, 18 Ocak 2006 - (13:53)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bugün, zor bir konuya da değinmek istiyorum; şu bol tatillere; enflasyonlardan hep yakınılırken, hiç itiraz olunmayan tatil enflasyonuna.. Konuyla dolaylı ilgisi sebebiyle, geçen hafta, Türkiye’yi ziyaret eden Japon Başbakanı Koizumi’den bahsetmek de yersiz olmayacaktır.

Teknolojisini ve teknoloji ürünlerini başka ülkelere askerî ve siyasî baskısıyla  kabul ettiren, dünya pazarlarında ancak o şekilde yer tutabilen Amerikan emperyalizmini bir kenara bırakacak olursak; dünyada teknolojilerinin üstünlüğü ve ürünlerinin kalitesiyle, -Almanya’yla birlikte- iki büyük güçten birini oluşturan Japonya’nın başbakanı Koizumi’nin Türkiye’ye yaptığı bu gezi, sanki çok önemsiz bir ülkenin başkanı gibi gelip geçti.. Bunda, Türkiye’nin uzuuun bir tatil döneminden geçişi de etkili olmuş olmalı..

Türkiye gibi, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik buhranlardan çıkmaya çalışan bir ülkenin bu kadar uzun süre tatilde oluşunu gıpta ile mi temaşa etmiştir Koizumi; yoksa hayretle mi, bilmiyorum.

Sadece şunu biliyorum ki, birkaç sene önce, Japon hükûmeti, haftalık iş saatini 45 saatten 42 saate indirmek istediğinde, en başta da İşçi Sendikaları bu iş saati azaltım projesine şiddetle karşı çıkmış idiler; ‘Biz bir savaştan yenik çıkmış bir ülkeyiz. Bu kadar az iş saatiyle, dünyayı nasıl yakalayabiliriz?’ diye.. Yıllarca önce, bir Japon sendikacının, ‘Amerika bizi 1945’de iki Atom bombasıyla vurdu.. Biz bu büyük facianın intikamını almak için, kendi atom bombamızı kullanmaya kararlıyız. Ancak, bizim Atom bombamız, ‘iş gücümüz, teknolojik kabiliyetimiz ve çalışma azmimiz’dir!’ şeklindeki sözlerini hatırladım. Ve, dediklerini de yapmışlardı.. Japonların ‘işkolik’ diye nitelenmeleri boşuna değil..

Hatırlıyalım ki, Osmanlı’daki sanayileşme hamleleri ile, Japonların 1890’lardaki Meiji (Işık) Hareketi’ aynı döneme rastlar.. Ama, onlar 25-30 senede modern teknolojiyi yakalamışlardır da; biz, ‘gardrob devrimciliği’ saçmalıklarıyla meşgul olmuşuzdur; hâlâ da olduğu üzere.. Koizumi ise, Türkiye’de, en çok da, ‘Dünyada, ibadet ederken, diz üstü çöken başka bir halkın olması’na dikkat etmiş, memnuniyetini dile getirmiş..

Bu inceliği, bizdeki ‘taife-i laicus’un anlaması kolay olmasa gerek.. Çünkü, bizdeki ‘mütegallibe zümresi’ ise, kendi yakınlarının cenaze namazlarını, bile hep aşağıladıkları müslüman halk’a kıldırmayı açıkgözlük sanırlar.. Ve, resmî mesaî saatlerinin, Cuma namazı saatine göre düzenlenmesi isteklerine bile, -laikliğe aykırılık gerekçesiyle- kesinlikle karşı çıkarlar.. Lakin, Ramazan ve Kurban bayramlarında bol bol tatil yapmayı hiç ihmal etmezler.

‘Resmî bayram’ günleri ayrı; Ramazan Bayramında 3, Kurban Bayramı’nda 4 gün ‘tatil’ yapılıyor.. Bu, şer’î bir gereklilik de değil.. Hele de, bu 3 veya 4 günlük tatiller haftanın ortasına denk gelirse, 9 gün sürebiliyor. Ve bu kadar uzun süre ‘tatil’ yapmaktan, yani ‘âtıl’ vaziyette beklemekten yorulmuyor mu, toplumumuz?  Ve, toplum olarak gerçekten de böylesi tatilleri hak ettik mi?

Günlük hayatın dağdağaları, stresi içinde, şöyle birkaç gün istirahat ve eşi-dostun, akraba-y’ı taallûkatın, hatta, mezarların ziyaretine vesile olması açısından, tatiller güzel de olabilir.. Ama, çaresizlik, yoksulluk içinde, üstelik bu hallerini daha bir derinden duyarak, uzuuun tatil günlerinde yalnızlığın, çaresizliğin acısını daha bir yudumlayan sosyal kesimlerin olduğunu ve onlar için bu uzun tatil günlerinin geçmek bilmediğini de unutmamak gerekir. Evet, parasız, çaresiz, gelen-gideni veya gidip geleceği yerleri olmayan, kişi ve aileler için bu uzun tatillerin bir musîbet haline geleceği de düşünülmeli değil mi?

Keza, biz bu kadar çok ve uzuuun tatiller yapabilmeyi hak eden bir toplum olup olmadığımızı düşündük mü? Hele de, Müslüman insanlar ve toplumlar, sürekli ve herkesten daha çok çalışmakla mükellef iken..

Evet, bizim dinimiz, hareket dinidir, devamlı çalışmayı emreden; ‘yorulunca, tekrar yorulmak’, yani meşguliyet alanını değiştirmek sûretiyle  istirahat etmek usûlünü tavsiye eden bir dindir.. Hattâ o kadar ki, Cuma günü bile, sadece namazı vaktinde, işin-gücün, ticaretin bırakılması emredilir, bütün gün değil..

İhtiyaç ve çalışma arzusu içinde olan insanlar, elbette ki bu bayram tatillerinde de, boş durmuyorlar; evlerinde, bağ-bahçelerinde, tarlalarında daha önce zaman ayıramadıkları işleri yapıyorlar veya aile ziyaretleriyle, sosyal bünyenin takviyesine dolaylı bir katkıda bulunuyorlar.Ancak, son yıllarda, hattâ orta halli kimselerin bile, tatilleri, aileden kaçınmak ve ‘tatil merkezlerine akın etmek’ gibi bir alışkanlığa, bir ‘güç gösterisi’ne, bir sosyal tembellik yarışmasına dönüştürdüğü de gözden ırak tutulmamalıdır.Bu uzun tatillere, artık bir mâkul çözüm yolu bulunmalı değil mi?

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.