Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Allah’ ve ‘tanrı’ adına ceza açıklamaktan hedef, ne?
Cumartesi, 21 Ocak 2006 - (14:42)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Konu içinde sıkça kullanılacak olan ‘tanrı’ ve ‘Allah’ kelimelerinin yerli yerinde kullanılmasının gereği açısından, hemen baştan belirtmeliyim ki, ‘Tanrı, İlah, Dieu, God, Gott veya Theo, vs.’  denilince, ‘Allah’ denilmek istenmiş olabilir de, olmayabilir de.. Onun için, ‘Tanrı’dan sözedildiğinde, gerçekten de Allah’dan mı sözedilmiştir; yoksa, başka ‘tanrı’ anlayışlarından mı; bunun kesin olarak bilinmesi zordur. Ve amma, Allah denilince, anlaşılan ancak, Müslümanların ilahı, tanrısıdır. Ve, hele günümüzde, hristiyanlıktaki ‘tanrı/ ilah’ inancıyla, İslam’daki ‘Allah’ inancının çok farklı mahiyetlerde anlaşıldığını da belirtmekte fayda vardır..

Bu açıklamadan sonra, ‘Allah’ ve ‘tanrı’ adına, hele de ceza açıklamak yetkisinin ortaya çıkardığı problemli duruma geçebiliriz.. Bu konudaki değerlendirmelerin genelde çok gelişigüzel yapıldığını düşündüğümden, temkinli olunması gerektiğine, öteden beri sık sık değindiğimi ve bu yüzden,  bazılarından ilginç eleştiriler aldığımı de belirtmeliyim.

17 Ağustos 99/ ‘Büyük Marmara Depremi’ ertesinde yazdığım yazılarda, geçmişteki bazı yanlış değerlendirmeleri hatırlatarak, Müslüman hassasiyeti taşıyanların bundan kaçınması gerektiğini ifade etmiştim.. Buna rağmen, bazı ‘ünlü’ kimselerin, ‘filanca zât’ın rüyasına dayanarak, ‘o büyük felakette ölenlerden hiçbirisinin Cennet’e gitmediği’ne dair, zâlimâne hezeyanlarıyla yine de karşılaşılmıştı; o büyük acıya karşı, ‘inanç’ adına nanik yaparcasına..

Geçen sene Güneydoğu Asya’da nice şehirleri ve 400 bini aşkın insanı yutan ‘Tsunami Felaketi’ sırasında da, ‘o bölgenin çok fâsid olduğu’ ve ‘gazab-ı ilahî’nin bu yüzden oraya isabet ettiği gibi benzer yorumlarla karşılaşılmıştı. Halbuki, o facianın kurbanlarının üçte biri, Endonezya’nın en mütedeyyin insanlarının bulunduğu yöre olarak bilinen Açe eyaletindendi..

Birkaç ay önce, B.Amerika’da, bir kasırga ve su baskınında onbinlere varan insan, ‘timsah ve köpek balıklarına yem olduğu’nda da, USA emperyalizmine duyulan hışm ile, bu faciaya sevinenler bile olmuş ve buna mukabil, bu sütunlarda, ‘Allah adına ceza’ açıklamak acûlluğuna düşmesinin yanlışlığına değindiğimde, yığınla tepkiler almıştım. Halbuki, can veren onbinlerin büyük bir kısmı, üstelik de zavallı, fukara zenci halk idi..

Elbette ki, ‘sünnetullah’ gereği cereyan eden bu gibi tabiat hadiselerinin oluşumunda, ‘takdir-i ilahî’nin olduğu açıktır.. Ancak, bu ‘takdir ve hikmet-i ilahî’ler karşısında, kişinin kendisini, ancak, ‘Allah adına ceza açıklamak’ mevkıinde görüp, asıl hikmetin, insanî hasletlerin imtihana tâbi tutulduğunu hatırlamaması ilginç değil midir?

Üç ay kadar önce Pakistan’da yaşanan ve yüzbinden fazla can kaybına vesile olduğu anlaşılan büyük deprem üzerine de benzer suçlama yapanlar; hattâ,  ‘General Muşerref‘in siyonist İsrail rejimini tanımak yolundaki çabalarına karşı bir ilahî ceza olduğunu keşf veya iddia’ edenler görüldü.. Halbuki, hemen  her felakete karşısında yapılan bu gibi yorumlar, Âkif’in ‘Niçin başkası suçlu da, başkası mahkûm?’ şeklindeki isyankâr bühtanını da akla getirmez mi? 

Bu gibi felaketler karşısında ‘takdir-i ilahî’ ve ‘gazab-ı ilâhî’ nitelemelerine sadece Müslümanlar arasında rastlanmıyor. Nitekim, evvelki gün, New Orleans Belediye Başkanı Ray Nagin de, insan hakları mücadelecisi Martin Luther King’in doğum günü merasiminde yaptığı konuşmada, ‘Tanrı, Amerika’ya kesinlikle kızgın. O bize kasırga gönderdi, sonra bir kasırga daha gönderdi ve buraları yerle bir etti...’ diyordu. Aynı toplantıda, USA eski başkanı Bill Clinton’un eşi Hillary bile, ‘Bush hükûmeti, Amerikan tarihinin gördüğü en kötü hükûmettir.. Bush Hükûmeti’nin o felaketler sırasındaki duyarsızlığı karşısında, ben sizlerden Amerikan halkı ve devleti adına özür diliyorum..’  derken; Nagin, ‘zenci halkın bu kadar ağır felaketler yaşamasını’  da ‘siyahlar birbirine nefret besliyor; elbette bu gibi felaketler gelir.’ diye izah ediyor; tepkiler alınca ise, ‘Dikkat çekmek için öyle konuştuğunu, bu faciaların Tanrı ile bir ilgisinin olmadığını’ söyleyip özür diliyordu. Halbuki, bu sözleri de ilk sözleri kadar yanlıştı.. Çünkü, ‘tanrı’ inancı sahib insanlar nezdinde, O’nun iradesi dışında hiç bir şeyin olamıyacağına inanmak da gereklidir. Yani,  ‘kaadir-i mutlak’lık, tanrı’ inancının ayrılamaz sıfatıdır.. Ve, hiç bir şey, O’nun iradesi dışında olamaz.

Ama, beşerin karşılaştığı en büyük musîbetlerden birisi de, ‘şerr’e odaklanmış insan değil midir? Asıl mes’ele, ilahî irade’ karşısında, kişinin kendisini bir ‘cebriyeci’ veya ‘kaderiyeci’ anlayışla, sorumsuz zannetmemesidir. Aksi halde, ‘insan’a yapacak bir şey kalmaz. Halbuki, Allah’u Tealâ, kainatın şekillenmesinde, ‘insan’ı da hayır ve şerr kutublarında vazifelendirmiştir. Ve ‘irade-i külliye’ sınırlarıyla kuşatılmış insan, kendisine verilen ‘irade-i cuz’iyye’ ile, ‘hayr’ ve ‘şerr’ kutublarından birini seçmek ve bu seçimin sonuçlarına da  katlanmak durumundadır.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.