Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Kosova’nın rûhuna yabancı bir ölü ve inanç-toprak ilişkisi
Pazartesi, 30 Ocak 2006 - (12:48)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Saîd Halîm Paşa, son 200 yılımızda, İslamî bir düşünce yapısına, dünya görüşüne sahib üç-beş sadrâzam/ başbakan’dan birisidir.. Paşanın bir resmini görmüştüm, 30 yıl öncelerde.. Resmin altına da kendi elyazısıyla şöyle yazmıştı: ’Muselmanın nazarında vatan, inancının hayata hâkim olduğu yerdir..’

Ne kadar nefîs bir tesbit.. (Açıktır ki, bir zamanlar inancımızın hayata hâkim olduğu ve amma şimdi o niteliğinden uzaklaştırıldığı yerler de, yine ‘vatan’dır; ama, gasbedilmiş ve istirdad edilmeyi, geri alınmayı ve bunun için de meşrû olan her mücadelenin verilmesini bekleyen bir vatan..)

Müslüman nazarında ‘vatan’ mefhumunun geçirdiği merhalelere bakınız ki,  125 yıl öncelerde, Nâmık Kemâl bile, ‘vatan’ı, ‘Kâbe’yi merkez ittihaz etmiş bir coğrafya’ olarak ifade ederken; Ziya Gökalp’in mısralarında ise, ‘Vatan ne Türkiye’dir türklere, ne Türkistan,/ Vatan, büyük ve müebbed (sonsuz) bir ülkedir: Turan..’ gibi efsane-ideallere dönüşüvermişti..

Dahası, ömrünün ilk yarısında vatanın bir köşesi olarak Mısır’da memuriyet hizmeti yapan Mehmed Âkif bile, daha sonra, ayrı bir ülke haline gelen Mısır’a gitmiş, ama, orada 11 yıl yaşadıktan sonra, hastalığının ilerlemiş döneminde, -yakın çevresi tarafından dile getirildiği üzere-Vatanımda ölmek isterim..’ diyerek İstanbul’a dönmüştü.. Halbuki, yakın dostu Saîd Halim Paşa’nın ölçüsünce, ‘vatan’ olmak açısından, Türkiye ve Mısır diye adlandırılan yeni ülkelerin durumu arasında bir fark yoktu. Ama, demek ki, ‘vatan’ mefhumu onda bile daha bir değişime uğramış ve daralmıştı..

Bugün ise, ‘I. Dünya Savaşı’nın galib güçleri olan emperyalistler tarafından belirlenen sınırlar içindeki Anadolu dışında kalan her yer, bir çok Anadolu müslümanının düşüncesinde bile, artık ‘vatan’ sayılmamaya başlanmıştır.

Bu konulara niçin mi girdim?

Kosova lideri İbrahim Ruguva vefatı üzerine, bir şeyler yazmak istediğim için.. Kosova, son 600 yılımızda, vatanın en aziz köşelerinden biriydi. İslam’ın Balkanlar’daki bir manevî uçbeyliği halinde, Sultan Murâd-ı Hudâvendigâr’ın türbesine evsahibliği yapan ve kalblerimizin atışını değiştiren bir belde..

Ama, 1912-13’lerde arnavud kavmiyetçilerinin tutuşturduğu (Osmanlı’ya karşı, müslüman bir halk adına ilk isyan örneği olması açısından özel bir yeri olan), Arnavutluk İsyanı’ ateşinin de ilk tutuşturulduğu mekan!..

Kendi babası da, Kosova’nın merkezi Priştina’ya yakın İpek şehrinden olan Mehmed Âkif, o günleri, (hicrî-qamerî, 28 Rebiulevvel 1331 / miladî, Şubat 1913 tarihli) bir şiirinde, nasıl anlatıyordu: ‘… Nerde olsan çıkıyor karşıma, bir kanlı ova,/ Sen misin, yoksa hayâlin mi? Vefâsız Kosova!/(…) Birinin ırzı heder,  diğerinin hûnu (kanı) helâl, / İşte ey unsur-u ısyan, bu elîm izmihlâl../ Seni tahrik eden üç beş alığın ma’rifeti, /Ya neden beklemiyordun bu rezil âkıbeti?/ Hani, milliyetin İslam idi.. Kavmiyet ne?/ Sarılıp sımsıkı dursaydın ya, milliyetine../  Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatte yeri?/ Küfr olur, başka değil; kavmini sürmek ileri.. (…)En büyük düşmanıdır rûh-ı Nebî, tefrikanın;/ Adı batsın onu İslam’a sokan, kaltabanın!. (…) Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz../ Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz../ Bunu benden duyunuz, ben ki evet, arnavudum../ Başka bir şey diyemem.. İşte perişan yurdum!..’  

Balkanlar’ın kalbi, bir insanın ömrü kadar bile dayanamadı, o sancılara.. Neler neler çekti Balkanlar.. Osmanlı dağıldı, krallıklar geldi, sonra ‘2. Dünya Savaşı’ ve Alman işgali.. Ve ardından, komünist rejimlerin 60 yılı bulan hâkimiyeti.. Ve sonra. Yugoslavya’nın dağılması.. Hele korkunç Bosna Trajedisi... Ve o buhranın içinde, müslüman kimliğiyle dünyada saygı uyandıran bir Ali İzzet Begoviç.. Ve sonra Kosova Buhranı’nda ise, sivrilen bir İbrahîm Rugova.. Begoviç’in tam tersi yönde bir kişilik..

Gerçi, Rugova, Balkanlar’daki çoğu liderler tam bir ‘savaş delisi’ haline dönüştüğü bir sırada, ısrarla ‘barışçı bir çizgi’ tutturabilen ve bunun için de, (Balkanlar’ın ‘Gandhi’si’) olarak anılan biriydi; ama, arnavut kavmiyetçiliğini kendisine bayrak edindiğinden, arnavud halkının inanç yapısına uzak düştü..

‘Annem- babam müslümandı, ben ateistim..’ demişti, 5 yıl öncelerde; bir fransız gazetesinde yayınlanan (ve yalanlanmayan) beyanatında.. Daha sonra ise.. Hristiyanlara büyük avantajlar sağlamanın ötesinde, kendisinin hristiyan olduğu söylentilerine de zemin hazırlamıştı.. (Ben, hristiyanlıkla arnavud kültürünün karması bir kimseyim..) diyordu, son zamanlarda.. Bundan neyi kasdettiği pek açık değildi.. Bunu bazıları, Kosova arnavud halkının yüzde 90’ını oluşturan Müslümanların kültürüne; bazıları ise, hristiyanlık öncesi çağların pagan (putperest) kültürünün işareti sayıyordu..

Perşembe günü yapılacak cenaze merasiminde, Rugova’ya hangi dinin ‘defin usûlü’nün uygulanacağı, bu satırların yazıldığı saatlerde henüz de belli değildi.. Âkif’in mısralarını derin bir esefle, bir daha okumanın zamanıdır..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.