Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Yargıçlar diktatoryası’, adım adım gelirken
Salı, 14 Şubat 2006 - (13:01)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Tayyib Bey’e yakıştıramadığım bir sözü üzerine, dün yazdığım yazıdan dolayı, bazlıları, ‘Bizim içimizden yetişen birisine, herkes, sırf o yüzden dolayı yüklenirken, sen de mi?’ diye serzenişte bulundular. Karşılık olarak, ‘Ben de, tam işte onun için eleştirdim!’ diyorum.. Şimdi ide, bazılarınca Tayyîb Bey’in avukatlığına soyunduğum gibi suçlamalara uğrayabilecek bir konu..

Kadîm dostlardan Doç. Nedîm Orhon Hoca, 11 Şubat günü, Türkiye saatiyle 17.30 sularında, TV5’de mâlûm ‘karikatür mes’elesi’ dolayısıyla yayınlanan bir açık oturumda konuşuyor ve ‘Bizim inanç değerlerimize karşı itiraz etmek gücü varken, hiç sesini çıkarmayanın imanı tehlikeye girer.. Tek kelime konuşmadılar!’ gibi cümleleri sıralıyordu.. Sanki, dilinin altında, birilerine yönelik özel bir eleştiri var gibiydi.. Nitekim, proğram sunucusu bile, bu sözlerden Başbakan’ın kasdedildiğini anlamış olmalı ki, -genel çerçevesiyle-Ama, Başbakan’ın, bu gibi konuların medeniyetlerarası dialog ve hoşgörüyü zedeliyeceğine dair mektub yazdığı bildiriliyor..’ mânâsında bir hatırlatma yapmak gereğini duydu.. Orhon Hoca’nın ise, kızgınlığı devam ediyordu, ‘Ne yazmış.. Hem o mektublarda hoşgörüden sözediyorsa, yani, o yapılanları kabul ediyor demektir..’ gibi sözler sıraladı..

Doğrusu, Nedim Hoca’ya, bu konudaki gelişmelere gösterdiği bu ilgisizliği ve o ilgisizlikten sonra da, böylesine ağır ithamlar dile getirmesini yakıştıramadım.. Evet, Erdoğan’ı da eleştirelim, amma, hakkını yemeden.. O, geçen hafta, AK Parti Meclis Grubu’nda yaptığı ve haber kanallarından canlı olarak da verilen bu konuşmada bu konuya uzun uzun değindi ve ‘3 ay kadar önce, Danimarka’ya gittiğinde, bu karikatür konusunu Başbakan Rasmussen’e açtığını ve amma, onun bu konunun önemini kavramadığını’ açıkça dile getirdi.. Arkasından, (halkı müslüman olan) ‘11 ülkenin Kopenhag’daki elçilerinin Rasmussen’e yazdığı ortak itiraz mektubunun altında, TC Büyükelçisi’nin de bulunduğunu’ hatırlattı.. (Ki, o günlerde, laik TC medyasında, bu yüzden, ‘Böyle bir bildiriye laik bir rejimin büyükelçisi nasıl imza atabilir?’ gibi yazılar yazıldığını da hatırlayalım..) Tayyîb Bey, daha sonra, İspanya Başbakanı Zapatero ile birlikte hazırladıkları, ‘kültür ve medeniyetlerarası dialog’la ilgili bir AB bildirisinde, ‘anti-semitizm’in (yahudi düşmanlığı’nın) insanlık suçu olarak görüldüğü’ne dair bir ibarenin hemen devamına, ‘İslamofobia (İslam korkusu yayma)’nın da insanlık suçu sayılması gerektiği’ni eklettiğini ve bunları takib ederken, aylarca sonra, her ne olduysa, ‘son 15-20 gün içinde, bir yerlerden düğmeye basılıp, konunun Avrupa’nın başka ülkelerinin medya organlarına da yayıldığını’ ifade etti ve ‘bunun ifade hürriyeti adına asla kabul edilemezliğini’ açıkça dile getirdi. Dahası, Erdoğan’ın Rasmussen’le, ‘Roj Tv.’ üzerine yaptığı ve toplantıyı terkettiği gerilimli görüşmenin perde gerisinde de, bu karikatür meselesinin olduğu da yeni anlaşıldı.

Böyleyken, ‘sessiz diplomasi’ usûlüyle yapılan bu çabaların son haftada su yüzüne çıkan bu ipuçlarını da görmeden, kolay yolun seçilip ‘imanın tehlikeye atılması’ gibi, bazılarınca ‘tekfir mekanizması’na da dönüşebilecek suçlamalara yönelmenin tehlike ve sorumluluğu gözönüne getirilmeli değil midir? Nitekim, ‘İslam dünyası ayaktayken, Ankara’daki hükûmet çevrelerinin utandırıcı bir şekilde sessiz kaldıklarını’ manşetlerine çeken bazı yayın organlarının, Erdoğan ve Abdullah Gülün bu konudaki çabalarını ve Erdoğan’ın bu konudaki son konuşmasını bile, hitab ettikleri kesimlere yansıtmaktan dikkatle kaçınan anlayışa paralel bir şekilde görmezlikten gelmek ve ‘imanı tehlikeye atmak’ gibi tehlikeli çağrışımlara yönelmek, şer’an da sorumluluk gerektirmez mi?

Bu hatırlatmadan sonra, gelelim, Danıştay denilen idarî yargı kurumunun son aldığı ve İslamî örtüye, ‘sokakta bile yasak getirme planı’nın ilk merhalesine..

Ki, YÖK Başkanı, bu çabanın ‘evlerin içine kadar bile genişletilebileceği’ gibi diktatörce eğilimleri de dile getirmiştir. Bu, tehlikeli ve sonu, ‘yargıçlar diktatoryası’na varacak gelişmelere Müslüman halkımız gerekli hassasiyeti ve tepkiyi göstermezse, sonra çok kalınmış olunacaktır.. Ve unutmayalım ki, bugünkü yasaklar, hukuk adına, 1989’da da Danıştay’ın kararıyla geliştirilmiş ve onu Anayasa Mahkemesi takib etmişti.. Şimdi, Danıştay yine devrede..

Gerçi, bu konuda hem Tayyîb Erdoğan ve hem de Abdullah Gül, Danıştay’ın son kararına karşı kesin bir tavır sergilediler; ama, ‘taife-i laicusun, şirretliği ve şeytanî planları son kertesine vardırmaya kararlı olduğu da görülmeli..

Bir daha anlaşılmalıdır ki, ‘TC, bir ‘kurumlar rejimidir’, ve bu ‘kurum’lar, askerî darbelerle zorla kabul ettirilen anayasalarla, dokunulmazlık zırhına büründürülüp, ‘millet adına..’ diye hükmetmektedirler; ama, milletin iradesini de, inançlarını, hayata dair aslî değerlerini de hiçe sayarak!.

Ve Meclis’in çıkaracağı kanunları da, ya, C. Başkanı ‘veto’; ya da, Danıştay veya Anayasa Mahkemesi ibtal etmekte.. Yani, ‘millî irade, çıkmaz’da.. Ve konu, sanıldığı gibi basit değil.. ‘Millî irade’yi temsil eden Meclis, C. Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargı, YÖK, vs. gibi kurumların yetkilerini kısacak adımlar atmadıkça, derin sosyal çatışmalar kapıdadır.. Bu durumda, milletin aslî değerlerinin yanında olanlar da, saflarını daha bir muhkemleştirmelidirler..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.