Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Irak’ta korkulan oluyor mu?
Cuma, 03 Mart 2006 - (02:59)
İbrahim Marashi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Irak’ta El-Kaide örgütü tarafından yapıldığı öne sürülen 22 Şubat’ta Samarra’daki Al-Askari Türbesi’ne yönelik bombalama olayı Irak’taki mezhebe dayalı şiddetin eşi görülmemiş bir seviyeye ulaştığını ortaya çıkardı.

El-Kaide grubu Irak’ta aynı zamanda hem Sünnîlere hem de Şiilere saldırmakla birlikte öfkesini daha çok İslâm’ın “dışında kaldıkları”, ABD’nin “işbirlikçileri” olduklarını öne sürerek Şiiler üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Daha önceki saldırılar esnasında Iraklı liderler sükûnet çağrısı yapmış ve Iraklılar da bu çağrıya uymuşlardı. Bununla birlikte İmam Ali al-Hadi’nin medfun bulunduğu camiye karşı gerçekleştirilen saldırı, türbenin sembolik önemi nedeniyle Şiiler için son derece provokatif bir eylemdir. Ülke içinde saldırıdan sonra patlak veren Sünnî-Şii çatışması, bu açıdan bir sürpriz olmamalıdır.

Mezhep gerginlikleri Irak’ta bu hadiseden önce de bir çıban başı oluşturuyordu. Irak gözlemcileri, saldırının bir iç savaşı tetikleyeceği değerlendirmesi yaparken ben “sessiz” bir iç savaşın bu hadiseden çok daha önce zaten başlamış olduğunu iddia ediyorum. Kürtler ile Türkmenler arasında ve Sünnî Araplar ile Şiiler arasındaki çatışmalar zaten tehlikeli bir düzeyde seyrediyordu; fakat Amerikan kuvvetlerine karşı Irak’ta girişilen saldırı haberlerinin hakim olduğu medyada manşet olamıyordu.

Mezhep çatışmaları artabilir mi?

Bu saldırıya tepkiler kendisini iki şekilde gösterebilir. Irak’taki hadiseler 1992’de Hindistan’da Barbari Camii’nin yıkımı ile Hintli Müslümanlar ile Hindular arasında patlak veren ancak hükümet kuvvetlerinin müdahale etmesinden sonra bastırılan kitlesel dinî şiddetle karşılaştırılabilir. Ya da hadise, 1975’te Lübnan’daki Maruni Hıristiyan Kilisesi’ne karşı yapılan saldırı ile karşılaştırılabilir. Bu hadise bir dizi misilleme hareketinin kıvılcımı olmuş ve 1991’e kadar süren Lübnan iç savaşına yol açmıştı. Irak şu anda saldırıdan sonra gerçekleşen ve sürekli artmakta olan misillemelere sahne olmaktadır. Hadiseden sonra Sünnî camileri hedef alınmış, daha sonra başka Şii camileri saldırıya uğramış, bu da tekrar daha başka Sünnî camilerine karşı saldırıya girişilmesine sebep olmuştur. Bu saldırılar 150’den fazla kişinin ölümüne yol açmış ve gündüz sokağa çıkma yasağına rağmen meydana gelmiştir.

Irak güvenlik güçlerinin sayılarının saldırıları engellemeye yetmediği ortaya çıkmıştır. Öte yandan, bazı hadiselerde silahlı isyancı grupların açtıkları ateşe maruz kalanlar güvenlik güçlerinin kendisi olmuştur. Şii dinî lider Muqtada al-Sadr’ın kendi Mehdi Ordusu’nun Şiileri savunmaya hazır olduğunu söylemesi Şiilerin çoğunluğunun Irak’taki resmî güvenlik güçlerinin kendilerini koruma kapasitesine sahip olmadığını düşündüklerinin ve güvenlik için özel silahlı birlikler oluşturma arayışında olduklarının bir göstergesidir. Sünnî Arapların da aynısını yapmaları kuvvetle muhtemeldir. Sadr’a bağlı silahlı kişiler halihazırda zaten silahlı Sünnî gruplarla çatışmaya girmektedirler ki, bu bir iç savaşın unsurlarının mevcut olduğunu göstermektedir. Bu trend Irak halkını oluşturan unsurların ülkenin gelişen güvenlik güçlerinin dahilî şiddeti engellemeyi başarabileceğine inanmadıklarını göstermektedir. Bu nedenle, ortaya çıkan şiddet, ABD’de Amerikan güçlerinin ülkeden çekildiği zaman ne olacağı konusundaki tartışmayla da doğrudan ilgilidir.

Ayetullah Sistani faktörü

Irak’taki durumu dışarıdan gözlemleyenler sıklıkla yakın zamanda ülkenin etnik Kürtler ile Araplar ve mezhebe bağlı olarak Sünnî ve Şii Müslümanlar arasında bir iç savaşla karşı karşıya kalacağı öngörüsünde bulundular. Bu tür kötümser tahminler, sadece Saddam Hüseyin’in güçlü savaş taktiklerinin ülkeyi bir arada tuttuğu düşüncesini geçersiz kılmak suretiyle bu üç etnik topluluğun seksen yıl boyunca bir arada var olmayı başardığını görmezden gelmekte ve genellikle sadece spekülasyona dayanmaktaydı.

‘İhtilaf çözümü’ konulu derslerimde öğrencilerime Ortadoğu hakkında etnik ve mezhep farklılıklarının zorunlu olarak şiddete dayalı çatışmalara götürmeyeceğini; fakat daha çok politikacılar ile bölgesel liderlerin bu toplulukları iç savaşlara ve dahilî çekişmelere sevk ettiklerini öğretiyorum. Irak halkı arasında hâlâ güçlü bir “Iraklılık” duygusunun var olduğunu düşünüyorum, bununla birlikte Kürtler, Sünnîler ve Şiiler arasında bu hadiseden sonra Iraklıları birbirleri ile çatışmaya yöneltebilecek liderler ile politikacıların da ortaya çıkmakta olduğu bir gerçektir.

Irak’ta bir iç savaş ihtimali mevcuttur. Irak’ın güvenliğinden sorumlu olan ABD’nin başarısızlığının nedeni, bu tür bir çatışmanın yakın olduğuna dair alametleri görmeyi ihmal etmesinden kaynaklanmaktadır. Samarra’daki caminin sözcülerinin “Irak’a terörizmi getiren Amerika’ya ölüm!” diye slogan atması bazı Iraklıların da böyle hissettiklerini göstermektedir. Irak’taki Şii ve Sünnî Araplar ile Kürtler arasındaki farklılıklar her zaman var olmakla birlikte bu tür ayrılıklar hiçbir zaman açıktan tartışılmamıştı ve 2003’te Baas hükümetinin düşmesinden sonra ortaya çıkan Irak medyasında da dikkat çekecek derecede mevcut değildi. Fikir ayrılıkları Irak kamuoyu gündeminde 2005’ten itibaren yavaş yavaş artmıştır.

Irak’taki resmî söylem, özellikle Ekim 2005’teki anayasa tartışmaları ve 15 Aralık 2005’teki seçimler esnasında etnik ve mezhebe dayalı kavramların artan bir şekilde kullanılmasının önünü açmıştır. Partiler ideolojik meseleler etrafında faaliyet göstermemiş, daha ziyade Irak’taki etnik ve mezhep topluluklarını temsil etmek adına kurulmuşlardır. Irak’taki hiçbir siyasî oluşum Irak’ın etnik-mezhebî ayrılıklarının ötesine geçememiş ve bu nedenle seçimin galipleri de, bizzat Irak ulusunun değil de, Irak’taki Şiilerin, Sünnîlerin ve Kürtlerin amaçlarını gerçekleştirmeye çalışanlar olmuştur.

Irak’taki bütün bu siyasî oluşumlar, uydu kanalları, kurulu TV istasyonları ve gazeteler gibi kendi iletişim vasıtalarına sahiptirler ve şayet isterlerse kendi seçmenleri arasındaki etnik-mezhebî gerilimleri azaltma veya artırma gücüne de sahiptirler. Şu anda Irak’ın bulunduğu durum budur. Saldırılardan sadece birkaç gün sonra, Irak’taki farklı oluşumlar sahip oldukları gücü, durumu düzeltmek için mi yoksa daha da kötüleştirmek için mi kullanacakları konusunda bir tercihte bulunmak zorundadırlar.

Büyük Ayetullah Sistani kendi dinî otoritesini Iraklıları saldırılara karşı yürüyüş ve protesto yapma çağrısı yaparak ve hassaten Sünnî camilerine saldırı yapılmasını yasaklamak için kullandı. Buna rağmen, Sünnî liderler, Iraklılara yaptığı gösteri çağrısının Sünnîlere karşı şiddete dönüşmesine yol açacağı düşüncesiyle Sistani’yi dolaylı bir şekilde eleştirdiler. Ulusal bir hükümet oluşturmak amacıyla müzakere halinde bulunan Sünnî Arap partileri, Irak’ın Şii başbakanı İbrahim Al-Caferii’nin şiddeti durdurmakta başarısız kaldığı şeklindeki basit suçlamalardan sonra artık süreci boykot etmektedirler.

Bu hadiselerden sonra Irak’ın geleceği hakkındaki beklentiler kötümserdir. Bununla birlikte, ihtiyatlı bir iyimserlik için de bazı imkanlar mevcuttur. Iraklılar, Sünnîler ve Şiiler bir arada, el ele gösteri yaparak şiddeti kınamaktadırlar. Samarra Türbesi’ne atılan bombanın sadece bir Şii anıtına saldırı anlamına gelmediğini; fakat bütün Iraklıların ıstırap çekeceği bir duruma götürdüğünün farkına varmışlardır.

Bu yazıyı Zaman için kaleme alan Oxford Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. El-Marashi, İstanbul’da Sabancı Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesidir.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'İbrahim Marashi'in Diğer Yazıları
   İsrail, Ortadoğu’yu ateşe veriyor, ama...
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.