Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İslami Serüvenin Nihilist Yaklaşıma Yenik Düşmesi ve/veya Nihilist Yaklaşımın Damardan Girişi
Pazartesi, 20 Haziran 2005 - (11:49)
Abdulaziz Tantik
İslam Dünyası

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Nihilizmi bir değer çözücü olarak okuyacak olursak eğer belirli aşamalarda İslami serüven üzerine yapılan baskılarla (siyasi, sosyal, bireysel ve toplumsal) idealize edilen hayatlar karşısında yenik düşerek bir değer erozyonuna tabi kılındığını ifade edebiliriz.


İslami serüvenin geldiği konum itibarıyla yorumlandığında; kendisini bu serüvene bağlı hisseden büyük bir kesimin bugün kaçış yolları aradığı bir zaman aralığını yaşarken; varolan değerlere yönelik boş vermişlikleri dikkate alarak bir nihilist; yani değer çözücü bir yaklaşımın adım adım inşa edildiğini görememek önemli bir handikap olarak önümüzde durmaktadır. 

Nihilizmi bir değer çözücü olarak okuyacak olursak eğer belirli aşamalarda İslami serüven üzerine yapılan baskılarla (siyasi, sosyal, bireysel ve toplumsal) idealize edilen hayatlar karşısında yenik düşerek bir değer erozyonuna tabi kılındığını ifade edebiliriz. Militan yaklaşımların yerini liberal yaklaşımlara bıraktığını bilmeyenimiz yoktur. Bu durumun bir analizini yapmak ve erimenin nedenleri üzerine ciddi bir şekilde durmak entelektüel boyut açısından elzem olmaktadır. Bu konudaki yaklaşımlarımız birebir bu serüveni yaşama ve tanıklığını yapmakla ilişkili olduğunu belirtmekte fayda vardır. 

Dün uğruna feda edilmeyecek bir değer tanımayan insan bu gün ne oldu da artık feda edecek gücü ve takati kalmadı. Ancak yapılacak doğru okumalar sayesinde bu durumun bir açıklamasını yapma imkanı elde edebiliriz. Bu yaklaşımı bana ilham eden olaylardan bir tanesi de şudur: sokakta el ele, kol kola gezmeye alışık olduğumuz halde bir işe geliş vaktinde güpegündüz sokak ortasında başı örtülü bir kızımızın el ele olduğu erkekle dudak dudağa öpüşmesi beni şoka sokmuştu. Nereden nereye diye kendime sormak durumunda kaldım. Bu kadar acımasız bir değer erozyonu kabul edilebilir bir şey midir? Bu örneklerin çokça yaşandığını biliyoruz. Bu savrulmanın bir açıklaması olmalıydı. Biz neden bu kadar çaba sarf ettikten sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi bugün bütün kazanımlarımızı geriye itiyoruz. Sizce de düşünmeye değmez mi? 

O zaman bizde bu tarihi serüvende nerelerde bize sunulan oltalara takıldık bir bakalım. Öncelikle kendi yaşamsal alanının oluşturulmasında dış güçlerin katkısı olan bir değerin sağlam bir zemine oturtulması zordur. Emperyalist güçlerin 'yeşil kuşak' projesi adı altında gerçekleştirdikleri ve gündeme taşıdıkları İslami anlayışın bugün bizi hangi konumlara ittiğini görmemiz önem kazanmaktadır. Sonu şiddete dayanan, sığ, kaba, güdülenmeye açık, aldatılmaya yatkın bir eğilim yeşertildi. Tarihine düşman ve kendi içinde bir çatışma zemini oluşacak bir yapı. İlk dönemlerin modernist yaklaşımları ve onlara tanınan imkanlar, ahali ile aralarındaki kopukluk ve anlama sorunu bir zaafa işaret ediyordu. Güçlenen hareketin meşruiyet sorunu yaşaması hedeflenen özellikler arasında yeterli yeri buldu. Dini, oryantalist söylemin tesirinde ve kendi dev kültür adamlarını hafifseme yollu faaliyetler bir değer çözücü görevi görmeye başlamıştı. Hepimizin farkında olduğumuz gibi. İslami söylemin halka ve özellikle 'Mus'ab'lar örnek gösterilerek ebeveynlerin tekfir edilmesi, karşılıklı bir değer çözücü ve meşruiyet zeminin ortadan kaldırıcı boyutu bilinmedi. 

Daha yapılanırken kurgulanan bu hatalar zinciri nihilist yaklaşımın gerçekleşmesinin alt yapısını oluşturdu. Bir değer inşa edilirken elbette ki bir değerler çözümüne katkı sağlayacaktır. Bu inkarı kabil olmayan bir durumdur. Ancak; yeniden bir inşa faaliyetinin başlarken altını oymak sadece biz Müslümanlara has bir şeydir. Hatırlayın! Kurtuluş savaşları sonrası İslam dünyası kanı ve canı pahasına kazandığı bütün savaşları masada bırakmıştır. Bu durumun kendisi bile bize neler ihtar etmelidir, değil mi? Tarihi süreç işlerken hep bu serüvenin nasıl yeri geldiğinde raydan çıkarılmasının zemini sağlam tutulmaya çalışıldı. 

Bunun örneklerini; siyasi ve sosyal alanda, bilim ve felsefe alanında, dini ilimlerde görme imkanlarına sahibiz. İktidar, şöhret, makam ve mülkle nasıl yoldan çıkarılabileceği üzerine iyi bir deneyime sahibiz. Siyasi baskılarla serüvene müdahil olunduğu gibi, siyasi iktidarı devrederek de aynı müdahil tavrın uzantısını görmekteyiz. Bir taraftan tekil veya toplumsal topluluklar baskı altına alınıp ekonomik ve siyasi, akademik ve bürokratik engellerle karşılaşırlarken aynı zamanda başka kişilere değerlerinden vazgeçme veya kısmi gizlemeler karşılığında imkanlar bahş edilmiştir. Bu durumun bu serüveni yaşayan kişileri nasıl bir bozgun ile karşı karşıya bırakacağı, tanık olduğumuz bu liberal ve sivil anlayışı bize dayatmaktadır. Liberal ve sivil anlayışın haklı oldukları taraflar olmakla birlikte bir değer çözücü görevi üstlendiklerini belirtmem gerekmektedir. 

İki kıskaç birden devreye sokularak bir değer çözücülük görevi görmektedir. Birinci kıskaç; içerden yetiştirdikleri veya zihinleri iğdiş edilen kişiler tarafından asli değerlere karşı bir saldırı ve olumsuzlama, ikinci kıskaç ise; çift taraflı iş görerek; yani bir taraftan değerden vazgeçmeyen kişilere yönelik tecrit ve yok etme operasyonları, öbür taraftan ise; kendilerini dinleyen uslu çocuklara istedikleri verilerek; yani ceza ve mükafatı devreye sokarak bir 'nihilist' atakta; yani taşıdıkları değerlere karşı şüphe oluşturma ve değersizleştirme operasyonunda bulunuyorlar. Bu söylediklerimiz elbette ki felsefi düzeyde değil ama pratik düzeyde iyi iş gördüğünü teslim etmek gerekmektedir. 

Bu gün yaşananlara bakıldığında görüleceği üzere; İslami serüveni yaşamış insanlarımız bir araya geldiklerinde konuştukları, eyledikleri ve yaptıklarına bakarak bu yaklaşımımızın ne kadar doğru olduğunu görebiliriz. Bir araya gelmelerde; bırakın şu dinciliği, ya hala İslamcılık mı yapıyorsunuz? Kardeşim bana 'din' 'min' anlatmayın. Şimdi kendinize bakın eviniz, arabanız, güzel bir işiniz ve eşiniz var mı? Onu söyleyin. Diyenlere rastlamak sıradan bir vakıa oldu. Evet! Bir değer erozyonu yaşandı. Ahlaki sorunlar diz boyu. Müslümanların Müslüman ahlakına sahip çıkmadığı bir dönemi geride bırakıyoruz, bırakabilir isek eğer; bütün bunlara rağmen bu kadar çabuk çözülmemiz sağlıklı bir duruş değildir. Tesettür alanında ki gelişmeler ise; ayrı bir handikabı bağrında taşıyor. İçler acısı bir durumu içselleştirdiğimizin resmi olarak kayıtlara geçmektedir. Bütün bu durumların ve yaşanan duygusal ve sosyal kırılmaların, ahlakı geri plana iten anlayışların dayandığı temel espri; ideolojilerin birbirinden farkının kalmadığını, buna dinlerin de dahil olduğu yanılsamasıdır. Bu yanılsama bir çok nahoş durumu içselleştirmeyi kamufle ediyor. O yüzden bu durumun bir değerlendirilmesini yapmak ve buna neden olan düşünüş ve eyleyiş biçimlerinin ne olduğuna yönelik tespitleri dile getirmek zorundayız. 

Ben bütün bu gelişmelerin; İslami serüveni yaşayanların bir değer çözücülüğüne tabi tutulduğunu ve buna yönelik çok ciddi siyasi ve sosyal mühendisliklerin devreye sokulduğunu düşünüyorum. Bunu etkileyen unsurların farklı olması bu gerçeği değiştirmeyecektir. Böylesi büyük değişimlerin bir tek etkene indirgenmesi mümkün değildir elbette. Ancak kendi elimizle yaptıklarımızın bir karşılığı olan bu durumun dışarıdan yöneltilen baskıyı göz ardı etmemize olanak vermemelidir. Bu yaklaşımın adı; batıda olduğu gibi, bizde de adını doğru koyacak olursak, nihilist yaklaşım olduğunu tespit etmeliyiz. Bu nihilist yaklaşım kendini ele veren boyutları vardır. Sessizce ve derinden gelerek, tavırları ile hiçbir şeyi kâle almadığını hissettirerek, olumsuz ahlaki zemini de kendine dayanak yaparak nihilist yaklaşımını meşrulaştırıyor. 

Şunu tartışmak önem kazanacaktır. Nihilist felsefi duruş bizim içinde bulunduğumuz bu ahlaki dejenerasyonu yeniden yola koyma konusunda bir imkana işaret edebilir mi? Batı düşünce tarihinde ve yaşam pratiğinde görebildiğimiz kadar nihilizm; bir değer çözücü olarak ve toplumsal veya siyasal baskılara karşı bir başkaldırı olarak işlevselleşmiştir. Kendi ahlaki yapısını oluşturacak argümanlara sahip değildir. Ahlaki yapısını dayandıracağı bir felsefi duruşu da yoktur. Mevcut duruma olan alerjimiz bizi başka alerjilere taşımamalıdır. Ama yinede bu konunun belirli bir düzeyde tartışılması ilginç sonuçları içerebilir. Bir şartla; nihilizmin dayandığı kültürel kodları iyi tahlil etmek ve bir değer çözücü ve isyan tavrını doğallaştıran bu düşünüş biçiminin bir Müslüman'a kazandıracağı üzerine yeterli bir düşünüş eylemi gerçekleştirdikten sonra. 

Sorunlarımız üzerinde ciddiyeti kemal ile durmayı öğrenmeliyiz. Yaşam bizim bir parçamız ise bundan kaçınmamız mümkün değildir. İçtenlikli ve derinlikli konuşmalara ihtiyaç vardır. Konuşmalarımızda özgürlük seviyesini en üst limitte tutmalıyız. 

Sorunlardan korkmayan, sorunların çözümünde gecikilmesinden korkan, kendinden korkmayan, kendine güveni tam olan ve bir 'isyan ahlakı'nı benimseyen insanlarla her zaman konuşulacak bir şeyler bulunacaktır…

 

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Abdulaziz Tantik'in Son 10 Yazısı
   Varolma / yokolma aynasında İslam Dünyası
   İslamcılık ve Geleceğimiz Üzerine Düşünme
   Okumanın Düzeyi ve İnsan
   Tarih Üzerine Notlar
   Krizden Kurtuluş Yolu: İman
   Düşüncenin derinliğinde gündemi yorumlamak
   İslam Birliği Vaciptir
   Sığınak, Mekân ve Zaman İlişkisi
   Kayıp Zamanın Telafisi Mümkün mü?
   Mazeretim Var...!
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.