Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İngiltere Türkiye’yi nasıl görüyor?
Perşembe, 16 Mart 2006 - (21:59)
Norman P. Barry

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Çoğu İngiliz Türkiye’nin dünyanın tehlikeli bir bölgesinde bulunduğunun, çevresinin farklı şekillerdeki aşırı İslâmcı ülkeler ile çevrili olduğunun farkındadır.


İngilizlerin tamamı Türkiye’yi Akdeniz sahillerinde geçirdikleri zevkli tatillerle, özellikle tavsiye ettikleri sandal gezintileriyle hatırlıyorlar ve Türk insanının konukseverliği ile sevecenliği hakkında sık sık yorum yapıyorlar.

Son zamanlarda gerçekleşen terörist saldırılar da dünyanın bu son derece çekici bölgesine karşı iştahımızı azaltamamış görünüyor. Fakat İngiliz turistlerin ülkenin diğer bölgelerini keşfetmeye pek ilgi duymadıkları görülüyor. Gerçekten de, çok azı ziyaretini tarihî İstanbul’a kadar uzatıyor. Halbuki iki büyük medeniyetin birleştiği bir yerde bulunan bu şehrin, İngiliz turistlerde de olması gerektiği düşünülebilecek temel tarih bilgisine sahip olan turistlerin başta gelen uğrak yerlerinden birisi olması gerekirdi. Ekonomik açıdan bakıldığında, İngilizlerin ülke parasının istikrara kavuştuğunun da farkında olmaları gerekir, dolayısıyla artık havaalanındaki vezneden bir fincan çay içmeye yetecek bir parayla multi-milyoner edasıyla ayrılıp Türkiye’den ayrılırken buna bile güç yetiremez halde olmaları da gerekmiyor. Fakat yerel siyaset hakkındaki bilgileri nispeten daha azdır.

Ekonomide atılan dev adımlar...

Çoğu İngiliz Türkiye’nin dünyanın tehlikeli bir bölgesinde bulunduğunun, çevresinin farklı şekillerdeki aşırı İslâmcı ülkeler ile çevrili olduğunun farkındadır, fakat bu laik nirvananın nasıl var olabildiği veya nasıl oluştuğu hakkında çok az bilgiye sahiptir. Nüfusunun % 98’i Müslüman olan, fakat kanunları ve siyaseti kararlı bir şekilde dine dayanmayan bir ülkenin istikrarlı ve öngörülebilir bir rejim olarak var olabilmesi bile, geçen temmuzdan bu yana İslâmi aşırılıklara yeterince aşina hale gelmiş olan çoğu İngiliz’in idrâkinin ötesindedir. Fakat çok azı Bay Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin, İslâmcı geçmişine rağmen kusursuz bir şekilde ılımlı ve Batı yanlısı bir tarzda davranabildiğini söyleyebilecektir. Şimdilerde bir kimlik mücadelesi veren İngiliz muhafazakarlar onun geleneğin imkanlarını modernizmin ihtiyaçları ile birlikte ele alma becerisinden ders alabilirler.

Elbette ki aydınlar Türkiye’ye bir ilgi duyuyorlar ve ferdi haklar konusunda fanatik olanlar bazı konulardan da rahatsız oluyorlar. Şimdilerde ise Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerinin ülkenin bu alanda Avrupa’daki yüksek standartları yeterince sağlamasına bağlı olması gerektiğini öne sürüyorlar, bu nedenle meşhur Türk yazar Orhan Pamuk’un yargılanması tabii olarak ciddi anlamda dikkat çekti. Orhan Pamuk 1912’de yapıldığı iddia edilen sözde Ermeni soykırımı konusunda ve son yıllarda Kürtlere yönelik yapıldığı söylenen zulümler nedeniyle ülkesine ihanet etmekle suçlanmıştı. Fakat çoğu kişinin Ermeni meselesinin saygın tarihçiler arasında en tartışmalı konu olduğu gerçeğinin farkında olduğu şüphelidir ve aşırılık yanlısı Kürtlerin Avrupa’daki en acımasız terörist grup olduğunu sözde liberallerin belki de çok daha azı bilmektedir. Yine de, İngiliz liberallerin çoğunluğu asıl meselenin Pamuk’un söylediklerinin doğru olup olmamasından ziyade, sadece onun bu söylediklerini toplumda özgür bir şekilde dile getirme hakkına sahip olması gerektiğini söylüyorlar.

İngiliz entelektüellerinin çoğunluğu Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmemesi gerektiğini ve bunun gerekçesinin insan hakları konusundaki geçmişi olmadığını anlamış gibi görünmüyorlar. Halbuki esas sebep çalkantılı ve güvensiz bir ekonomik sistemle kendini aynı kefeye koymanın ülkenin çıkarına olmayışıdır. Türkiye artık, iki haneli rakamlara yaklaşan büyüme oranlarıyla ve modern piyasa ekonomisini benimsemede kendi başına bir hayli başarılı olmaktadır.

Gündemdeki başka konularda İngiltere ihtiyatlı bir Türk yanlısı duruşu benimsemiştir. Kıbrıs konusunda aşırılıkçı EOKA tarafından Yunanistan ile birleşme çabaları esnasında İngiliz askerlerinin öldürülmesi gibi acı hatıralar hâlâ tazedir. Aynı tutum 1974’te Türkiye’nin Kıbrıs’ın Türk kesimini kurtarma hareketinde de daha fazla desteğe sevk etmiştir. Fakat bu meselede İngilizlerin esas arzusu problemin çözümü ve birleşik ve barış içindeki bir Kıbrıs’ın Avrupa ve dünyadaki yerini almasıdır. İngilizler Kıbrıs’ta da eğlenceli tatiller yapmaktadırlar.

İngilizler ile Türkler arasındaki ilişkiler Türklerin Amerikalılar ile olan ilişkilerinden çok daha iyidir. Ülke temmuzda kendi içinde Londra’da bombalama olaylarına sahne olmuştur ve ülkedeki bazı kişiler aynı şekilde aşırılıkçı Kürtler nedeniyle benzer sıkıntılar yaşayan Türkiye’ye sempati duymaktadırlar. Doğrudur, ülkedeki bazı ferdi haklar fanatikleri, kendilerini Kürtlerin yerine koyuyorlar; fakat bu durum, ülke ve onun problemleri hakkında sahip oldukları bilginin sıfır olmasından kaynaklanıyor. Genel olarak bakıldığında, Türkiye hakkında az çok bilgisi olan az sayıdaki İngiliz, ülkenin son yıllarda insan hakları ihlallerini azaltmaya yönelik çabalarını memnuniyetle karşılamaktadırlar.

Erdoğan’dan duyulan memnuniyet

Ekonomik konulara gelince, İngiltere’deki muhafazakar serbest piyasa yanlıları Erdoğan yönetimi altında piyasanın serbestleştirilmesini memnuniyetle karşılamaktadırlar. Yıllar boyunca serbest piyasanın canlandırılmasını teşvik edecek ve mali istikrarı sağlayacak güçlü bir hükümeti beklemişler, ancak Anavatan Partisi ile elbette ki Bayan Çiller’in de dahil olduğu politikacılar tarafından sadece hayal kırıklığına uğratılmışlardır. Bayan Çiller, Türkiye’nin Bayan Thatcher’ı olarak lanse edilmiş, fakat Türk siyasetinin iç meseleleriyle yoğun bir şekilde meşgul olması ciddi ekonomik reformları geciktirmiştir. Muhafazakarların çoğunluğu Bay Erdoğan’ın İslamcı geçmişi nedeniyle biraz şüpheci olmakla birlikte ilk başta bu düşünceyi bastırmışlar ve daha sonra da onun ekonomik özgürlüğe bağlılığı ile birlikte ülkesinin geçmişine makul bir değer vermesinden kaynaklanan tutarlı muhafazakarlığından gerçekten memnun olmuşlardır. Ve laissez-faire yanlısı İngilizler içindeki küçük bir azınlık da Ankara’da Atilla Yayla’nın yönetimindeki Türkiye Liberal Düşünce Derneği’nin serbest piyasa için yaptığı mükemmel çalışmanın farkındadır.

Fakat İngiltere’de, geçmişte Türkiye’de ortaya çıkan ulusalcılık ile İslâmcılığın gelecekteki ilişkileri zedeleyebileceği konusunda halen sürmekte olan bir korku da mevcuttur. İşlerin nasıl kötüleşebileceğini görmek için sadece Amerika’ya bakmamız yeterli olacaktır. Son zamanlarda, Amerikan karşıtı bir film olarak Kurtlar Vadisi-Irak filmi coşkulu bir izleyici topladığı gibi Irak’taki savaşa karşı da kamuoyunda genel bir düşmanlık söz konusudur ve elbette ki Türk Parlamentosu 2003’te Amerika’nın savaşta Türk toprakları ile hava sahasını kullanması konusunda olumsuz karar vermişti. Dahası, yakınlarda Hıristiyan görevliler ile binalara karşı da saldırılar meydana geldi.

Yine de, bunların hiçbiri İngiliz-Türk ilişkilerinin kötüleştiğine dair bir durum olduğu anlamına gelmez. Blair hükümeti ülkenin Avrupa Birliği’ne girmesi için mücadele etmiş ve Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye’nin çıkarları istikametinde konuşmuştu. İstanbul ve Ankara’da mutlu günler geçirmiş ve Türk ilim adamlarıyla üretken bir işbirliği tesis etmiş bir kişi olarak Türk-İngiliz ilişkilerinin kötüleşmesi benim için kişisel bir trajedi olur ve Avrupa ve uluslararası ilişkiler açısından da son derece kötü bir durum ortaya çıkar. İngiltere, düşmanca bir dünyada, güvenilir bir NATO üyesi ve Batı değerlerinin güçlü bir savunucusu olan bir ülkenin desteğini kaybetmemelidir. Farklı inançlara sahip olabiliriz, şayet İngiltere hiçbir inanca sahip olmasa bile, yine de iki ülke aynı medeniyete mensuptur.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Norman P. Barry'in Diğer Yazıları
   Blair için tehlike çanları!
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.