Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Edward Said ve entelektüelin sorumluluğu
Cumartesi, 18 Mart 2006 - (10:47)
Şahin Alpay

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Said’in tahlillerinin, en azından bir kısım Batı’nın bir kısım Doğu’ya nasıl baktığının anlaşılmasına güçlü bir ışık tuttuğu muhakkak. Örneğin bugün Pentagon’a yuvalanan ve Washington’un dizginlerini elinde tutan Yeni–Muhafazakar kliğin tümüyle Oryantalist zihniyete sahip olduğu çok açık.


Filistin kökenli Amerikalı düşünür Edward Said (1935–2003), kuşku yok ki, günümüzün en çok tartışılan entelektüellerinden biriydi. Onu üne kavuşturan temel eseri, Türkçe dahil pek çok dile çevrilen “Orientalism” (1978) başlıklı kitabıdır. Bu kitabında Said, esas olarak, “Oryantalizm” adını verdiği, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika üniversitelerinde geliştirilen “Doğu Araştırmaları”nın, bütün objektiflik iddialarına rağmen Batı’nın Doğu toplumları üzerinde egemenlik kurma amacına hizmet ettiğini ileri sürdü.

Said’e göre: Oryantalizm, Batı’nın kültürel ve entelektüel açılardan Doğu’ya üstünlük duygusu geliştirmesine yardımcı oldu. Arap halklarına ve İslam kültürüne tümüyle olumsuz nitelikler atfetti. Doğu, bilim, sanat ve ticaret alanındaki gelişmelerin tamamen dışında kalmıştı; despotizme yatkınlığı ve geriliği de buradan kaynaklanıyordu. Bu yaklaşımın en büyük yanılgısı, mekana ve zamana göre değişmeyen, içinde farklılıklar barındırmayan, tekdüze bir “İslam”dan, “İslam toplumu”ndan ve “Arap zihniyeti”nden söz etmesiydi. Oryantalizm’in Arap ve Müslüman toplumlarının geçmişte donup kaldığına dair iddiası gerçeklerle bağdaşmadığı gibi, sömürgeciliğin, emperyalizmin ve genel olarak siyasetin bu toplumlar üzerindeki etkilerini görmezden geliyordu.

Said’in tahlillerinin, en azından bir kısım Batı’nın bir kısım Doğu’ya nasıl baktığının anlaşılmasına güçlü bir ışık tuttuğu muhakkak. Örneğin bugün Pentagon’a yuvalanan ve Washington’un dizginlerini elinde tutan Yeni–Muhafazakar kliğin tümüyle Oryantalist zihniyete sahip olduğu çok açık.

Said’in iyi bilinmeyen görüşlerinin bir bölümü ise, bir kısım Müslümanlara yönelttiği eleştiriler. Said, bazı Müslümanların (Oryantalistleri çok andıran bir yaklaşımla) mekana ve zamana göre değişmeyen, içinde farklılıklar barındırmayan, tektip bir “İslam”dan söz etmelerini kuvvetle eleştirdi. Bu bağlamda, Arap ülkelerindeki radikal İslamcılara şöyle seslendi:

“İslam, çoğunluğun dinidir; aykırılık ve farklılıkları yok sayarak sadece ‘Doğru yol, İslam’dır’ demek entelektüelin tavrı değildir. İslam nihayet bir din ve bir kültürdür, her iki yönüyle de çeşitli unsurlardan oluşur ve tektip olmaktan çok uzaktır. Entelektüelin görevi sürekli olarak İslam’ı övmek değil, öncelikle onun karmaşık, heterodoks niteliğini vurgulayan bir yorumunu vurgulamak (Suriyeli şair ve entelektüel Adonis, yöneticilerin İslam’ı mı, yoksa muhalif şairlerin ve mezheplerin İslamı mı diye sorar); ikinci olarak da dogmatik ya da popülist teranelerle değil, insancıl bir dikkat ve dürüst bir değerlendirmeyle, İslam otoritelerini Müslüman olmayan azınlıkların ve kadınların haklarının, bizzat modernliğin icaplarıyla yüz yüze gelmeye çağırmaktır. Entelektüel açısından bunun İslam’daki özü, siyasal ihtiraslar güden ulemaya ya da karizmatik demagoglara koyun gibi boyun eğme değil, içtihadın, kişisel yorumun canlandırılmasıdır.” (Representations of the Intellectual, 1994, s. 29 – 30.)

Said’in, belki Oryantalizm’in eleştirisi kadar etkili olmayan, ama onun kadar dikkate değer başka bir katkısı “entelektüel”in toplumsal sorumluluğu ile ilgili görüşleri. Bu konudaki fikirleri, en olgun biçimiyle yukarıdaki alıntıyı yaptığım kitabında bulunabilir.

Said’e göre entelektüel, dışlanmış ve dezavantajlı grupların lehine kurulu düzene, baskıcı otoriteye muhalefet eden bilgi donanımlı kişidir. Adalete ve gerçeğe bağlıdır, yozlaşma ve çürümeye karşı çıkar. Kamusal rolü ne önceden kestirilebilir, ne de bir slogana, parti çizgisine ya da dogmaya indirgenebilir. Entelektüel bir mesajı, görüşü, tavrı, felsefeyi topluma karşı ve toplum için temsil ve ifade eden kimsedir. Bu rolde insanları tedirgin eden sorular sorar; dogmalar üretmez onlara karşı çıkar; hükümetler ya da şirketler tarafından satın alınamaz; varoluş nedeni sürekli olarak görmezden gelinen insanları ve sorunları temsil etmektir.

Said’in bir entelektüel olarak sorumluluğunu nasıl yerine getirdiğine gelecek yazılarda değinmeyi umuyorum.

Yeni Şafak

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Şahin Alpay'in Diğer Yazıları
   Irak'a askerî müdahale: Felakete davetiye
   Abdülkerim Soruş ve İslami liberalizm
   İsrail militarizme boğuluyor
   “Uygarlıklar diyaloğu”nun sınırları
   İspanya’nın dersleri
   Şaron-Olmert planı yürümez
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.