Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Hukukun kuvveti’ değil, ‘kuvvetin hukuku’ ve TSK
Cuma, 24 Mart 2006 - (18:41)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Evet, ‘TSK’nın yedeği yoktur’ da, Devlet’in aslî güçlerinin yedeği olur mu ve olmalı mıdır; yedek Yargı, Yasama ve Yürütme gibi..


‘Emekli asker, emniyetçi ve ‘mit’çilerce kurulan ‘Sauna Çetesi’nin elinden ‘Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ gibi, devletin en gizli belgeleri bile çıkarken susan Gen. Kur. Başkanlığı’nın, Van C. Savcılığı’nca hazırlanan ve büyük gürültülere vesile olan ‘Şemdinli İddianamesi’nin Van Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülmeye başlanmış olmasına rağmen, Büyükanıt hakkında ‘yargılama’ izni vermemesi -bazılarına göre yersiz ise de-, bir şeylerin kavranması açısından ‘yerinde’ bir tavır oldu.. Kaldı ki, bunun böyle olacağı, Gen. Özkök’ün, ‘Büyükanıt idi, şimdi daha büyük anıt oldu..’ demesinden de belliydi.. Tuhaf olan, buna rağmen, Gen. Özkök’ün, ‘konuyu araştırmak üzere, danışmanlarına havale ettiğini’ açıklaması idi. O danışmanların, o sözden sonra başka türlü bir rapor hazırlaması mümkün olabilir miydi?

‘Siyasî dokunulmazlıkların kaldırılması’ yolunda ısrarlı çağrılar yapan ana muhalefet partisi ve lideri ile medya güllerinin dut yemiş bülbüle dönmeleri ve Büyükanıt’a sahib çıkmaları ise, onları daha bir ‘cürm-ü meşhûd’ (‘suçüstü) konumuna düşürmüştür.. İktidar partisinin ‘dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet, ama, bütün dokunulmazlıkların..’ şeklinde dile getirdiği görüşlerin perde gerisinde neler söylenmek istediği de böylece daha bir açığa çıkıyor.

Evet, ‘dokunulamıyan kimse’ kalmamalı; C. Başkanı da dahil, bütün yüksek bürokrat ve askerlere de dokunulabilmelidir.

Eğer bu rejim, gerçekten de ‘cumhûriyet’ ise..

Amma, lisan-ı hal ile, ‘o bir görüntüdür, bir fiilî saltanat sözkonusudur..’ denilmek isteniyorsa; onu zâten biliyoruz ve sadece, dürüst olun diyoruz..

Gen. Büyükanıt’ın, ‘Ben giderim, mahkemede, avukata bile gerek olmaksızın, kendimi gururla savunurum..’ sözünün havada kalmaması gerekirdi. Yazık ki, ülkemizde, kendilerini ‘kanun ve hukuküstü’ gören, ‘kanun ve hukukdışı’ ve ‘dokunulamaz’ güçlerin varlığı, gözümüze bir parmak gibi, yine sokulmuştur.

‘Hâkimiyet, kayıdsız-şartsız milletindir..’ deyip, milletin haberi bile olmadan, ve üstelik süngüucu dürtüklemesiyle, zorla, tehdidlerle kabul ettirildiğinden, keenlemyekûn’ (bütünüyle geçersiz ve yok) sayılması gereken ‘anayasa’ ve kanunların, ‘kuvvetliler hukuku’ tablosu ile bir kez daha karşı karşıyayız. ‘Bu egemenlik hakkını, millet, yetkili kurumlar aracılığıyla kullanır..’ deniliyor ya, işte o yetkili kurumlar kendilerini bir kez daha hatırlatıyorlar topluma..

Böylece, gizlenemiyecek kadar alenî olan bazı durumlar için veya bazı etkili kurumların içinde ‘kirliliğe asla izin verilmediği’ görüntüsü vermek için yapılan yargılamaların gerçekte göstermelik olduğu da bir daha ortaya çıkmıştır.

Gen. Kur. Başk.lığı’nın ‘teröre karşı verilen mücadelenin zayıflatılmak istendiği’ suçlaması reddedilemiyebilir. Ama, bu durum birilerine,’ihkaak-ı hak’ (hakkı kendi kendisine belirlemek) yetkisi verir mi? Ve aynı mantıkla, ‘terörle mücadelenin zayıflatılması için, yargı ve hattâ Yürütme’nin yıpratılması’nın hedef alındığı da söylenemez mi, hattâ bu açıklamayla bile.. Tterörle mücadele’yi kanunlar içinde mi yürütülmektedir; yoksa, birilerince meslek edinilmiş bir mücadele, ‘terörle mücadele’ olarak mı sunulmaktadır?

Ve o iddianamede, bu sualin cevabının verilmesi gereken oldukça karanlık noktalar bulunmaktadır. Van Savcısı kanunsuz ve haksız bir isnad yapıyorsa, ona karşı tehdidler yöneltilmek yerine, TSK da yargıya başvurmalıydı.

Gen. Kur. açıklamasındaki suçlamalar ve ‘aba üstünden sopa gösterme’lerden sonra, hangi savcı, bir daha, asker kişiler hakkında iddianame hazırlayabilir?

Yeterli ve inandırıcı delillere dayanmadan, komutanlar hakkında kuşkular yaratarak, görevini kötüye kullandığı’ iddiasıyla Savcı için, suç duyurusu yapılıyor.. Hattâ, Savcı, ‘dinî ve etnik akımların etkisinde kalmak’la bile suçlanıyor. Bu, kemalist/laiklerin 80 yıldır tekrarladıkları ve artık iyice kokuşmuş bir yemek gibi önümüze sunulan ‘irtica’ ve ‘ülkenin bölünme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu’ taktiğinden faydalanma açıkgözlüğüdür.

Bu, yargılamayı etkilemek değilse, yargılamayı etkilemek suçu nasıl bir suçtur?

Yoksa, ‘kanun hâkimiyeti’, yani, zayıfların sinekler gibi yem olduğu, güçlülerin ise, arılar gibi delip geçtikleri bir örümcek ağını mı ifade etmektedir?

Kaldı ki, Gen. Kur. Bşk.lığı, ihbarların dayandığı ve iddianamede sözkonusu edilen ‘mektubun imzasızlığı’nı da delil gösteriyor.. Genelkurmay’ın böyle bir araştırma yapmak yetkisi nereden geliyor? Bırakınız, ‘kimin kim adına hareket ettiğinin bile belirlenmesinin mümkün olmadığı’ Güneydoğu’yu; bir ‘uzatmalı çavuş’un bile hükûmet zannedildiği, diger yerleşim bölgelerindeki böyle bir araştırmanın bile insanları nasıl korkutacağı tasavvur edilebiliyor mu?

TSK, yazık ki, kendisini, devletin ‘kanunî organları emrindeki bir savunma gücü’ değil, ‘devletin sahibi’ görüyor. Evet, ‘TSK’nın yedeği yoktur’ da, Devlet’in aslî güçlerinin yedeği olur mu ve olmalı mıdır; yedek Yargı, Yasama ve Yürütme gibi.. (Elbette, ihtilalci kemalist mantıkla bakılmadıkça..)

Yazık ki, ‘hukukun kuvveti’ ile değil, ‘kuvvetin hukuku’ ile bir kez daha karşı karşıyayız; yani, ‘yeniçeri kafası’yla.. O kafa, zâten hiç eksik de olmamıştı ki..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.