Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘İslamî ıstılahlar’ın sınırlarını bilerek, doğru düşünmek..
Pazartesi, 27 Mart 2006 - (22:05)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Ancak, mes’ele şudur ki, bir ‘murted’ kişi, ‘zor’u görünce, ‘idâm’dan kurtulmak için, kendisine yapılan ‘dön’ çağrısını kabul ettiğinde; gerçekten de müslüman mı olur? Ve bu durum, İslâm’ın ‘lâ ikrâhe fi’d-dîn..’ (dinde zorlama yoktur..’ temel hükmüyle zıdlaşmaz mı?


Pazar günleri, bu sütunda, okuyucuların mesaj ve görüşlerinden özetleyerek sunmaya çalıştığım bir diğer ‘Hasbihal’i yine selamla başlıyorum:

*

-Mehmed Ilgınlı yazıyor: Şemdinli Hâdisesi’ niye o kadar büyütüldü? Hele, bazı komutanların suçlanması karşısında gösterilen tepkiyi hiç anlamadım. Hani, yargı bağımsızdı! Ayrıca, Muğlalı Sendromu’ ne demek?

‘*--‘Şemdinli Hadisesi’, işin içinde terörist yerine, ‘devletin resmî güçlerinin bulunması’ndan dolayı önemli ve büyük.. Bazı malûm çevrelerin paniklemesi de bu yüzden.. ‘Muğlalı sendromu’ ise.. 1943’de Van- Özalp’ta, 33 kişiyi, ‘İran sınırında hayvan kaçakçılığı yaptıkları’ iddiasıyla kurşuna dizdiren (1930-Menemen Hadisesi’nde kurulan Askerî Mahkeme’nin başkanı iken düzinelerce insanı idâm ettiren ve bugün de, Genelkurmay bahçesindeki ‘kahraman kumandanlar’ arasında heykeli gururla sahiblenilen) Org. Mustafa Muğlalı’nın, 1949’dan sonra idâm talebiyle yargılanışı ve verilen cezanın Temyiz sonucu beklenirken normal eceliyle ölmesinden sonra, askeriyede, ‘askerlerin de hesaba çekilebileceği’ korkusundan kaynaklanan bir haldir.’

-Sabri Konakçı (Almanya’dan) yazıyor: ‘Afganistan’da, müslüman iken hristiyan olan bir kişiye idâm cezası verilmesi medyada günlerdir tartışılıyor. ‘Dinde zorlama yoktur..’ İslam’ın temel şiarı iken.. Bu konuya nasıl bakmalı?’

‘*--İrtidad, kelime mânası itibariyle reddediş demektir; bir şeyi reddedene de ‘murted’ denilir. İslam ıstılahatında (terminolojisinde) ise; irtidad, İslam’ı reddetmek; ‘murted’ de, İslam’ı reddeden kişi mânasına gelir..

Kur’an’da, ‘İslam’dan dönenlerin sapkın oldukları ve onları, ‘elîm’ (çok acı ve ağır’ bir azâb’ın beklediği belirtilir. Onlara ‘idâm’ gibi bir ceza’dan sözedilmez. ‘İdâm’ uygulaması, özel şartlar ve ulemanın yorumuyla ortaya çıkmıştır.

’Murted’e, 3 kez, ‘İslam’a dön’ çağrısı yapılır ve reddederse, o ceza uygulanır.

Ancak, mes’ele şudur ki, bir ‘murted’ kişi, ‘zor’u görünce, ‘idâm’dan kurtulmak için, kendisine yapılan ‘dön’ çağrısını kabul ettiğinde; gerçekten de müslüman mı olur? Ve bu durum, İslâm’ın ‘lâ ikrâhe fi’d-dîn..’ (dinde zorlama yoktur..’ temel hükmüyle zıdlaşmaz mı?

Bu yüzden, ‘idâm’ cezasının, ‘tahkik ederek, başka bir dine geçenlere şâmil olmayacağı’ ve ancak, ‘İslam’dan çıktıktan sonra, İslam ve Müslümanlarla savaşmak için, bilgilerini düşmanın emrine veren veya mücadeleye atılan kişiler için sözkonusu olabileceğini’ söyleyen görüş sahibleri de olmuştur. ‘Düşman’a sığınan bir askerin, askerî sırları karşı tarafa vermesini önlemek için, cezalandırılması gibi bir durum, yani.. Hele de, geçmişteki toplumların, bugünkü gibi coğrafî sınırları delip geçen ulaşım ve iletişim imkanlarından uzak, kapalı toplum modelleri oldukları düşünülürse, bu izahın anlaşılması o kadar zor değildir. Başkaları İslam’a girince sevinirken; İslam’ı, kendi rey, irade ve tahkikıyle reddeden bir kimseyi ‘öldürme’nin Kur’anî bir emir olmadığı açık.. Kaldı ki, ‘iman şübhe kaldırmaz’, dininden şüpheye düşen kişi, o dinden çıkmış demektir ve ‘zorla dine sokmak veya dinde tutmak’ İslam’ın yolu değildir.

-Nûrullah Malatyalı yazıyor: ‘İslamî geleneğimizde, Cuma saati dışında bir hafta tatil anlayışı yokken, Cuma günleri yazmayışınız tuhaf değil mi?’

‘*--Cuma günleri yazmayışım, sahife yetersizliği açısından bir gereklilik olsa gerek.. Hergün yazabileceğimi gazete sorumlularına bildirmişimdir.’

-Receb Karacadağlı yazıyor:‘Hakkında, bazı internet sitelerinde yoğun tartışmalar yapılan bir parti kongresi üzerine niye yazmıyorsunuz? Konuşması gerekenler susarsa, bunun sorumluluğu olmaz mı? Günümüzdeki medya araçları da ‘istişare’nin şekillenmesinde etkili değil midir? Kitlelerin rey ve eğilimlerini de istişarenin bir unsuru saymak gerekmez mi?’

‘*--O konuda, Hasan Karakaya kardeşimizin bir yazısı üzerine ona yazılan bir hakaret mesajı, bana da gönderildi. O gibi hakaret mesajlarına karşılık vermek bile bir ayrı elemdir. Bazıları sadece alkışçı istiyor, anlaşılan.. Bir müslümanın, nasıl o kadar sığ olabileceğine şaşmamak mümkün değil.. (O kişi, üstelik de üniversitede okuduğunu da belirtiyor.) Konuştuğunuzda, birileri daha fazla seviyesizleşecekse, susmak da tercih edilebilir. ‘İstişare’ konusunda sizin gibi düşünüyorum. Müslüman kitleler ‘sürü’ telakki edilmemelidir.’

-Sinan A. Doğan yazıyor: ‘Geçen gün bir sohbette, konuşmacı Hoca, Yezid’le ilgili bir suale cevaben, ‘O ve babası müctehiddir, ictihadda yanılma olursa 1; isabet olursa 2 misli sevab almışlardır.’ dedi, şaşırdım; öyle midir?’

‘*--Bu gibi yorumlar, tarih boyunca, nice zulümlerin işlenmesine İslam adına cevaz verilmesinin sefil bir tezahürüdür.. Hele de Yezid, tarihen sâbittir ki, sarhoş ve zâlimin birisiydi; ne muctehidi!. Ayrıca, o ‘sahabe’den de değildir..

Babasının, ‘muctehidlik’ derecesinde olduğu iddia edilse bile, o da Şam Valisi iken, meşrû Halife Hz. Ali’ye karşı kılıç çektiğinde, ‘ictihad’dan sözetmek?!! İslamî bir cemiyet, kabile anlayışıyla değil, kanun (İslam kanunlarının) hâkimiyetiyle yönetilir ve herkes kendi görüşüne ictihad diyemez. İctihad’ın temel miyarı da ‘kuvvet (kılıç) ve servet’ değil, ‘ilm ve taqvâ’dır.’

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.