Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Yine mi yanmak?
Pazartesi, 03 Nisan 2006 - (22:10)
Ali Ünal
Zaman Gazetesi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış politikaları, özellikle iç tehdit olarak gördüğü “irtica” ve bölücülüğe karşı güvenlik üzerine oturmaktadır. Güneydoğu da, gerek halkının dinî temayülleri, gerekse etnik özelliği sebebiyle bu tehdidin sistem tarafından en yoğun olarak hissedildiği bölge olma özelliğine sahiptir.


Güneydoğu eksenli olarak birkaç gündür yaşadıklarımız sürpriz olmadığı gibi, tek bir sebeple izah edilebilecek türden hadiseler de değildir. Gelişmeleri bugüne ait görmek de, onları teşhis adına ayrıca yanıltıcı olacaktır. Hemen belirtelim ki, meselenin nirengi noktası Güneydoğu’nun hassas konumudur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış politikaları, özellikle iç tehdit olarak gördüğü “irtica” ve bölücülüğe karşı güvenlik üzerine oturmaktadır. Güneydoğu da, gerek halkının dinî temayülleri, gerekse etnik özelliği sebebiyle bu tehdidin sistem tarafından en yoğun olarak hissedildiği bölge olma özelliğine sahiptir. Onun bu özelliği, hem ülke içinde iktidarı gerçek anlamda ellerinde tutmak isteyen iç güçler, hem de ülkemizin ayrıca coğrafî konumu itibariyle de en yumuşak karnı olması sebebiyle Türkiye’yi yönlendirmek isteyen dış güçler tarafından istismar edilmektedir. Bu istismarın zaman zaman söz konusu hem iç hem de dış güçler tarafından işbirliği halinde yapılmadığını söylemek de zordur. Güneydoğu’da PKK terörü dahil, belki bir asırdır, hattâ daha da uzun zamandır yaşadıklarımızın asıl sebebi budur. Dolayısıyla çözüm de, öncelikle bu istismarı önlemede aranmalıdır.

Türkiye’de bütün meseleleri çözümsüz bırakan en önemli mesele ise, en son çok utandırıcı ve ilkel bir uygulama olarak fişleme olayında bir defa daha kendisini gösterdiği üzere, devlet birimlerinin birbirlerine kuşkuyla bakmaları, özellikle anayasal kuruluşlar adı altında devleti sahiplenen bürokrasinin kendisini ülkenin de gerçek sahibi görmesi, siyasî iktidarlara, dolayısıyla halka hiçbir zaman güvenmemesi, büyük sermaye ve medyanın da bu konuda bürokrasiyle birlikte hareket etmesi, adı demokrasi de olsa, sözgelimi AB uyum yasaları gibi ne kadar çok yasa da çıksa, sistemin çarkının işleyiş yönünün hiçbir zaman değişmemesidir. 1950’den beri halk oyuyla hükümet olan sivil siyasî iktidarların, karşı da çıksalar ve her defasında aleyhlerine de işlese, bazen gönüllü, bazen zorlamayla, bazen menfaat ve iktidar uğruna bu çarka kapılıp gitmeleri, Güneydoğu problemi gibi problemlerin de sürüp gitmesine, hattâ ağırlaşmasına sebep olmaktadır.

Konuyu son günlerde yaşadıklarımızla daha müşahhas biçimde ele alacak olursak, her şeyden önce, Güneydoğu meselesini Kürt meselesi olarak takdim eden PKK gibi terör örgütü veya daha başka kuruluşlar, problemi istismar etmekte ve Güneydoğu veya Kürtler lehine değil, tam tersine bunlara zarar verecek istikamette çalışmaktadırlar. Tamamen lehlerine olan AB uyum yasalarını geçersiz kılacak ve en azından bölgeyi yeni bir olağanüstü hale sürükleyecek eylemler, Kürtler konusunda samimiyet ve iyi niyetin değil, samimiyetsizliğin ürünüdür. Diğer taraftan, bütün sivil siyasî iktidarlar, çözüm başta sözünü ettiğimiz istismarı önlemekten ve bunun için de en azından anayasanın ve mevcut yasaların kendilerine tanıdığı sahayı doldurarak, problemin iç iktidar uğruna kullanılmasına mani olmaktan geçtiği halde, onu bu uğurda istismar edenlerin elini güçlendirecek adımlar atmaktan kurtulamamaktadır. Ayrıca, problemin hem iç iktidar uğruna istismar edilmesi, hem de PKK’nın ve daha başkalarının eylemleri, büyük güçlerin Güneydoğu’muzla ilgili en son BOP çerçevesinde daha da açığa çıkan planları ve niyetleri karşısında dünden beri hükümetlerin elini zayıflatmakta ve onları söz konusu güçlerle hem problemin çözümü adına, hem de BOP çerçevesinde, denize düşen yılana sarılır misali işbirliğine zorlamaktadır. Bunun ise, baştan beri şahit olduğumuz üzere problemi ağırlaştırdığı ortadadır.

Hem sivil hükümetler, hem halk, hem de özellikle Kürtler olarak baştan beri olanlardan asla ders almış görünmüyor ve hep aynı oyunların hedefi, hattâ malzemesi olmaktan kurtulamıyoruz. İç iktidar hırslıları ve bölgeye hükmetmek isteyen bütün güçler bir buçuk asırdır Kürtleri istismar etmektedir ve bu istismar, Irak’taki ve bölge genelindeki oluşumlara paralel olarak daha da artacak ve ders alınmazsa en fazla ezilen yine Kürtler olacaktır. Tüm ülke olarak ise yine büyük bir “baziçe”nin içine mi yuvarlanıyoruz?

Zaman Gazetesi

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ali Ünal'in Diğer Yazıları
   Sökün eden ölümler
   Da Vinci’nin şifresi münasebetiyle
   Hamas’ın zaferi ve karikatür krizi
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.