Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İskenderiye düşünceleri
Pazartesi, 03 Nisan 2006 - (22:47)
Hüseyin Hatemi
Yeni Şafak

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Mısır'ın -hiç değilse inancına göre yaşama hürriyeti açısından bizden ileride olduğu sonucuna vardım. Ayrıca, Mısır'da, İskenderiye adı da, Kütüphane'nin adı da değiştirilmiyor. Bu ad -meselâ- "Tutankamoniyye" veya Hüsnî Mubarek, yahut meselâ Ümmü Gülsüm, Abdulvehhab (Kütüphanesi) olmuyor.


Mart'ın son günü İskenderiye'ye geldim. Bugün; Nisan'ın ilk günü, 2 Nisan'da açılışı yapılacak olan İskenderiye Patrikhanesi'nin yeni binası ile; İskenderiye Kütüphanesi'nin yerine yapılmış olan muazzam kütüphane binasını gördük. Ortodoks Kilisesi ruhanî siyasetinin nazik davetleri ile katıldığım bu gezide; "sevgide bize en yakın" Hristiyan din adamları tanıdım. Patrikhane binasını gezerken, onyedinci yüzyıla ait bir belgenin, (açık Türkçe ve okunaklı bir yazı ile yazılı) bir salonun duvarında asılı olduğunu görmem, bir yandan duygulanmama; diğer yandan da Ortodoks Kilisesi ile münasebetlerimizin çağımızda ne halde olduğu hatırıma gelince içimin sızlamasına yol açtı. Bu belgede; Hristiyan inancına sahip olanlara; inançlarına göre yaşama hürriyeti yanında birçok muafiyetler de tanınıyordu. Belgenin bir sûretini rica ettim, inşallah elime erişeceğini umuyorum.

Bu iki gün içinde; Mısır'ın -hiç değilse inancına göre yaşama hürriyeti açısından bizden ileride olduğu sonucuna vardım. Ayrıca, Mısır'da, İskenderiye adı da, Kütüphane'nin adı da değiştirilmiyor. Bu ad -meselâ- "Tutankamoniyye" veya Hüsnî Mubarek, yahut meselâ Ümmü Gülsüm, Abdulvehhab (Kütüphanesi) olmuyor. Tarihî ismi ile varlığını sürdürüyor. "Bizim fir'avunlar döneminde, dışarıdan gelmiş Yunanlılar'ın esamîsi mi okunurdu?" gibi bir duyarlılık söz konusu değil. Hristiyan dînî kurumları için de öyle. Ortodoks Hristiyan cemaatinin, eski bir okul binasını genişletip onararak san'at açısından da çok değerli bir eser meydana getirmeleri; öyle görünüyor ki, Mısır yönetimini tedirgin etmiyor, "burası İskenderiye! Pire değil!" tarzında pirelendirmiyor, Ortodoks Kilisesi ruhanî siyaseti korteji tören yerlerine giderken, refakatteki polis arabası da alarmı ve hızı ile tozu dumana katıyor. Yunanistan Cumhurbaşkanı'nın da İskenderiye Patrikhanesi'nin yeni binasının 2 Nisan Pazar günkü açılışına gelmesi bekleniyor. Lozan Anlaşması yükümleri de olmayan Mısırlılar niçin böyle "gafil" davranıyorlar? İşin tuhafı, bu gafleti birkaç yıl önce Bahreyn'de, Azerbaycan'da da görmüştüm. Duyduğuma göre aynı gaflet İran'da bile bütün yoğunluğu ile hüküm sürüyor. Yanılmıyorsam bizden başka hiçbir -İslâm Devleti veya lâik Devletli- İslâm ülkesinde millî dînî karması bir aşırı duyarlılık yok! AB adaylıkları bile olmadığına göre "enayi"mi bunlar? -Orta kapı kapalı kaldıkça, Atina'da da cami yapılmadıkça, ben burada Patrikhane binasını yeniletmem, Vatikanlaşmaya müsaade edemem, ruhban okulunu da açtırmam arkadaş!" kararlılığı; "mollada ve fellahta" niçin yok acaba? "Molla, kendini kolla!" diyerek uyaralım mı, yoksa "yanlış bizde mi acaba?" tereddüdüne mi düşelim? Atalarımız da kural olarak bu gafleti gösterdikleri için mi yıkılmadık? Bu gafletten kurtulduğumuz için mi "İslam ülkeleri arasında benzeri olmayan, lâik, özgürlükçü, demokratik hukuk devleti" olduk? Düşünmeye bile korkuyorum! Hele yazmaya kalkışınca, solcu-sağcı-ulusalcı-sosyal demokrat korosunun tedhiş musikîsinden ürkmemeye imkân yok! Ne var ki bu yazılara başlarken "ibrik taklidi" yapmama vaadinde "bulunmuş bulundum." "-Ben de aslında İstanbul'u terkeden Rumların ardından timsah gözyaşı döküp, bıraktıkları ve hâlâ bırakmamakta direndikleri taşınmazlara çok özel bir sevgi duyanlardanım. Sirtakiye, laternaya, tavernaya, buzukiye evet! Cemaat vakfına, Patrikhane'ye, Ruhban Okulu'na hayır!" Bırakalım da bizim gericiler de inançlarına göre yaşama özgürlüğü mü istesinler? Nedir şu türban? Şu türban uyuyor mu? Hele besmele ile toplantı açıldığını duymuyor muyum, besmele duymuşsa dönüyorum" da denmez ki bundan sonra? Kayahan'ın dediği durumdayım: -Bir yemin ettim, dönemem!

Şu halde: -Fe-izâ azamte fetevekkelallah! Lafı dolandırmadan düşündüğümü söy-leyeyim: "Sevgide bize en yakın" olan, Meryem ve İsa'yı gerçekten sevenlerle sevgi ilişkisi içinde olmak, İskenderiye Patrikhanesi'nde asılı "atalarımızın hoşgörüsü"nü savunmak, Allah'ın rızasına da, dolayısı ile Tabiî Hukuk'a da, "demokratik-lâik Hukuk Devleti" hedefine de uygun olan tek doğru değil midir? Ahlâk'ın kayıtsız şartsız (kategorik) emrine karşı sonu gelmez "mütekabiliyet bahaneleri" çıkartılabilir mi?

İskenderiye uçağında, Kur'an-ı Kerim'i açtım. Gördüğüm âyet-i kerime beni düşündürdü. Meryem ve İsa'nın birer "Ayeten lil-âlemîn" kılındıkları beyanı varken, "Rahmetenlil-Alemîn" (S.A.) bağlıları, sahte "İbrahim yolu" çığırtkanlıklarına mı kapılacaklar? Yoksa "Ayeten lil-âlem~in" âyetinden sonra gelen âyeti mi düşünecekler? : -Şüphesiz bu ümmetiniz tek bir ümmettir, Rabbiniz de benim! Artık (sadece) bana ibadet edin! (Enbiya-21/92)

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Hüseyin Hatemi'in Son 10 Yazısı
   Ilımlı İslâm'ın anlamı
   Balta sapları
   Sevgi ve akıl
   İyi ağaç
   Şerrin derin devleti
   Türkiye sırada mı?
   Kur'an
   Misyonerlik
   Kötünün kaynağı nerede?
   Fâsid daire
   Dinî referanslar
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.