Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Bir ‘global saldırı’, sadece bir coğrafya düşünülerek def’edilemez!
Salı, 04 Nisan 2006 - (22:23)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Saddam diktatörlüğüne karşı 25 yılı aşkın bir zamandır verilen mücadelelerin içinde, fikrî ve itikadî salâbetiyle, kararlılığıyla özel bir yeri olan Caferî’ye kolayca diş geçiremiyeceğini anlayan Amerika’nın, onun Irak Başbakanlığı’na getirilmemesi için oyunlar oynaması tabiî idi..


Türkiye’de son haftalarda birden bire gelişen terör, anarşi ve hattâ bölücü eylemlerinin, kimler tarafından fitillendiğini anlamaya çalışırken, sadece Türkiye coğrafyasını gözönüne getirmek, bizi yanıltıcı neticelere götürebilir. Elbette ki bu noktada, Türkiye’deki iktidarlarını tehlikede gören ve milletin, ülkenin geleceğine elkoymak yolunda güçlenmesinden korkan malûm egemen çevrelerin ve geçmişte, 10 yıl öncelerdeki Başbakan Yard. M. Karayalçın’ın ‘Eğer laiklik olmazsa, her şeyi yakıp yıkarız!.’ deyişinde olduğu gibi, niyetlerini açıkça ortaya koyan ‘taife-i laicus’un entrikaları asla unutulamaz, ama, konu sadece onlarla da izah edilemez ve geçiştirilemez. Konunun bütün bir müslüman coğrafyasını kendi emellerine göre düzenlemek isteyen emperyalist dünyanın entrikalarından ayrı düşünülmesi yanlış ve onlara hizmet olur.

Osmanlı’yı tarih sahnesinden bertaraf eden Batı emperyalizmi, o coğrafyada kendisi için bir daha tehlike oluşturabilecek yeni güç odakları oluşmaması için aklına gelen her türlü ‘sosyo-politik, kültürel, ekonomik ve askerî hile ve tertib’e başvurmuş; diktatörler, kuklalar ve onların riayet edecekleri değer ve ölçüler koymuştur.. ‘New-colonialism / yeni sömürgecilik’ anlayışının gereği olarak, halkların kendi içinden çıkmış ve dilleri, renkleri yerli, ama kafa ve kalbleri emperyalist güç odak ve değerlerine indeksli olan ve ‘aydın’ diye yaldızlanan, gerçekte ise emperyalistlerin değerlerine çarpılmış olan kadrolar, bu coğrafyaların başına birer despot olarak oturtulmuştur.. Ki, emperyalizmin bu coğrafyayı bu kadar parça-bölük yapmasının temelinde de esasen, her bir parçanın diğerine düşman olması hedefi vardır.

 

Geçtiğimiz hafta, ‘Abant Platformu’ isimli teşebbüsün Paris’te tertiblediği bir toplantıda, 'Nasıl Bir Avrupa?’ sualine cevab veren fransız düşünürlerinden bir çoğu yine, ‘İslam, birlikte yaşanılacak bir din ve kültür değil..’ vurgusu yapar ve dahası, Müslüman toplumları ancak kendilerince güdülecek geri toplumlar olarak algılarken,  Ali Bulaç da, ‘Bizi Avrupa süzgecinden geçiriyorsunuz. Bizim için biçtiğiniz tek model ‘kemalist modernleşme..demek zorunda kalmış.. Bunun üzerine fr. tarihçi Alexander Adler de, ‘Sizde bugün Avrupalı olmanız isteğini oluşturan, Mustafa Kemal’dir!’ demiş..

 

Burada hatırlatılıp sahiblenilen hususlar üzerinde derinlemesine düşünülmelidir. 

 

Müslüman coğrafyasındaki bu emperyalist entrikaları vargücüyle sürerken, konuya sadece şu veya bu coğrafya açısından bakmak; hadiseleri ve gelişmeleri hele 1920’lerde, emperyalistler tarafından onların emellerine hizmet etmesi ümidiyle ve kitlelere yeni bir ‘kutsal’ gibi sunulan kavmiyetçi, coğrafyacı, mezhebçi, vs. anlayışlara ve uyduruk sınırlar içinde oluşturulan devletlerin maslahat ve menfaatlerine göre yorumlamak, ne kadar sağlıklı olur?

 

Bu bakımdan, ‘İran’dan sonra sırada Türkiye var!’ gibi görüşlere bile sadece coğrafyacı veya kavmî bir hassasiyetle bakmamak gerekir. Çünkü, Türkiye’nin kuşatılmasına gerek bile yok.. Türkiye zâten, Batı emperyalizminin ölçülerine göre hareketi esas alan ve milleti esir eden bir ‘kurumlar oligarşisi’nin pençesinde.. Kendisine vurulan zencirleri kırmak isteyen milletin temsilcilerinin bu yapıları temelden değiştirmek istediği zaman, karşısına nelerin çıkarıldığı ve bunların, emperyalistlerin ideolojik yönlendirme ve güç merkezlerinden yönetildiği görülmüyor mu? Hele son dönemde, özellikle de yargı organlarının ‘millet adına..’ diyerek verdiği kararların milletin iradesiyle bir ilgisinin olmadığı, tam tersine, Batı normlarının hukuk adına dayatılması değil midir?  

**

Bu vesileyle, Irak’daki son gelişmelere de değinmek gerekiyor.. Velev ki, Amerikan askerî işgali ve barbarlığın en çağdaş örneklerinin sergilendiği bir sosyal atmosferde yapılmış olsa bile, yine de halkın o şartlar altındaki tercihini yansıtması bakımından özel bir mânâsı olan ve 15 Aralık 2005’de yapılan seçimler üzerinden 3,5 ay geçmesine rağmen, hâlâ da hükûmet kurulamadı. Çünkü, o seçimlerde, Amerikan emperyalizminin moda silahı ‘demokrasi’ geri tepti ve beklenmiyen neticeler verdi. Şimdi, bu tablonun etkisiz hâle getirilmesi için USA emperyalizmi, oyun üzerine oyun kuruyor.

Geçen hafta, Sudan’da yapılan ‘Arab Birliği Zirvesi’ne Filistin halkının seçtiği HAMAS’ın katılmasına yol verilmemesini isteyen ve bu isteğini yaptırtan Amerikan emperyalizmi, şimdi de Irak’da İbrahîm Caferî’yi Başbakanlık’ta görmek istemediğini açıkça dile getiriyor..

 

Saddam diktatörlüğüne karşı 25 yılı aşkın bir zamandır verilen mücadelelerin içinde, fikrî ve itikadî salâbetiyle, kararlılığıyla özel bir yeri olan Caferî’ye kolayca diş geçiremiyeceğini anlayan Amerika’nın, onun Irak Başbakanlığı’na getirilmemesi için oyunlar oynaması tabiî idi..

 

Her ne kadar, diğer şiî gruplar, Caferî’den ‘çekilme’ talebinde bulunduklarını yalanladılarsa da, örgüt ve hedefe varılmasındaki taktik farklılığı dolayısiyle Caferî’ye soğuk bakıldığı da bir gerçek.. Ancak, bu gibi planlarla, Amerika’nın emellerine hizmet eder duruma geleceklerdir. Amerika, Caferî’yi engellemekte başarılı olursa, bu, Caferî için ‘yüksek puan’ olur; ama, hem Irak halkı için, hem de onunla iyi bir dialog kuran Tayyîb Erdoğan ve İslamî İran makamları için de bir kayıp..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.