Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Tanzimat kafası’nın hukuk anlayışı da, bu kadar olur!.
Cuma, 07 Nisan 2006 - (21:25)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

‘Mustagrib’ler, ‘garbzede’ler, ‘Garb/ Batı çarpılmışları’ ilerlemenin gerçekleştirilebilmesi için; Avrupaî hayatın, o kültür ve medeniyetin bütün gereklerinin aynen kabullenilmesi gerektiğini ileri sürüyorlar ve topluma bunları zorla kabul ettirmeye çalışıyorlardı.


Genellikle sanılır ki, ‘yabancılaşma’ ve ‘yabancılara özenme ve benzeme’ yoluyla kalkınmanın olabileceği zannı, Osmanlı’nın inkıraz bulmasından, tarih sahnesinden safdışı edilmesinden sonra başlar.. Halbuki, bu yanlıştır ve özellikle -miladî takvimle- 1800 ve hattâ 1700’lerden itibaren etkileri daha bir açık bir şekilde gözüken bir ‘psikolojik hezîmet’tir, sosyal bünyemizi kemiren..

İlginçtir, Avrupa’dan geri kalındığı, özellikle de askerî karşılaşmalardaki yenilgilerde daha bir ortaya çıktığından, Avrupa’ya tahsile gönderilen ilk öğrenciler daha çok ‘askerî öğrenci’ler olmuş ve oralara giden bu öğrenciler de, ‘buhar gücü’nün keşfi ve fizikte ‘termo-dinamik’ kanunlarının hayata tatbikıyle, semereleri şaşırtıcı bir hızla alınan ‘Sanayi Devrimi’nin yaldızlı yenilikleri karşısında Avrupaî hayatın meftûnu/ çarpılmışı halinde ve ama genelde kafaların içi tam-takır ve dahası, ‘aşağılık duyguları’yla dop-dolu olarak dönmüşler ve bu ‘yabancılaşma’ ve ‘aşağılık duygusu’nun öncülüğünü de genelde askerler üstlenmişler ve onların, bu duygularını topluma ‘asrîlik, muasırlık, teceddüd/ yenileşmecilik, ilericilik’ gibi yaldızlı laflarla sunması, miladî-1800’lerin ortalarından itibaren daha bir cür’etkârlık kazanmıştır.

Ki, bu dönem tarihimizde ‘Tanzimât’ olarak isimlendirilmektedir. ‘Tanzimât’, ‘sosyal hayatın yeniden tanzimini, düzenlenmesini’ anlatan bir sosyal terimdir, siyasî lügatimizde.. Ve o dönem ve anlayışın ‘alâmet-i farika’sı, belirgin özelliği, ‘şekilci ve tepeden inmeci’ olmasıdır ve toplumun ilerlemesinin önündeki en büyük engel de, kendilerini içinden çıktıkları halka göre ‘ileri, modern düşünceli’ zanneden bu ‘kafa’lara göre, ‘İslâm’dır.. Ziyâ Paşa’nın, 120 sene öncelerde, ‘İslâm imiş devlete, pâ-bend-i terakkî, (ilerlemeyi engelleyen ayak bağı) / Evvel yoğidi,  işbu rivayet yeni çıktı..’ veya Mösyö, pardon.. diyerek eylersen feth-i kelâm (söze başlarsan) / Denilir her sözüne, aynı keramet gibidir; / Viyana, Londra ve  Paris’i görmek / Kâbetullah ile Aqsâ’yı görmek gibidir..’ beytleri, ne kadar acı ve mânâlıdır..

 

Toplumumuz, hâlâ da bu hastalıklı anlayışın zebûnudur ve o zamandan beri; devrimci ve kanlı yollarla ve zorla, halkımız, başka bir hayatı, başka bir yaşayış tarzını kabullenmeye zorlanmaktadır. Merhûm Necîb Fâzıl bu durumu ‘Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu..’ mısralarıyla en özlü şekilde anlatmıştır.

Ve Osmanlı, son hele de son 100 yılını bu gibi yabancılaşma cereyanlarının pençesindeki sosyal kıvranmalar içinde geçirirken, bu yolla teknolojik ilerlemeyi yakalayabileceğini sanıyor ve kendilerini ‘münevver’ /aydın olarak niteleyen ‘mustagrib’ler, ‘garbzede’ler, ‘Garb/ Batı çarpılmışları’  ilerlemenin gerçekleştirilebilmesi için; Avrupaî hayatın, o kültür ve medeniyetin bütün gereklerinin aynen kabullenilmesi gerektiğini ileri sürüyorlar ve topluma bunları zorla kabul ettirmeye çalışıyorlardı. (Hani, bugün AB ülkelerinde, özellikle Müslüman insanları vatandaşlıklarına kabul etmek için getirilen test uygulamalarındaki temel zihniyet gibi bir şey..)

 

Bu anlayış, 1925’lerde, kanonik/ kilise hukukuna göre hazırlanmış olan İsviçre Medenî Kanunu’nun Türk Medenî Kanunu olarak kabul ettirilmesininEsbâb-ı Mûcibe/ (gerekçe)’sinde, zamanın Adliye Vekili Mahmûd Esad Bozkurt’un dile getirdiği ve ‘İslâm’a karşı en ağır hakaretleri teşkil eden bir gerçekleştirdiği ‘hukuk devrimi’nin de temelini oluşturuyordu. (Ki, TC yargı sisteminde hâlâ da, o Bozkurt egemenliği hâkimdir.) İşbu Bozkurt, ‘Atatürk İhtilali’ isimli eserinde de, ‘Kemalizm, otoriter bir demokrasidir, bir tarafta halk vardır, diğer tarafta Şef! Gerek nasyonal sosyalizm, gerekse faşizm, Mustafa Kemal rejiminin az-çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey değildir..’ (sh.106) diyordu. (Hitler ve Mussolini’nin şimdi lanetli olan nazist ve faşist rejimleri, Avrupa ve siyasetini derinden etkiliyordu.. O  sözler de hakaret kasdıyla değil, iftihar duygusuyla dile getiriliyordu..)

 

Bunları niye mi yazdım?

 

Danıştay Başkanlığı’ndan yeni emekliye ayrılan Ender Çetinkaya isimli kişinin 3 Nisan günü, Hürriyet’teki görüşlerini okurken, bunları hatırladım, yeniden.. Bu kişi, Laik Cumhuriyetin geleceği tehlikede mi?’ sualine şöyle diyordu: ‘Türban diye bir sorun yoktu. Başörtüsü vardı. Annelerimiz başörtü takardı. Ablam 75 yaşında üçgen gibi bağlar. Başörtülü gelirsem yanlış anlarlar diye Danıştay’a bile gelmedi. (…)Devletin koyduğu kaideler var. Bu kaidelere saygı göstermezsek devlet olmaz. (…) Onun için rejimin kendisini koruyacak refleksleri de olması gerekir. Bunun özgürlükle de ilgisi yok.’ (?!)

 

İşte, ‘Tanzimat kafası’ budur, onun hukuku da, hukukçusu da o ‘kafa’ya göre şekillenir. Halâ, ‘çağdaşlık’ saplantısı ve hâlâ ‘şekilcilik’ ve ‘tepeden inmecilik’! Bir farkla ki, dünlerde bu devrim histerisi, silahlı güçlerce dayatılıyordu, topluma.. Şimdi ise, artık, hukukçularca bile, gönüllü olarak benimsendiği görülüyor..

 

‘28 Şubat’ zorbalık günlerindeki brifinglerin boşa gitmediği anlaşılıyor..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.