Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Toplum mu “elbise”ye uyacak... Elbise mi “toplum”a?
Pazartesi, 10 Nisan 2006 - (21:05)
Hasan Karakaya

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bir insanı, "bedenine uymayan bir elbise"nin içine sokmak; 42 numaralık ayağı, 38 numaralı "ayakkabı"nın içine sokmak demektir ki, bu yapılana, sadece ve sadece "zulüm" denilir!..


Hikâyeyi duymuşsunuzdur... Günlerden bir gün, aralarında "matematikçi, fizikçi ve kimyacı" gibi bilim adamlarının bulunduğu bir grup, "Anadolu'yu gezmeye" çıkarlar... Yalnız, mevsim "kış"tır, hava da "soğuk mu soğuk"tur!.. Üstüne üstlük, biraz sonra da "tipi" başlamasın mı?.. Önlerini göremez olurlar!..

Bakarlar ki, yola devam imkânı yoktur!.. En iyisi, "en yakın köye sığınmak"tır!..

Binbir güçlükle, köye ulaşırlar ve köyün girişindeki küçük bir evin kapısını çalarlar!..

"Yaşlı bir zat" açar kapıyı... Gelenler "yabancı"dır, ama zangır zangır titremektedirler!.. Hemen buyur eder içeri!..

Misafirlerini "sobanın yandığı odaya" alır!.. Kendisi de, "misafirlerin içini ısıtacak bir çorba" yapmak üzere mutfağa geçer!..

İhtiyar köylü, mutfakta "çorba" pişirmeye devam ededursun, bizim "bilgin"ler, sıcağın etkisiyle "buzdan adam"lıktan kurtulunca, başlarlar kendi aralarında tartışmaya!..

Mevzu, "odadaki soba"dır!..
 
BU SOBA NİYE BURADA?
 
Soba, "kayrak taş" denilen düz taşlardan 3-4 tanesinin üzerine konulmuştur!.. Ve ayrıca, "dikdörtgen şeklindeki oda"nın ortasında değil de, "bir köşesinde"dir!..
"Bilginler" işte bunu tartışır!..

"Matematikçi" olan der ki;

"Bu soba, burada olmamalıydı... Eğer dikdörtgen köşegenlerin kesişim noktasında bulunsaydı, sıcaklık eşit şekilde dağılırdı odaya!"

"Fizikçi" olanı, "hayır" der;

"Sıcaklığın dağılımı için, sobanın kesişme noktasında bulunması yeterli değildir!.. Odanın coğrafî yönü ve hava akımı da önemli!.. Bu açıdan bakarsak, sobanın kuzey duvarına yakın kurulması şarttır!.. Böylece, oradan gelecek soğuğu kırar ve odanın daha sıcak olmasını sağlar!"

"Kimyacı" olanının kafası, "kayrak taşları"na takılmıştır!.. Bu köylü, "cahilin teki" olmalıdır!..

Öyle ya;

Sıcak hava, "yukarıya" çıkar... Köylü ise, sobayı taşların üstüne oturtarak adeta tavanı ısıtmaktadır!..

"Bu taşlar kalkmalı" der;

"Taşlar kalkınca, sobanın sıcaklığı daha aşağıda kalır ve böylece tavan değil, taban yüzeyi ısınmış olur!"
 
YAŞLI KÖYLÜNÜN VERDİĞİ DERS
 
Herkes fikrini söyledikten sonra, susar!.. Çünkü, bütün "bilimsel veriler" ortaya konulmuştur!.. "Sobanın oturtulduğu" köşe hatalıdır!.. "Taşlar üzerine oturtulması" ise, daha büyük bir hatadır!..

O halde, ihtiyar köylü, bunca hatayı niye yapmıştır?..

Tek çare, "mutfaktaki köylüye sormak"tır!..

Biraz sonra; elinde bir tas "çorba", bir parça "ekmek" ve "kaşık"larla içeri girer köylü!..

Bilginlerimiz; bir yandan çorbaya kaşık sallarken, bir yandan da "sobanın konumu"nun nasıl olması gerektiğini anlatırlar!..

Matematikçi "kesişme"yi, fizikçi "kuzeyin soğukluğu"nu, kimyacı ise "hava sirkülasyonu"nu anlatır!..

Her üçü de, "kendi haklılığını" iddia edip, sorarlar yaşlı köylüye...

"Sobayı niye böyle kurmadın?"

Yaşlı köylü, her üçünü de sabırla dinledikten sonra, "Şu anlattıklarınızdan hiçbir şeycik anlamadım" der;

"Sobanın durumuna gelince,

Cebimde para, elimde boru yoktu!.. Altına taş koydum ki, dik borular soba deliği ile aynı hizaya gelsin!.. Sobayı odanın bu köşesine koydum ki; elimdeki borular ancak bu kadarına yetti!"

"!?!?!"
 
MODEL MERKEZLİ Mİ, SORUN MERKEZLİ Mİ?
 
Anlayış dergisinden İhsan Fazlıoğlu, hikâyedeki "3 bilgin"in, bana göre "mosmor" oluşlarını, "model merkezli" düşünmelerine bağlıyor!..

"Oysa" diyor;

Bu üç bilgin, eğer "model merkezli" değil de, "sorun merkezli" düşünselerdi; bu kadar "bilimsel tartışma"ya gerek kalmadan, "boruların yetmedigini" akletmeleri gerekirdi!..

Doğru bir tesbit!..

Zaten, "Türkiye'nin problemi" de burada yatıyor!..

Yaladığı birazcık mürekkeple kendisini "aydın" sanan herkes, "bilgi birikimine bağlı modelleri" kullanıyor!..

Ortada bir "sorun" varsa, zannediyor ki; kafasındaki "model", ya da "şablon"; o sorunun çözümünde tek çıkar yoldur!.. Eğer "model" ve "şablon"a uymayan bir "çözüm" aranıyorsa, varılacak yer, "çıkmaz sokak"tır!..

Evet, "bilgin"ler, bana göre ise "bilgiç"ler böyle düşünüyor, böyle dayatıyor!..

Bu, neye benziyor biliyor musunuz;

"Ölçü almadan elbise dikmeye!"

Bir "terzi" düşünün ki;

"Ölçü" almadan elbise diksin ve o elbise o bedene otursun!..

Bu, mümkün mü?..
 
KES, BİÇ, DOĞRA... ELBİSEYE UYDUR!
 
Haa, şunu inkâr edemeyiz... Elbette, bir terzinin de uyacağı "genel modeller" vardır!.. Meselâ, bir cekete "iki kol" gerekir, belli bir uzunlukta olması gerekir!.. Aksi halde, "ceket"likten çıkar, "palto" olur!.. Meselâ, "yaka" gerekir, "cep" gerekir!..

Ancak, bütün bu "genel form"lara uygun bir ceket dikmek de, "her bedene uyacak"
anlamına gelmez!..

Öyle ya;

İnsanların "uzun"u var, "kısa"sı var!.. "Zayıf"ı var, "şişman"ı var!..

O halde, "çözüm" ne?..

Çözüm, "genel form kalıpları"nın dışına çıkıp, "bedene uygun elbise" dikmekte!..

Peki, "Ankara terzileri"nin yaptığı ne?..

Yaptıkları, "tek model elbise" dikmek ve herkesi onun içine sokmaya çalışmak!..

Ama, olmuyor!..

Ya ceketin "kol"ları kısa kalıyor, ya da pantolonun "paça"ları!..

Eee, ne olacak şimdi?..

"Ankara'nın toplum terzileri" istiyor ki; "kendinizi bu elbiseye uydurun!"

Ama, uymuyor işte!..

"Ceketin kolları kısa!"

"O halde" diyorlar, "kollarını kesin!"

Ya "ayak"lar?..

"Onları da doğrayın!"

Kısacası, "dayattıkları" şu:

"Nerede bir fazlalığınız varsa; kesin, biçin, doğrayın!.. Başka elbise yok!.. Bu elbiseye uydurun kendinizi!"

Evet, "dayatılan" bu!..

"Topluma uygun elbise" dikmeye hiç niyetleri yok!.. Tam aksine, "elbiseye uygun toplum" oluşturma peşindeler!..

Açıkça söylemek gerekirse;

"Ankara" ile "Anadolu" arasındaki, bir diğer ifadesiyle "devlet" ile "millet" veya kendisine "aydın" diyenlerle "halk" arasındaki "çatışma"nın temelinde, işte bu "elbise dayatması" yatıyor!..
 
ZULME ÇÖZÜM: ORTA YOL!
 
Onlar, "matematik, fizik ve kimya"nın bütün "formül"lerinden hareketle, bir "şablon" oluşturmuş kafalarında!..

İyi ama; o "teori"lerin, "pratik"te hiçbir kıymet-i harbiyesi yoksa ne yapacağız?..

Ne yani; "formüle uysun" diye; "soba"yı getirip, "odanın ortası"na koyalım da, "duman"dan mı boğulalım?..

"Gerekirse boğul!" diyorlar;

"Yeter ki şablona uy!"

Uzun lâfın kısası;

Bugün yaşadığımız "başörtüsü" probleminde de, "İHL ve Kur'an kursu" probleminde de ve hatta "Kürt sorunu"nda da, çözümsüzlüğün tek sebebi işte bu "model dayatması"dır!..

Oysa, "usta terzi"ler, hiçbir model dayatmazlar, "zevke ve isteğe göre" dikerler elbiseyi!.. Ve o elbise, "şak" diye oturur bedene!..

Bir insanı, "bedenine uymayan bir elbise"nin içine sokmak; 42 numaralık ayağı, 38 numaralı "ayakkabı"nın içine sokmak demektir ki, bu yapılana, sadece ve sadece "zulüm" denilir!..

Zulme son vermenin tek yolu, "adalet"te, yani "orta yolda buluşmakta"dır!..

"İllâ formüle uyduracağım" diye, "yerini bulmuş soba"yı oradan alırsanız; ya "duman"dan boğarsınız insanları, ya da evde "yangın" çıkarırsınız!..

Bu işler, "hariçten gazel okumak"la olmaz!.. Sadece "bilmekle" de olmaz!.. Gidip, "problem"i merkezinde görecek ve eğer varsa bir "çözüm"ünüz, ortaya koyacaksınız!..

Umarım;

Ne demek istediğim anlaşılmıştır!..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Hasan Karakaya'in Diğer Yazıları
   Vakit''in dini İslâm''dır... Ya “dönme”ler neye inanıyor?
   Fransızlar anladı... Türkiye'ye fransızlar da anlayacak!
   Danıştay ve... “Medya-tör”ler, “Gladyo-tör”lerin neresinde?
   Kim diyor, “Türkiye’de dindara baskı var” diye?!?
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.