Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İç barış, ‘güven bunalımı’ndan beslenen resmî anlayışla mı?
Cumartesi, 15 Nisan 2006 - (08:32)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Türkiye’de, 15 sene öncelere kadar İslamî eğilimlerin en güçlü olduğu bir bölgede ‘kavmiyetçilik ateşi’ni tutuşturmak ve buna karşı, bir başka ‘kavmiyetçilik rüzgarı’nın estirmek, açıktır ki, her şeyden önce, toplumdaki İslamî yükselişi kırmak isteyen şeytanî odakların hedefiydi..


Silahlı mücadele ve suikasdleriyle onbinlerce insanın ölümüne vesile olan (Kuzey İrlanda’daki) IRA ve (İspanya’daki) ETA terör örgütlerinin ‘kayıdsız-şartsız silah bırakma kararı’ almaları üzerine, onlarla müzakere masasına oturulması reel-politik’in gereklerinden.. Arafat da, önce uluslararası terörist sayılıyordu; ama, sonra ‘Nobel Barış Ödülü’ ile taltif edildi.. Begin, Shamir ve Sharon vs. de önceleri ‘terörist’ olarak aranmıyorlar mıydı?

Başbakan Erdoğan da, DTP’ye ‘PKK’nın bir terör örgütü olduğunu açıklayıp, onunla ilişkinizi kesip atınız, o zaman geliniz oturalım masaya..’ deyince, bu söz, PKK’ya ‘silah bırak, görüşelim!’ çağrısı şeklinde yorumlandı.

 

Keşke, PKK da öyle bir ‘kayıtsız-şartsız silah bırakmak’ gibi bir kesin karar alacak kadar cesur, akıllı ve ‘hürr’ olabilse!. Ancak, herşeyden önce, 7 yıldır İmralı’da, ‘generallerin elinde’ bulunan ve PKK’yı oradan dışarıya ulaştırdığı ‘güdümlü’ mesajlarla yöneten bir A. Öcalan’ın bu işi tek başına yaptığını düşünmek safdillik olur. Bu bile, kanlı bir iktidar oyununun ne kadar karanlık yönlerinin olduğunu anlatmaya yeter..

 

Türkiye’de, 15 sene öncelere kadar İslamî eğilimlerin en güçlü olduğu bir bölgede ‘kavmiyetçilik ateşi’ni tutuşturmak ve buna karşı, bir başka ‘kavmiyetçilik rüzgarı’nın estirmek, açıktır ki, her şeyden önce, toplumdaki İslamî yükselişi kırmak isteyen şeytanî odakların hedefiydi..

 

O halde, ‘iç-barış’ı yeniden kurmak için en büyük çaba da yine Türkiye’nin müslüman halkının üzerine düşüyor.. Ama, bu sadece ve ‘şehidler ölmez..’ nâraları atılarak gerçekleşemez.. Tersine, bu gibi söylemlerle, halk kitleleri arasında, bölge farklılığına dayalı bir ‘güven bunalımı’ giderek daha bir derinleşir.. Bir tarafta kinler açıkça bileylenir ve acılar topluma en üst seviyede yansıtılmaya çalışılırken, karşı tarafın acılarının nasibi, bastırılmak olursa; orada ‘etnik, mezhebî veya coğrafî’ konumlara göre bölünme duyguları, (en başta da laik) şeytanî güç odaklarının ekmeklerine yağ sürer..

Geçenlerde, Trabzon’lu bir sanayici ile konuşuyordum.. Tayyîb Bey’in ‘ekonomiye taze kan getirdiğini’, ama, ‘İstanbul’u yabancılarla doldurduğunu’ söylüyordu.. Ne demek istediğini anlamazlıktan gelip, ‘Yani, romenler, ruslar ve filan mı?’ dediğimde; muhatabım, ‘Hayır!.. Kürdlerle!.’ deyiverdi.. Şaşkınlık görüntüsü vermemeye çalışarak, ‘Allah Allah.. Bazıları da onu, İstanbul’un Karadenizlilerle doldurduğu için eleştiriyordu..’ dediğimde, muhatabım düşünmek nimetine sahibmiş ki, ‘Yanlış düşünüyorum, değil mi?’ dedi..

 

Bu topraklarda bin yıla yakın zamandır aynı inanç potasında eriyip bütünleşmiş Müslüman halkların birbirlerini ‘yabancı’ görmek noktasına sürüklenmesi kadar büyük bir zulüm ve facia olur mu?

 

O halde, halk kitleleri arasına sokulan bu ‘yabancılık’ duygusunun ve ‘güven bunalımı’nın bertaraf edilmesi için, her Müslüman (özellikle de kanaat önderleri denilen kişiler), vargüçleri ve samimiyetle çaba harcamalıdır..

 

Bu konuda, elbette ki (geçmişte aldığı ‘DEP, HEP, HADEP, DEHAP’ gibi yığınla isimden sonra, şimdi de) DTP (Demokratik Toplum Partisi) ve onun, bölge halkı üzerinde etkinliği bilinen başkanlarından Ahmed Türk de büyük bir tarihî fırsatla karşı karşıyadır. ‘Kendilerinin kanunlara göre kurulup çalışan bir parti oldukları’nı iddia ederek,o kanunî kılıf ile, muhteva/ içerik arasındaki büyük farkı gizleyemezler. Başbakan’ın çağrısını anlamak lâzım.. Ancak, PKK’dan kopmanın, ‘Erbakan Hareketi’nden kopmak gibi kolay olmayacağı da bilinmelidir.. PKK’dan kopanlara nasıl muamele edildiği, PKK’nın eski seçkin isimlerinden Hikmet Fidan’a ve PKK’nın Avrupa eski sorumlusu Kanî Yılmaz’a uygulanan, örgüt içi binlerce benzeri bulunan infazlardan veya Leylâ Zana’nın da, PKK’yı az-biraz eleştiren eşi Mehdî Zana ile örgüt arasında tercih yapmaya davet edilişi ve eşini tercih edince gözden düşüşünden anlaşılabilir.

 

Ve, bu arada, ‘Derin Devlet’in özel ve derin planları da unutulmamalıdır. İki sene önce yapılan mahallî seçimlerde, seçime girme hakkı olmayan HADEP’li adayların Murad Karayalçın’ın SHP listesinden seçimlere sokulmasının kendiliğinden olduğu mu sanılıyor? Nitekim, 1991’de de DEP’li adaylar (daha sonra CHP’ye dönüşen) SHP’den Meclis’e taşınıyordu ve bu, ‘Derin Devlet’in kararınca gerçekleşiyordu. PKK, Meclis’e çekilerek ‘ehlîleştirmek’ isteniyordu. Ama, o plan tutmayınca, hangi yöntemlerle bastırıldığı biliniyor.. Bu ‘Derin Devlet’ manipulasyonu o kadar açıktı ki, birgün Ecevit, CHP’yi, ‘PKK’yı Meclis’e taşımak’la suçladığında, Erdal İnönü, ‘Sn. Ecevit de bilir ki, DEP’in Meclis’e taşınması, bir Devlet kararı gereğiydi!’ demiş ve Ecevit de susmuştu. Yani, konuyu çok sâde görmemek ve bu işlerin herbirisinin ardında, nice ‘Derin Devlet’ ve ‘uluslar arası’ tezgahlarının olduğunu da unutmamak gerekiyor.

 

Bugün, bir bölge halkı diğerine veya ‘Derin Devlet’ güçlerine güvenmiyorsa.. Temel mes’ele, bu ‘güven bunalımı’nı yokedecek adımlar atılmasıdır. Çaresi de, ‘kalb  birliği’ne pratik olarak da dönmektir. Kalbler aykırı ve düşman kodlamalara göre çarptıkça, birlik nasıl sağlanabilir? Bu da, bu düzenle olmaz!

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.