Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Anmak mı, anlamak ve yaşamak mı? (2)
Cumartesi, 15 Nisan 2006 - (10:42)
Sami Hocaoğlu
Yeni Şafak Gazetesi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Onun "insan" diye bir derdi vardı. Bu öyle bir dertti ki, Kur'an onu şöyle uyarmak durumunda kalacaktı: "Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!" Benzer bir ifade, Kehf suresinde, farklı bir ibareyle gelecekti: "Demek sen kalkıp eğer onlar bu hitaba inanmazlarsa, onların tepkilerine gücenip kendini helak edeceksin?"


Keşke, andığımız kadar anlayıp yaşayabilseydik. Allah Rasulü'nü anmalar, eğer anlayıp yaşamaya kapı aralıyorsa anlamlıdır.

Sevgi var, sevileni anlamayı kolaylaştırır. Sevgi var, sevileni anlamayı zorlaştırır, hatta imkansız kılar. Birincisi bedeli ödenmiş sevgidir, ikincisi ise bedeli ödenmemiş, hakkı verilmemiş sevgi. Sevileni anlamayı kolaylaştıran sevgi tanıdıkça artan sevgidir. Bu birbirini tetikler: Sevdikçe tanır, tanıdıkça sever insan.

Allah Rasulü'nün hayatıyla derinden ve yoğun irtibat kuranlar, sümmettedarik olağanüstülüklere itibar etmezler. Buna gerek duymazlar. Çünkü böylesine berrak bir hayat kaynağını keşfedenin, boz bulanık sulara dalmaya ihtiyacı yoktur.

İbn Hazm'ın Cevami'u-Sîra'da söylediği "Onun peygamberliğine başka hiçbir delil olmasa yaşadığı hayat tek başına yeterdi" mealindeki sözü, ne demek istediğimi anlatmaya kafidir. Aynı tavrı, bütün bir ömrünü onun hayatını anlamaya ve anlatmaya vakfeden Muhammed Hamidullah Hoca'da da görüyoruz. Bunu söylemek kolay değildir. Bunu söylemek için bunu fark etmek lazım. Bunu fark etmek için, onu anlamak lazım.

Onu anlamak, Kur'an'ın haber verdiği gibi, "belini neyin ikiye büktüğünü" anlamaktır. İniş üssü onun yüreği olan "ağır ve değerli sözü" (kavlen sakîlen) anlamaktır. Vahyi almaya başladığında Allah Rasulü'nün saçları, belli belirsiz birkaç ak tel dışında simsiyahtı. Fakat 47'sine geldiğinde orantı tersine dönmüştü. Hz. Ebubekir bir keresinde "Saçların (tez) ağardı Ya Rasulallah!" demişti de, o "Saçlarımı Hud, Vakıa, Murselat, Amme yetesaelun ve İze'ş-şemsu kuvvirat sureleri ağarttı" demişti.

Onu anlamak, biraz da onun belini ikiye büken, saçlarını ağartan şeyi anlamaktır.

Onun "insan" diye bir derdi vardı. Bu öyle bir dertti ki, Kur'an onu şöyle uyarmak durumunda kalacaktı: "Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!" Benzer bir ifade, Kehf suresinde, farklı bir ibareyle gelecekti: "Demek sen kalkıp eğer onlar bu hitaba inanmazlarsa, onların tepkilerine gücenip kendini helak edeceksin?"

İlahi denetim altındaydı. En ücra yerinden denetleniyordu. Hayatın tüm sıkıntılarıyla, bu ilahi denetim ve gözetim altında baş etmek zorunda olduğunu biliyordu. Taif günü taşlandığında, olanca genişliğine rağmen yeryüzü ona dar gelmişti. Alemlere rahmet olarak gönderilmişti ama, alemler içerisinde Allah'tan başka gidecek bir yeri, sığınacak bir mekanı yoktu. Her gerçek seven gibi onun da sevgisi sınanıyordu. Kan revan içinde döndü, giremediği Mekke'sini uzaktan seyrederken, yanaklarından süzülen yaşlar eşliğinde bir yandan da şu duayı ediyordu:

İlâhî!
Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum!
Gücümün azaldığını,
insanların gözünde küçük düştüğümü Sana şikayet ediyorum!
Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Sensin ezilmişlerin Rabbi!
Sensin benim Rabbim!
Beni kimlerin eline bıraktın?
Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi?
Yoksa, davamı ipotek altına alan düşmanın eline mi?
Ama, eğer Sen bana gücenmedinse,
kesinlikle bunlara aldırmıyorum,
lakin ihsanın beni rahatlatacaktır!
Senin nuruna sığınırım;
karanlıkları aydınlatan nuruna,
dünya ve ahiretimi aydınlatacak nuruna!
Gelecek gazabın, bana ulaşacak öfkenden,
kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum.
Sana sığındım, yeter ki razı ol!
Beni bir lahza kendimle baş başa bırakma!
Güç ve kuvvet sendendir, yalnız senden!

Hicret gecesi Sevr'in eteğinde beklemedi, kulun gücünün bittiği yer olan zirvesine çıktı. Ve orada söyledi "Ey Ebubekir! Üçüncüsü Allah olan iki kişiye kim ne yapabilir ki?" sözünü. Biliyordu ki, insanın gücünün bittiği yerde Allah'ın yardımı başlardı.

Vahyin uyarılarıyla, duygularına bile ince ayar çekiliyordu. Sert olduğu bazı durumlarda "Onlara daha yumuşak ve güzel davran", "onları kendi haline bırak", "aldırma", "kendi gündemini izle", "işine bak" gibi uyarılar alıyordu. Fazla yumuşak davrandığında ise "Onlara karşı daha sert ol", "onlara yüz verme" uyarıları alıyordu.

Belini iki büklüm eden yükün ağırlığı bu örneklerden sonra daha iyi anlaşılmıyor mu? Sanırım ona "Ben hüzünlerin peygamberiyim" dedirten de buydu. Dahası, vefat günü başucunda ağlayan Fatıma'sına "Ağlama kızım, baban bir daha acı çekmeyecek" dedirten de buydu.

Rabbim ona layık olmayı, onu sevmeyi, anlamayı ve yaşamayı her kula nasip etsin!

Yeni Şafak Gazetesi

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Sami Hocaoğlu'in Son 10 Yazısı
   Hayat Hicret'tir
   Sen misin Müslüman olan?
   Kudüs 'sancak'tır
   Kurban kesmek insanlığa intisaptır
   Kur'an “ölü metin” değildir
   Câbirî ile baş başa
   Fetvalarla savaş
   Amerika'da İslam (2)
   Amerika'da İslam (1)
   Münafık kontenjanından Arabistan'a bir iki!..
   Hızırlar ve hınzırlar
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.