Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘En gerici Cumhurbaşkanı’, ya da, ‘Cumhûriyet adına diktatörlük!’
Salı, 18 Nisan 2006 - (12:08)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

‘Cumhûriyet’ adı almakla, bir sistemin, gerçekten decumhûriyet’ olamıyacağının en canlı örneği, bizdeki.. Hele de, asırların saltanat geleneği ve kültürü toplumda hâkim ise, o zaman, ‘Cumhûriyet’ adına bir saltanat kurulması işten bile değil.. Nitekim, 1923’de zamanın meclisinin yarıdan fazlası dışlanarak yapılan bir toplantıda, bir emr-i vâkı’ ile, bir oldu-bitti ile 335 meb’usdan/ m.vekilinden sadece 157’sinin reyiyle, yani 168’lik salt çoğunluk oyu bile aranmadan ilân edilivermişti Cumhûriyet!. Baştan böyle olunca, yeni sistemin, bir isimden ibaret, eski saltanat usûlüyle çalışacağı ve ortaya ‘c. başkanı’ diye anılan yeni fiilî sultanlar çıkaracağı açıktı.. Seçim yapılmasına gelince.. Ki, II. Dünya Savaşı, Batı’da, ‘demokrasi dünyası’ denilen güçlerin galibiyetiyle sonuçlanınca, kısmen serbest ilk seçimler de  ancak, 27 yıl sonra, 1950’de, Amerikan dayatması ile yapılabilmiş ve amma, sistemin bir kazaya uğramaması için, yeni iktidarın başına da, M. Kemal’in son başbakanı Celâl Bayar, 3. C. Başkanı  olarak oturtulmuştu.

Yani, seçimlerle bazı yöneticilerin değişmesi mümkün olsa bile, o, ya bir aldatmaca oluyor; ya da, halkın iradesi, gerçekten de ‘Cumhûriyet’ anlayışına göre, ülkenin ve devletin yönlendirilmesinde temel ölçü olacak olsa; o zaman, zorbalıklar, süngüucu göstermeler veya süngü zoruyla kabul ettirilmiş anayasalara sığınmalar başlıyor..

Yani, saltanat dönemlerinden çok farklı bir şey yok.. Nitekim, Osmanlı’nın son 50 yılında da, (1876- I. Meşrutiyet’ten itibaren) seçimler yapılıyordu.. Ama, o seçimlerle sistemin özü değiştirilemiyordu; şimdi de değiştirilemiyor. Halkın iradesinin, devlet ve toplum yönetiminin şekillenmesinde, temel konularda damgasını vurması sözkonusu olunca, ‘fiilî saltanat’ anlayışı hemen hortluyor. Küçük bir azlığın iktidarına dayanan bir ‘oligarşik diktatörlük’, siyasî iktidarda bazen değişiklikler olsa bile, devlet mekanizmasının aslî/ temel yönetimini, yani fiilî iktidar birimlerinde milletin istediği değişikliğin yolunu, oluşturdukları ‘kurumlar oligarşisi’ ile kesip, onun kırılamaması için ellerinden geleni yapıyorlar; bazen anayasa adına, bazen de babayasa adına..

Ve böyle bir sistemde, bütün ‘C. Başkanları’nın, Padişah’lıkta bile ve modern devlet sistemlerinde benzeri olmayan bir şekilde ‘sorumsuz’ olması, ‘vatan ihaneti’ suçlaması dışında, hiçbir söz ve eyleminin hesaba çekilememesi hatırlanırsa, ‘Cumhûriyet saltanatı’nın yersiz bir isimlendirme olmadığı anlaşılır..

Hani, bir fransız ihtilalcisinin, ölüm yatağındayken, ‘Cumhûriyet’in diktatörlük günleri ne güzeldi..’ diye yaptığı bir itiraf vardır ya, bu, TC sistemi için de söylense, yeridir..

Ve bu sistem, kendi hedefi için, her şeyi mübah gören anlayışla hereket eder. Bu sistemin başına ‘C. Başkanı’ olarak oturtulan kişilerin herbirisi de, -biraz İsmet İnönü ve biraz da Turgut Özal bir kenara bırakılırsa,- kendilerini, (bugünkü hukuk sisteminin de babası sayılan 1930’ların Adliye Vekili Mahmûd Esad Bozkurt’un açıkça ‘nazizm ve faşizmin bile ilham kaynağı’ gösterdiği) kemalizm ve M. Kemal’e, hattâ ‘ubûdiyet’ / kulluk derecesinde bağlı görmüşlerdir.

Ama, bunlar arasında, en ileri noktada olan, Celâl Bayar’dı ve onun, ‘Atatürk, seni sevmek, millî bir ibadettir..’ lafı meşhurdur. O da, ülkemizin ve Müslüman halkın tarih içindeki çetin yolculuğunu da, 200 yıllık bir tarih perspektifinden değerlendiriyor ve konuyu, özellikle Tanzimat’tan bu yana toplumumuzda hep süregelen ‘ilerici/ gerici, irtica/ teceddüd, mürteci/ asrî’ gibi, kesin ölçü ve tarifleri olmayan, subjektif terimler etrafında şekillenen bir ideolojik mücadeleye göre şekillendirmeye ağırlık veriyor ve 100 yaşının üzerindeyken bile o mücadeledeki yerini korumaya çalışarak, umutsuz olanlara, ‘Korkmayın, bu savaş 200 yıllık bir mücadeledir ve hep biz kazanmışızdır..’ diye moral vermeye çabalıyordu..  ‘Biz’ dediği, müslüman bir milleti ve onun inanç sistemini kendisine en büyük engel gören emperyalizmin emellerine hizmet etmeyi ‘ilericilik’ sayan, ‘mustagribler, Batı çarpılmışları’ taifesi idi.. Onlar İslam’ın özellikle de sosyal hayatta tekrar etkili hale gelmemesini kendilerine ‘medeniyetçilik’ adına hedef edinmiş emperyalist kuklalarıydı, emperyalizmin ‘ileri karakol gözcüleri’ydi.. Emperyalist odaklarca kendilerine verilen vazifeleri yerine getirmek için, en kanlı yöntemleri caiz ve mübah sayan jakoben/  tepeden inmeci bir devrimcilik anlayışının bağlısı bir zorbalar güruhu idi. Tanzimât’tan, Yeni Osmanlılar ve Jön (genç) Türkler’e ve İttihad- Terakkî’ye ve bugüne uzanan çizginin özelliği budur ve bu çizginin bize tarih içinde zaman kaybettirmekten öteye bir etkisi olmamıştır. Bayar, ülkemize gelen ‘müslüman’ devlet başkanlarının camilere gitmek istemesi halinde, onları camiin eşiğine kadar götürür ve kendisi dışarıda, bir sandalye üzerinde oturur ve bunu ‘laikliğin’ ve 200 yıllık mücadelenin gereği olarak bilirdi. Ve amma, Bayar’ın o ‘ideolojik irticaî katılığı’nın artık işlemez olduğu sanılırken, aynı çizgiyi, şimdi de Sezer sürdürmeye çalışıyor.. Bir farkla ki, Bayar yandaşlarına umut vermeye çalışıyordu; Sezer ise, bir umutsuz vak’a için direniyor ve adeta ‘aba altından süngü göstermek’ istercesine, özel bir mekanda, ‘Harb Akademileri’nde düzenlenen bir toplantıda, yaptığı konuşmada, başı olduğunu düşündüğü Cumhûr’un, halkın inanç ve ibadetlerine laiklik ve kemalizm adına sınırlandırma getirebileceğini bile sanıyor; yani baltaları topraktan çıkarma teşebbüsünde..

‘Cumhûriyet’ adı verilen ve amma, cumhûr’un, halk kitlelerinin rey ve iradesine, isteğine, emperyalist dünyanın planlarına göre karşı çıkılması esas alınarak geliştirilen ve ‘ilericilik’ gibi yaldızlamalarla dayatılan ve -dünyada pek emsali kalmayan bir şekilde, hâlâ da- kanun zoruyla korunan bu, ‘kişiye tapma’ hastalığı ve ‘laiklik dini’ bağlılığının saldırganlığına da, inşaallah yarın değinelim..  

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.