Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Biz sizin dininize karışmıyoruz; siz de bizim dinimize karışmayınız!
Salı, 18 Nisan 2006 - (12:12)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Cumhurbaşkanı Sezer’in son konuşmalarına değinmek isterken, hâfızam beni 32 yıl öncelere götürdü. 1974 yılında, Bâb-ı Âli’de Sabah gazetesinde günlük yazılar yazıyordum.. Zamanın C. Başkanı Fahri Korutürk bir konuşma yapmış ve İslam ve Müslümanlar  konusunda, ‘laik / kemalist’ çizginin bilinen laflarını tekrarlamıştı. Bu vesileyle, ‘Korutürk ve din anlayışı’ başlıklı bir yazı yazmış ve ‘C. Başkanı’nın kafasındaki din anlayışının kendisini ilgilendirdiğini, ama, millete böyle bir dayatmada bulunma hakk ve yetkisinin olmadığını’ anlatmaya çalışmıştım. Aradan 1-2 ay geçmişti ki, o zamanın meşhûr 163.maddesine göre, ‘Devlet’in temellerinin kısmen de olsa dinî esaslara göre düzenlenmesi için propaganda yapmak’ suçlamasıyla dâva açılmıştı. Dâvayı açan savcı, ‘Emrin Ankara’dan geldiğini, o yüzden dâva açmak zorunda kaldığını’ adeta özür diler gibi ifade etmiş ve yargılama sonunda mahkûm olup, hapis cezamı da, ‘1977-78’de çekmiştim.

Korutürk’ün o zaman söyledikleriyle Sezer’in şimdi söyledikleri arasında özü itibariyle bir fark yok.. Hattâ, -Sezer’in son konuşmasına destek veren- S. Demirel de  C. Başkanlığı’nın son demlerinde, ‘Bugün, Kur’an’dan 230 kadar âyetin tatbik kabiliyeti yoktur.’ deyişi üzerine de bir yazı yazmak zorunda kalacaktım.

Müslüman halkın, nedir bu ‘c. başkanları’ndan çektiği! Ama, yine de iyi de oluyor. Çünkü, o makamda böyle haddini bilmez, saldırgan ve İslam’la hesablaşma derdinde olanlar bulundukça, milletin başına daha nice çoraplar örülmeye çalışılacağının mesajını vermesi açısından ilgi çekici..

Ancak, hangi inançtan olursa olsun, aklı, mantığı olan herkes, bu gibi ‘totaliter/ müdahaleci laik kafalılar’ın saldırganlıklarına karşı şunu söylemeliler: ‘Yahu, Müslümanlar sizin -hayatı yaşamakta kabul ettiğiniz temel ölçüler mânasında-laiklik dini’nize, inanç ve kanaatlerinize karışıyorlar mı ki, siz onların inançlarına, dinlerine müdahele hakkını kendinizde görebiliyorsunuz?’

Haa, o zaman bazıları, ‘Yahuu, biz de müslümanız..’ diyeceklerse, biz de onlara diyoruz ki, ‘kimsenin inancının derecesini ölçmek için bir kriter yok.. Ama, Müslümanların elindeki kriter, Kur’an-ı Kerîm’dir. Eğer, ‘biz de müslümanız’ diyorsanız, o zaman, -noksan amelli veya günahkar olabilirsiniz, bu ayrı bir konudur, ama..- Kur’an’ın hükümlerine karşı çıkamaz ve onu kısıtlamaya kalkışamazsınız. O halde, tercihinizi kesin ve dürüst bir şekilde yapınız..’ Evet, bu kadar kısa, net!.

Şimdi gelelim, Sezer’in, -Demirel’e göre çok değerli olan- görüşlerine..  
Sezer, ‘Bireyin inanç ve ibadet yaşamına, kamu düzenini, güvenini ve çıkarlarını korumak amacıyla sınırlamalar konulabileceği'ni söylüyor, kurmay subay yetiştirme merkezi olan Harb Akademileri’nde..

İlginçtir, aynı gün, ‘USA Stratejik ve Uluslararası İlişkiler Merkezi’nce (CSIS) yayınlanan Türkiye raporunda AK Parti ile TSK arasında, Gen. Kur. Başk.lığı’nda beklenen vazife değişikliği sonrasındaki ilişkilerden kaygu duyulduğu, generallerde ve daha alt rütbeli subaylarda rahatsızlık olduğu’ dile getiriliyordu.

Şimdi, bu sözlerle Sezer’in Harb Akademileri’ndeki konuşmasının zamanlaması tesadüfî mi?  Ve konuşmasında sözünü ettiği ‘irtica tehlikesi’nin devlet hiyerarşisi içindeki söylenme yeri, ‘silahlı kuvvetler’ midir? Ama, Sezer, bir taraftan, silah zoruyla, ihtilallerle hazırlanan anayasaya, bu zorbalık ve brifingler üzerine kurulu ‘hukuk’ düzeninin, özellikle Anayasa Mahkemesi ve Danıştay gibi kurumların kararlarına sığınırken; diğer taraftan da TSK’dan meded umuyor.

Sezer, ‘Son günlerde artarak sürdürülen söylemlerde, laiklik, ‘din ve vicdan özgürlüğü’ olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımla laiklik, din ve vicdan özgürlüğüne indirgenmekte ve anlamsız kılınmaya çalışılmaktadır’ diyor ki, o konuşmanın asıl kilit cümlesi, bu.. Demek ki, laiklik, ‘din ve vicdan özgürlüğü’ değil; belki, bir ‘din’ gibi, hayatın her alanını kuşatan bir başka ‘din’dir! (Ve bu satırların sahibi de, laikliği bu mânada anlamakta olup, asla laikliğe sığınma ihtiyacı duymamaktadır, esasen..)

Sezer kendisini gizlemiyor, hukuku, bu Anayasa’nın, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda anlaşılması, sözünün ve ruhunun bu yönde yorumlanıp uygulanması gerektiği; hiçbir etkinliğin, Atatürk ilke ve devrimleri karşısında koruma göremeyeceği’ görüşüne oturtuyor ve bu anlayışla, ‘Padişah’ların kulluğu’ndan çıkan bir Müslüman halkın, şimdi de, ‘laikliğe kulluğun pençesi’ne düştüğünü açıklamış bulunuyor. Müslüman bir halkı kul-köle olarak görüyor..

Evet, bir daha anlaşılıyor ki, Sezer ‘laiklik dini’ni dayatmak istiyor bu topluma.. Halbuki, anayasaları, ’Devletin kısmen dahi din kurallarına dayandırılamıyacağı’nı söylüyordu. Ama, o anayasadaki bu yasaklama, her türlü din için değil,  emperyalistlerin diktesine göre, sadece İslam içindir!.
Sezer gerçi, lûtfedip, ‘Din, bireylerin manevi yaşamına ilişkin olan inanç bölümündeki kutsal yerinde, sınırsız bir özgürlük tanınarak anayasal güvenceye alındığı’nı da söylüyor, ama, arkasından, ‘Dinin, bireyin manevi yaşamını aşarak, toplumsal yaşamı etkilemesine izin verilemez; bireyin inanç ve ibadet yaşamına, kamu düzenini, güvenini ve çıkarlarını korumak amacıyla sınırlamalar konulabilir..’ diyerek, ‘sınırsız’ dediği özgürlüğün sınırlarını da gösteriyor ve bu sözünde hiç bir mantıkî çelişki görmüyor herhalde.. Ya da, milletin gözünün içine baka-baka, maval okuyor.

Son söz: ‘Biz sizin dininize karışıyor muyuz ki, siz bizim dinimize karışmaya kalkışıyorsunuz? ‘Lekum dinikum veliyedîn.. (Sizin dininiz size, benimki de bana!.)

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.