Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Yanlışlık, Sezer’in şahsında değil, bu rejimin temelindedir!
Çarşamba, 19 Nisan 2006 - (18:14)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bu günkü yazıda, birkaç konuya birlikte değinelim: 

1- DTP eşbaşkanlarından Ahmed Türk, ‘PKK teröristtir’ dediği anda, halkı ikna etme şansı kalmayacağını’ söylemiş, Radikal’de, ‘kürdleri anlamıyorsunuz, bütün mesele burada..’ diye de ekliyerek ve sanki ‘bütün kürdler de PKK’lı’  imiş gibi.. Halbuki, böyle bir varsayım, ‘bütün türkler kemalist veya  MHP’lidir!’ demek kadar ‘sağlıklı’ (!?) bir iddiadır.

Böylelikle, -kendisinin daha sağlıklı ve mantıklı düşünebileceğine dair hüsn-ü zanlarıma da darbe vuran- A. Türk, sadece DTP’yi değil, bütün Müslüman kürd halkının da PKK ile aynîleştirmeye çalışmak gibi bir gayretin içinde gözüküyor ve keza, görüşme taleblerine Başbakan Erdoğan’dan, ‘PKK’yı terör örgütü ilan et, gel görüşelim..’ şartına da çok net bir cevab vermiş bulunuyor. Bu da, Erdoğan’ın şartlı çağrısının isabetini bir daha ortaya koyuyor..

A. Türk ise, bu açıklamasıyla kendi liderliğine açıklık getiriyor ve kendisinin bir halkı yönlendirebilen bir ‘lider’ olmaktan çok, bir halkın önüne geçirilmiş bir ‘edilgen ve güdülgen kişi’ durumunda olduğunu da itiraf ediyor. Keşke, böyle olmasaydı..

2- Ülke biraz kendine gelir gibi oldu ya; milletin biraz rahat nefes alması çok görülüyor.. Yeni bir sosyo-politik buhran çıkartma çabaları, yeni ‘28 Şubat’ zorbalıkları arayışlar körüklenmeye çalışılıyor; iç ve dış odaklarca çok yönlü oyunlar tezgahlanıyor.. İçerden, C. Başkanı Sezer liderliğindeki muhalefet cebhesi, laik -kemalist mütegallibe taifesi, -her kılığa bürünebilen, ama, şimdilerdeki yeni isimleriyle- ulusalcılar’ ve de masonik güçler!.. Dışarıda ise, başta Amerika’da Beyaz Saray üzerinde oldukça etkili olan Yahudi lobisi ve ‘neo.con’ (yeni muhafazakâr)lar başta olmak üzere, kapitalist emperyalizmin bütün karar ve planlama odaklarıyla baskı grupları ve bütün bu iç ve dış odaklarla kolkola gözükmekten rahatsız bile olmayan geniş bir medya yelpazesi.. Ve, böyle bir fitne-engîz dönemde, kendisi gibi düşünmeyen herkesi en ağır şekilde suçlayabilen ve nice zamandır köşesinde çekilmişken yeniden sahneye sürülen bir Raûf Denktaş!.

Evet, Denktaş, yeniden huzurlarınızda!.. O Denktaş ki, ‘Kıbrıs siyasetini de, Batı dünyasının siyasetini de en iyi ben bilirim. Ve, KKTC’nin ‘okey’ini almadan, Kıbrıs’ı AB’ye üye alamazlar!..’ diyerek, TC yöneticilerini yıllardır uyutmuştu. Ancak, Erdoğan Hükûmeti, inisiyatifi ele aldı; Denktaş’ın etkisi nisbeten sınırlandı..

Kiprianu ve Klerides’lerle Lefkoşe’deki aynı mason locasına üye olan Denktaş’ın, evvelki gün Çankaya Üniversitesi’nde konuşturulması, iç ve dış mihraklarca hazırlanan çok yönlü entrikaların bir bölümü gibi gözüküyor.. Çünkü, -uluslararası hukuk açısından hiçbir ülke tarafından kabullenilmeyen, diplomatik açıdan çıkmaza saplanan-  ‘KKTC’yi yok sayacak bir anlaşmanın imzalanmasının şerefsizlik olacağı’nı dile getiriyor. Denktaş, Türkiye’yi, kendi tutarsız ve uzakgörüşlülükten mahrum siyasetiyle istediği yere, ayran kabartıcı nutuklarla sürüklemek hayalinden uyanmalıdır, artık.. Ayrıca, onun, ‘şerefsizlik’ gibi deyimleri bu kadar rahat kullanması, ‘şeref’ konusunda kendisinin ne kadar ‘hassas’ olduğunu da gösterebilir.

3- C. Başkanı Sezerin son konuşmasına tepkiler devam ederken eski alışkanlıklar sürüyor ve problemin sadece Sezer’in şahsından kaynaklandığı gibi bir zehâbın uyanmasına ve bu da toplumun yanıltılmasına vesile oluyor.

Halbuki, ey ahâli, mes’elenin özü, Sezer, Gürüz, Alemdâroğlu, Teziç, YÖK, yargı vs.’de değildir; anayasadadır ve dahası, anayasayı mâlûm ‘ilke ve devrim’lere; ‘resmî ideoloji’ye göre şekillendirip yorumlayan da, kendilerini hukuk-üstü gören ve hukukdışı duruma düşen, dokunulamaz güç merkezleridir!

Elbette ki, rejimlerin işleyişinde, şahıslardan kaynaklanan olumlu /olumsuz etkileri de reddedilemez; ama, problemin, rejimin bu temel ölçülerinden kaynaklandığı asla gözardı edilmemelidir..

Nitekim, Sezer de, buna işaret ediyor: Anayasa’nın Başlangıç bölümünde, (…)bu Anayasa’nın, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda anlaşılması, (…) hiçbir etkinliğin, Atatürk ilke ve devrimleri karşısında koruma göremeyeceği, belirtilmiştir. (…) Anayasa’nın 103. maddesi uyarınca, Cumhurbaşkanı (…) Anayasa’ya, Atatürk ilke ve devrimlerine ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağına ve görevini yansız biçimde yerine getireceğine ant içmiş; başka bir deyişle Türk Ulusu’na söz vermiştir. (…) Cumhurbaşkanı’nın, (…)yansızlığının siyasal yansızlık olduğu, Atatürk ilke ve devrimleri ile laik Cumhuriyet söz konusu edildiğinde bu değerlerden yana tutum takınmak zorunda olduğu görülecektir. Devlet rejimini oluşturan bu değerleri korumak, düşünce ve eylemde bu değerler yönünde yan tutmakla olanaklıdır.’  

Yaa, işte böyle.. Bize istemediğimiz bir söz bile vermiş, Sezer; esir alınmamız için! Doğrudur da, bu anayasaya anormal şartlarda, kerhen de olsa, millet ‘Evet!’ demiş, Allah’ın her insana verdiği özgürlüğü, kendi eliyle başkalarına, zorbalara devretmiştir. Nitekim, Sâmi Selçuk bile, -üstelik Yargıtay Başkanı olduğu dönemdeyken-, bu anayasayı, -kerhen, zorla kabul ettirildiği için,- keenlemyekûn/ bütünüyle yok’ sayılması gereken bir hukuk kaynağı olarak değerlendirmekten kendini alamamıştı.. O halde, milletin inandığı doğrularla zıdlaşmayan ve zorla giydirilen bir ‘deli gömleği’ mesabesinde olmayan bir yeni anayasa lâzımdır. Mes’ele’nin özü budur!

Bu zihniyet çarpıklığı sadece kişilere ârız olmuş bir illet olmayıp, devlet’in rejimine ve dolayısıyla, milletin kaderine de musallat olmuş bir çarpıklıktır. Teşhis doğru olmazsa,  sağlıklı tedavi nasıl olabilir?

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.