Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Yoksa, İran‘ın atom bombası var da, zamanı geldiğinde mi açıklayacak?
Perşembe, 20 Nisan 2006 - (19:29)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

‘Amerika Birleşik Devletleri (ABD/ USA)’- ‘İran İslâm Cumhuriyeti (İİC/ IRI)’ arasındaki savaşın yeni bir merhalesindeyiz. Son yarım asırdır ve hele 30 yıllık bir geçmişi olan ve bir topyekûn savaş tablosu sergileyen bir kapışma zâten vardı.

Şah Pehlevî, 1953’de İngilizlerin elinde bulunan ‘İran Petrolü’nün ‘millîleştirilmesi’ ile İran’dan kaçmak zorunda kaldığında, onu, CIA’in hazırladığı  ve General Zâhidî’ye -sadece 200 bin dolar vererek yaptırttığı bir askerî darbeyle, -Hitler’in Mussolini’yi zindandan çıkarıp, İtalya’nın başına tekrar oturtmasında olduğu gibi- Şah’ı İran’ın başına yeniden oturttuğu zamandan beri bu savaş vardı. Ve, İmam Rûhullah Khomeynî liderliğinde gerçekleşen ve 15 binden fazla insanın öldürülmesi ve İmam’ın da ülke dışına sürgün edilmesiyle neticelenen 5 Haziran 1963’deki büyük ‘qıyâm’da da, Şah’ı koruyan, Amerika ve İsrail idi. (Şah’a, ‘Maliye Bakanın Ali Eminî’nin gözleri çok güzel, onu Başbakan yapsana!..’ diyen (Kennedy’nin eşi) Jackeline Kennedy’nin bu isteğinin yerine getirildiğine dair, Amerika’lı yetkililerin hatıralarında yer alan beyanları burada zikretmek, bir yakıştırma değildir..) 1977 Yazı’nda başlayan ve 100 bini aşkın insanın öldürülmesine rağmen önlenemiyen ve 1979 başında Şahlık rejiminin devrilmesiyle neticelenen, -yine İmam Khomeynî liderliğindeki- ‘İslam İnkılabı Hareketi’ de, o savaşın yeni bir merhalesiydi.

4 Kasım 1979’da, yüzbinlerin  gösterisi sırasında, Tahran’daki Amerikan Elçiliği’nin basılıp, 52 ‘casus-diplomat’ın ‘rehine’ alınması ile İİC ile USA arasındaki diplomatik ilişkiler koptu ve hâlen de kesik..

‘Rehine’leri kurtarmak ümidiyle, 24 Nisan 1980’de, Doğu İran’daki Tabes Çölü’ne hava indirmesi yapmak isteyen Amerika, savaş uçaklarının birbirine çarpması ve yığınla askerin yanmasıyla bir ağır hezîmet yaşıyor ve bu durumu, zamanın USA  Başkanı Carter tv.lerden ağlayarak açıklıyordu.. Carter, daha sonra hatırâtında, Tabes hezimeti sonrasında, ‘Tahran üzerine iki atom bombası atarak, mes’eleyi halletmeyi düşündüğünü ve bunun için, (sürgündeki) Şah’tan da ‘okey’ aldığını, ama, bunun ‘Amerika’nın bütün İslam dünyasından kovulması’  gibi bir sonuç vermesi ihtimali yüzünden vazgeçtiğini’ yazıyordu.. Ve o hezimetin üzerinden 5 ay sonra, Saddam’ın 22 Eylûl 1980’de İran üzerine saldırtılması ve Saddam’a dünyanın bütün modern silahlarının verilmesine rağmen, 1 milyona yakın insanın öldürülmesine müncer olan 8 yıllık bir savaş sonunda, yine netice elde edilememesi!.

İslâmî İran’ın bu savaşla, birkaç açıdan zayıflatılması öngörülüyordu..

Ülkenin savaş ve yangın yerine dönüştürülmesiyle, İslâm adına yapılacak uygulamaların başarısız kılınması, İslam İnkılabına destek veren genç nesillerin savaşta eritilmesi, ülkenin maddî zenginliklerinin yokedilmesi, halk kitlelerinin yıldırılması, muhalif odakların güçlenmesi ve zuhûruna zemin hazırlanması.. Ve İslamî bir devlete özlem duyan öteki halkların gözlerinin korkutulması, vs..

Bu hedeflerin her birinde kısmen başarılar elde edilmiş olabilir.. Ama, bütün bu savaşlar, İslam İnkılabı’nın ve İslamî İran’ın ateşle imtihanıydı ve elbette her şeyin mükemmel olmasını beklemek hayalperestlik olurdu, ama, İİC, bu imtihanları genel olarak başarıyla verdi. 70 küsur milyonu aşan bir nüfus, yığınla sosyal problemler, 30 yıla yakın zamandır uygulanan ambargolar..

Bütün bunlar, İİC’ne, her alanda, kendine yeterli hâle gelmesi gerektiğini ve dahası, müslüman halkın, inancına göre hürr olarak yaşayabilmek için, gerektiğinde bedeller ödemesi gerektiğini de öğretti ve İslam Cumhûriyeti rejimine daha bir sahib çıktı.. Ve savaştan sonra da, kazandığı tecrübeleri sanayiine de yansıtan ve bu yolda dev adımlar atan İslamî İran bugün 2500 ve hattâ 4200 km. menzilli füzeler yapmayı da başardı. Ve sonunda, ‘uranyum zenginleştirme işini başardığını’ ve ‘nükleer enerji üreten ülkeler kulübüne girmiş bulunduğunu’ açıkladı..

Bu açıklamaların ‘acem abartması’ olarak geçiştirilmesinin mümkün olmaması gerekir.. Yani, mes’elenin Saddam’ın son döneminde yaptığı gibi çaresiz tehdidler olarak görülmesi yanıltıcı olabilir. Elbette, Hâşimî Refsencanî ve Muhammed Khâtemî gibi, dünya çapında ciddîye alınan c. başkanlarından sonra, Mahmûd Ahmedînejad’ın sözleri, ‘kurusıkı tehdid’ gibi algılanabilir, ama bu görüntünün yanıltıcı olması çok mümkündür. Ve dahası, İran’ın açıklamalarının bundan sonraki merhalesi, ‘atom silahına sahib olduğunu’ açıklamak bile olabilir. İslamî İran’ın, siyonist İsrail rejiminin de nükleer silahtan arındırılmasında ısrarı da bunu gösteriyor.

Bush ve çevresi, İslamî İran’ı caydırmaya çabalarken, gerekirse askerî müdahalenin de gündeme gelebileceğini belirtiyor; ama, böyle bir saldırı durumunda, İran’ın da, siyonist İsrail rejimini hedef alacağı; ve o zaman da, bütün Ortadoğu bölgesini yangın yerine dönüştüreceği de unutulmamalıdır. 

Ortadoğu’nun ve dünyanın geleceği, Amerika’nın saldırganlıktan vazgeçip geçmiyeceğine bağlıdır.. USA emperyalizminin Ortadoğu’daki yumuşak karnı, siyonist İsrail’dir ve bu durumun Amerika’nın elini bağlıyacağı tahmin edilmektedir.

Ama, USA emperyalizmi, bugün ‘Pax Romana’ (Roma usûlü barış)ı hatırlatacak şekilde, ‘Pax Amerikana’ siyaseti takib ediyor, ‘Teslim ol, barış olsun!’  diyor.. İslam ise, insanlara ‘Allah’dan gayri hiçbir güce teslim olmama’yı öngörüyor.

Esir olmak istemiyenlerin, manevî güçlere, gaybî yardımlara sığınmadan önce, aklen ve şer’an alınması gereken bütün tedbirleri alıp, sonrasında, Allah’a tevekkül ve tevessül etmek anlayışına göre hareket etmesi gerekiyor. İran da bugün bunu yapıyor.. ‘Hazır ol cenge, ister isen sulh’ü salâh..’ 

Geçen asrın Amerikalı yazarı Mark Twainin, ‘Kristof Kolomb, Amerika’yı keşfetmekle büyük iş yaptı; keşfetmeseydi, daha büyük bir iş yapmış olurdu.’ sözünü hatırlamanın zamanıdır..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.