Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İslam’ın savunması, onun karşıtlarının lûtfundan beklenemez!
Pazartesi, 24 Nisan 2006 - (18:31)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Pazar günleri, okuyucu yazışmalarından özetlemelere ayırdığım bu sütunda, bir diğer ‘Hasb-i Hâl’e daha yine selâmla başlıyorum:


-Selâmî Turgut Ergin yazıyor: ‘Yazılarınızı dikkatle izliyordum.. Önceleri biraz kızıyordum, ama, sonra anladım ki, size kızgınlığım, benim yetiştiğim nasyonalist –kavmiyetçi kültürlerin etkisinden ve dünyaya ve insanlara, cihanşumûl bir İslamî anlayışla bakamayışımdan kaynaklanıyor..

Geçen hafta, Sezer’in son konuşmalarına dair yazılarınız beni epeyce düşündürdü.. Yeniçağ’dan -kendi annesinin de (tıpkı benim annem gibi) başörtüsü ve atkı kullandığını bile anlatarak, mensub olduğu sosyal kesime işaret eden- bir yazar (A. Bulut) ise, aynı günlerde, ‘bugün Sezer’e düşenin, İslam’ı savunmak olduğunu’ yazıyordu. O zaman, sizin yazınız ufkumu daha bir açtı.. Bizdeki yanlışlık bu.. Kendisinin ‘laiklik konusunda tarafsız değil, taraf olduğunu’ söyleyen bir Sezer’den, ‘İslam’ı savunması’nı istemek gibi garib ‘muhafazakârlık’ tavırları sergileyenlerimiz oluyor; sanki İslam’ın Sezer gibilerden bir şey beklemeye ihtiyacı varmış gibi.. Böyle bir beklentinin, sadece o kalem sahibinin anasına saygısızlık değil, İslam’a karşı da bir haksızlık olduğunu düşünüyorum..

‘*--Tesbitlerinizi aktarmakla ve İslam’ın, onu bir öcü gibi gören Saddam vs.lerin savunmasına ihtiyacının olmadığını tekrarlamakla yetiniyorum..’  

-Kerem Algül (Fatih’ten) ve Mustafa Emiroğlu (Suadiye’den) yazıyor: ‘Kandil gecelerinde, bazı kurumlarca İstanbul göklerinde laser ışınlarıyla nur patlamaları gibi gösteriler sergilenmesini nasıl karşılıyorsunuz?’

‘*--Temkinli olmak gerekir. Yarınlarda bazı yazılar da yazılabilir. 1991 sonunda, Cezayir seçimleri sırasında, ‘İslâmî Selâmet Cebhesi (FİS)’i önlemek ve toplumu kandırmak için, laikler lazer ışınlarıyla, bulutlarda erguvanî bir renkle, Allah yazısı bile yazdırtmış ve bununla kendilerinin teyid-i ilahî’ye mahzar olduklarını ileri sürmüşlerdi. Bu yöntem etkili olamayınca da ‘askerî darbe’ gelmişti. Toplumların teknolojiyle kandırılması yeni değildir. Uyanık olunmalıdır!

Ayrıca bu gibi kutlamaların muhtevasının giderek değişmekte olduğuna dair, Merve Kavakçı Hanım’ın Vakit’teki son yazısını da okumanızı tavsiye ederim. İslam’ın başka sistemler için, bir yağdanlık gibi kullanılmak istenmesine karşı, inancımızı ve bu inancımızın izzetini de dikkatle savunmak gerekir..

-Mehmet Türkoğlu yazıyor: ‘Türk devletinin tehlikede olduğunu söylemek bile neredeyse suç olacak.. Ne günlere geldik. Böyleyken,  geçen haftaki bir yazınızda, ‘her kürdü PKK’lı sanmak, her türk’ü kemalist ve MHP’li sanmak gibi bir yanlışlıktır’ dediniz.. Bu akıl yürütmeniz doğru mu?’

‘*--90 yıl öncelerde, saltanat rejimini korumak için, İslam’ı, birleştirici harç olarak kullanmak isteyenlerin beklentileri etkisiz kaldığı gibi, Müslümanlar da İslamî bir devlet organizasyonuna geçmek gibi bir ideali ortaya koyamadılar.. Ama, ‘İttihad-Terakkî’ciler, türkçülüğe sarıldılar ve haklı olmasalar da başarılı oldular.. O zaman, arnavut ve arab gibi bazı müslüman halklar da, kendi kavimleri adına devletler kurma hayâline tutundular.. Biz konunun sadece bu tarafını bir büyük sapıklık olarak gördük.. Halbuki, bir kavim adına devlet kurmak ideali yüceltilirse, bu anlayışın başkalarını da kendi kavimlerini yüceltmeye sürükleyeceği düşünülemedi ve kanser’i gösterip, zatürre’yi kabullendirmek gibi bir kurnazlık sergilenmeye çalışıldı. Ve biz sadece arnavud ve arab halklarını suçladık, ‘bize ihanet ettiler..’ diye de; ‘biz’ dediklerimizin yanlışlarını ve müslüman bir halk içinde, ‘biz ve onlar’ diye ayırım yapmanın haram olduğunu düşünemedik.. Bugün de kürd halkını toptan dışlayan, onların kavmî özelliklerinin bir başka kavmî potada erimesini öngören bir resmî ideoloji anlayışına İslam adına bile destek verenlerimiz görülüyor. Türkçülüğe karşı, kürdçülüğün de bir anti-tez olarak çıkmasının yadırgamamak gerekir..

İslam inancını ve kardeşliğini esas alan bir dünya düzenlemesinde, hiçbir kavm adına bir devlet bile kurulamamalıdır, Müslümanlar arasında.. Bu vesileyle size, bütün kürd halkını PKK’lı zannetmek saplantısından hem de âcilen kurtulmanızı tavsiye ederim.’ 

-Salih Özgen yazıyor: ‘Irak’tan gelenler arasında, her grubun, kendi ölüsüne ‘şehîd’ diye sahib çıktığını görüyoruz.. Bunu daha önce Afganistan’da da yaşamıştık..

Biz müslümanlar İslamî ıstılahlarımızı bu gibi suiistimallerden kurtaramıyacak mıyız?’

‘*-- Asker, illâ da belli bir üniformayı giyen kişi demek değildir.. Asker, hangi sistem, rejim veya ideolojide olursa olsun, o sistemin savunması için ölümü göze alacak kadar çetin mücadelelere girmeyi göze alan kişi demektir.

Şehîdlik/ şehadet ise, ‘Allah’ın dininin yüceltilmesi (ilâ’y-ı kelimetullah) dâvası yolunda, dünya hayatından geçmeyi göze alacak bir mücadeleyi gönüllü ve şuûrlu olarak kabullenip, o yolda öldürülen müminlerin erdiği manevî makamdır.

Müslüman insan, dünyaya, kendi inanç değerlerine göre bakmak ve inancını şu veya bu düzen ve rejimlerin kendi çıkarları için kullandırmamak zorundadır.  

Bir müslüman, saflığından dolayı, zâlimlere veya zulüm düzenlerine askerlik yapmayı ma’zûr gösteremez; nöbetçiliğini, koruyuculuğunu üstlenmesi haram olan mekan, kurum, mâna ve değerler uğrunda gerektiğinde ölümü göze alacak şekilde vazife yapmayı kabullenemez.. Bir müslümanın, şuûrsuz, bilgisiz ve gönülsüz olarak girdiği  bir mücadelede can vermesi, ancak esef edilecek bir durumdur.. Yoksa, ‘şehid’ denilemiyecek kimse yoktur. Nitekim, geçmişte, emperyalizmin emrine göre yüzbinlerce müslümanı katletmekten çekinmeyen Saddam da, kendi zulüm düzeninin askerlerini ‘şehîd’ ilan ediyordu.. Bu gibi tuzaklara karşı dikkatli olmamız gerekiyor..’

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.