Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Hakk mı kuvvete yoksa, kuvvet mi hakka göre’ şekillenir?
Pazartesi, 24 Nisan 2006 - (18:32)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Başlıktaki sual, insanlık tarihi kadar eskidir.. İslam, ‘hakkın kuvvete göre değil, kuvvetin hakka göre şekillenmesini’ esas alır ve beşer tarihi boyunca, enbiyaullahın insanlara öğrettikleri temel gerçek de hep bu olmuştur. Vahyden beslenmediğini düşünen toplumlar bile, bu suali tartışmıştır.. Nitekim, 2500 yıl öncelerde, Roma Hukuku’nda da, ‘de jure’ ve ‘de facto’ terimleri bu tartışmalarda aranan çözümlere göre ortaya çıkmıştır.. ‘De jure’ görüşünü esas alanlar, her şeyin hakk ölçüsüne göre şekillenmesini isterken, ‘de facto’ görüşünü temel alanlar ise, hak mefhumunu, fiilî durumun, gücün, kuvvetin, ‘oldu-bitti’lerin şekillendirmesi gerektiğini ileri sürüyordu. İnsanın manevî değerleri olduğunu kabul etmeyen materyalistlerin buna cevabı da, tektir: Hakk mefhumu, kuvvete göre şekillenir.’

Son gelişmeleri ‘okuma’ya çalışırken, bu noktaları gözden ırak tutmamalıyız.

C. Başkanı Sezer’in son konuşmasında, bu mâna açık bir şekilde sergileniyordu. Sezer (hakk kelimesinin çoğulu olan) hukuk anlayışını, ‘Bu Anayasa’nın, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda anlaşılması, sözünün ve ruhunun bu yönde yorumlanıp uygulanması gerektiği’ görüşüne oturtuyor; ‘…görevini yansız biçimde yerine getireceğine ant’ içtiğini, (…) yansızlığının siyasal yansızlık olduğu, Atatürk ilke ve devrimleri ile laik Cumhuriyet söz konusu edildiğinde bu değerlerden yana tutum takınmak zorunda olduğu’nu, yani ‘asla tarafsız olamıyacağı’nı hatırlatıyordu.

O ‘ilke ve devrimler’in hangi hemoglobinli hecmelerle ve jakoben /tepeden inmeci zorlamalarla, darağaçlarıyla kabul ettirildiği de bilinir. Yani, böyle bir düzende, hakk / hukuk mefhumunun temel ölçüsü ortadadır..

Van Savcısı’nın ‘meslekten atılması’na da, bu temel anlayış çerçevesinde bakmak gerekir. Van Savcısı’nın önce, Van Rektörü Yücel Aşkın konusunda, sonra da Şemdinli İddianamesi’nde, sadece egemen çevrelerin değil, bütünüyle rejimin alışılmış çerçeveleri dışına çıkmak eğiliminde birisi olduğu, her iki örnekte de, rejimin oligarşik yapısındaki en temel kurumlarında meydana getirdiği rahatsızlıklardan da anlaşılıyordu. Nitekim, o iddianameler, ‘Savcı doğru ise, sistem yanlış.. Sistem doğru ise, savcı yanlış..’ gibi bir çağrışımı uyandırıyordu, zihinlerde.. Ve bir sistemin içinde bazı makamlarda bulunanların, o rejimin temeline aykırı işler yapması her zaman mümkündür.. Ve öyle zamanlarda, sistemin de, o gibileri kendi temel ölçülerine göre gereken şekilde traş edebileceği gerçeğini de son örnek göstermiştir.

Van Savcısı, evet, laik rejimin temel çarpıklıklarına ışık tuttuğu için, ‘suçlu’dur! Ama, öyle suçlar vardır ki, ‘adâlet’in taa kendisi bile olabilir.

Yoksa, bu ülkede nice savcılar vardır ki, bırakınız bazı komutanları, başbakanlara ve etrafına bile, ‘kan içiciler, vampirler, asalaklar, sülükler, gericiler, entrikacılar’ gibi nitelemelerin yapıldığı iddianameler hazırlamışlardır. Ama, şimdi, kazma temele vurulmuştur..  

Bazıları, ‘Yahu, bu hakk mı?. Adam, bir iddianame yazmış ve Güneydoğu’daki karanlık işlerin içinde bazı yüksek rütbeli komutanların parmağının da olduğuna dair bazı ipuçları’ndan sözetmiş.. Bu bir iddianamedir, adı üstünde, yargı değil..’ dese de;  ve o kumandan, ‘Aslanlar gibi gider, kendimi savunurum ve bundan dolayı da iftihar ederim.’ demesine rağmen, Gen. Kur. Başkanı,  yetkisini o komutanın yargılanmasına ‘izin vermemek’ yönünde kullandı ve öylece, bu laik düzende, hukukun kaynağının ‘de facto’ olduğunu herkese bir daha hatırlattı.. Ki, bunun ilk işaretini Sezer, 12 Nisan 2006 günü Harb Akademileri'nde yaptığı konuşmada ‘Şemdinli'de dile getirilen savlar, adalet duygusuna büyük zarar vermiş; Türk Ordusu'nu hak etmediği bir tartışmanın konusu yapmıştır’ diyerek vermişti.. Demek ki, hukukun temeli de, hedefi de, bu rejimi ve dayandığı ‘ilke’leri korumaktır.  Çünkü, o iddianame ile, soru işareti altında kalan, bütün bir sistemdi.. Şimdi, ‘bu müdahale ile o rejim mi korunmuştur; yoksa, her şey açığa mı çıkmıştır?’ konusu, hakk mes’elesinin anlaşılmasında kullandığınız temel ölçüye göre değişir..

Bu konuya, hâlâ ve ısrarla sadece siyaset ve Hükûmet etmek açısından bakanlar sistemin özünü anlamamışlardır veya anlamamakta direnenlerdir.. Konu, TC’deki  ‘kurumlar oligarşisi’nin iç mekanizmaları içinde ve Hükûmet’in hiç dahli olmadan cereyan etmiştir. TC sisteminin temel yapısı böyledir, beğenmezsiniz de..

Egemenlik, kayıdsız- şartsız milletindir..’ denilir, ve bu teoride böyledir, ama, pratikte, bu egemenlik ‘yetkili kurumlar eliyle kullanılır’.  Kim veya nedir mi bu yetkili kurumlar? YÖK’ün anayasacı başkanı da bunu aylarca önce hatırlatmamış mıydı? Mahkemeler de ‘…millet adına’ diyerek ve amma, milletin temel inanç ve doğrularının kenarından bile geçmiyecek olan hükümler vermiyorlar mı?

‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ isimli ‘anayasal kuruluş’ da o ‘yetkili kurumlar’dan birisi değil mi? Ki, onun 7 üyesinden 5’ini C. Başkanı seçmiyor mu? Bütün hâkimleri ve savcıları dudaklarından çıkacak bir tek cümle ile bertaraf etmesi mümkün olan bu organın kararına karşı hangi yargıya, kim, nasıl başvuracaktır? Bu husus şimdiye kadar anlaşılmadıysa, şimdi olsun anlaşılmalıdır. Nitekim, bu rejimi sahiblenen kalemşörler bile,  ‘Bundan sonra hangi savcı, rütbeli hangi asker hakkında korkmadan işlem başlatabilir? Hangi yargıç artık sadece yasanın ve kendi vicdanının dediğine göre karar verebilir? Kendimizi aldatmayalım... Böyle ne hukuk olur ne de devlet...demek noktasına geldilerse, gerisini artık tasavvur ediniz..

Bu sistemin haka anlayışını temelden reddetmedikçe, birileri gelip, bu sistemin kuralları içinde gelip, düzeni değiştirebileceklerini sansalara da, belli bir yere gelince, bugünkü hükûmetin düştüğü durum gibi, elleri böğründe, şaşkın kala-kalırlar.

Evet, hak anlayışınızı kuvvete göre mi şekillendiriyorsunuz; yoksa, kuvvetin hakk ölçüsüne göre mi şekillenmesini istiyorsunuz? Konu, budur!

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.