Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Amerika, sadece Irak’da değil, her yerde de ‘çıkmaz’larda; ama
Çarşamba, 26 Nisan 2006 - (18:28)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Amerikan emperyalizminin Irak’ı işgalinin hedefi, sadece İran’ı kuşatmak değildi.. Bütün dünyaya hükmetmek isterken, dünya liderliği iddiasına karşı çıkan her gücü ve bu güçlerin daha yoğunluklu olarak bulunduğu coğrafyaları kontrolü altına almak istiyordu.. Ve, komünist dünyanın parçalanmasından sonra, USA emperyalizminin ihtiyac duyduğu yeni ‘Soğuk Savaş’ için, yeni muhatab, İslam ve Müslümanlar idi.. O halde, bu coğrafyalarda güç gösterisi yapmalıydı..

Böyle zamanlarda hemen, ‘Yahu, Müslümanlar niye birleş(e)miyor?’ diye, içi boş temenniler dile getiriliyor. Bu, gerçeği görememek demektir.

Çünkü, Müslümanların birliğinin kalmaması için, Müslüman coğrafyası ve halklar, parça-parça edilmiş ve yığınla yapmacık devletler ortaya çıkarılmış ve her devlet de, kendi sınırlarını, kendi coğrafyasını, kendi bayrağını, kendi ulusal marşını kutsal zannetmek gibi bir bencilliğe sürüklenmiştir.

Ve, parça-parça oluşturulan o rejimlerin yuları da emperyalist merkezlerdedir. Bu yüzden, Müslüman coğrafyasında oluşturulan başkentlerdeki sahte ve yapmacık iktidarlar bertaraf edilmedikçe, Müslümanların birliği sağlanamıyacaktır.

Amerikan emperyalizmine gelince.. Afganistan ve Irak’ı askerî olarak da işgal etmesine rağmen, bu ülkelerdeki hâkimiyetini sağlıyamamakta.. Çünkü, onların kalblerini fethedememiştir; o halkların kalbinden inançlarını söküp atmadıkça fethetmesi de mümkün değildir. Nitekim, Irak’da, ‘Baas’çı rejimin ve Saddam’ın 35 yıllık korkunç-kanlı diktatörlüğünün bir askerî savaş ve işgalle sona ermesi üzerinden 3 yıl geçtiği halde, Irak’ta kendi güdümünde yaptırdığı bir seçimde bile duruma hâkim olamadı ve İbrahîm Caferî’yi kabul edemiyeceğini dile getirerek Cevad el ‘Malikî’yi başbakan yaptırdı.

Bu düzenlemeye rağmen, İran’a bir askerî müdahale durumunda, Amerika’nın Irak’ı kontrolü altında tutabileceğini zannetmesi de bir hayaldir..

Böylesine karmaşık bir tablo içinde, ‘Türkiye nerededir?’ denilirse..

Hayallere kapılmaya gerek yok.. Türkiye’nin Ordusu, bütünüyle NATO’nun emrindedir ve NATO da Amerika’nın emrinde.. Amerika, böyle bir savaşta, bir NATO alarmı verirse, TSK o ‘alarm’a riayet etmemek durumunda değildir. Unutulmamalıdır ki,  İhsan Sabri Çağlayangil,NATO ile ilişkimiz öylesinedir ki, akşam barış içinde yatarsın, sabahleyin bir de bakarsın ki, savaşa girmişsindir..’ derdi..

Unutmayalım ki, I. Dünya Savaşı’na da Sadrâzam Saîd Halîm Paşa’nın haberi bile olmaksızın; üç paşa’nın /generalin, Enver, Tal’at ve Cemal Paşa’ların alman emperyalizminin emrinde, ‘turancı/ pantürkist’ hayalleri gerçekleştirmek ümidiyle ve Rusya limanlarını topa tutarak, bir emr-i vakı’ ile girmiştik.

Şimdi de, PKK veya diğer bazı lokmalar gösterilerek Türkiye ateşin içine çekilebilir.  

 

        *Ermenilerle, müslümanca konuşmak..

 

Ermenici’lerin kendilerine jenosid/ soykırım uygulandığını iddia ettikleri hadiselerin başlangıç günü olarak gördükleri 24 Nisan 1915’in yıldönümünde USA Başkanı Bush’un ‘soykırım’dan yine söz etmemesiyle mutlu oldu, bazı çevreler.. Bush, ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında, sayıları 1.5 milyona varan Ermeniler'in zorla sürgüne gönderildiğini, kitlevi biçimde öldürüldüğünü; bunun bir insanlık trajedisi olduğunu’ dediyse de, ‘soykırım’dan sözetmedi.  

Bu arada, dün, Washington’da, Beyaz Saray önünde gösteri yapan bir grup ermeni ‘Atatürk = Hitler’ yazılı pankartlar taşımışlar.. Bu haber, medyada, ‘terbiyesizlik, tahrik ve küstahlık’ olarak nitelendi. Halbuki, 1930’ların Adliye Vekili Mahmûd Esad Bozkurt da, (Hitler ve Mussolini’nin o günlerdeki gözde ideolojileri olan) ‘Nazizm ve faşizminin de kemalizmden ilham aldığını’ iddia ediyordu.. Sonra, devran değişti..

(İlginçtir, yine dün, siyonist İsrail rejiminin eski başbakanlarından Simon Peres de Ahmedinejad’ı, ‘sivil ihtiyaçlar için nükleer bomba istiyor!’ diye suçlayıp, Hitler’e benzetiyordu; sanki kendileri, nükleer silahlarını Filistinliler için elde etmemişler gibi.. Ama, Baykal’ın Bülend Arınç’ı Ahmedinejad’a benzetmesi, daha da ilginçti..)

Şu 24 Nisan günü dolayısıyla bir daha düşünmeliyiz ki, Ermeni Mes’elesi’ne bakışımız, neredeyse, Amerikan başkanlarının lûtfuna bağlı.. Ve biz,  pek çok konuda olduğu gibi bu konuya da, ‘nasyonalist, devletçi, resmî ideolojici’ bakış açılarına göre bakmaktan kurtulamıyor ve tarihe İslamî adâlet anlayışıyla bakamıyor ve bizi

temsil etmesi mümkün olmayan bir takım rejim ve ideolojilerin uygulamalarını olduğu gibi kabul etmek gibi bir ters noktaya sürüklemekteyiz.

Bu konuda, evet, ermeniler kullanılmış, Müslümanların da duyguları saptırılmıştır. Gerçekte, bir tek taraflı katliâm ve soykırım değil, bir ‘muqatele’, bir ‘karşılıklı öldürüşme’ sözkonusudur. Miladî-1060’lardan 1880’lere kadar 800 yıl, aynı topraklarda Müslümanlarla iç-içe yaşamış olan ermenilerden (Daşnaksutyun vs. ) gibi bir grup ‘ermenici’ nasyonalistin, emperyalist telkınlerle (PKK örneğinde olduğu üzere), ‘ayrı bir devlet kurma’  emellerine kapılmaları neticesinde Müslüman halklar da, beklemedikleri bir ihanete tepki vermiş ve meydana gelen kanlı boğuşmada her iki tarafta da âdilâne olmayan, büyük acılar yaşanmıştır.

Bu acıların bir daha yaşanmaması için, geçmişin kaşınması veya örtülmesi yerine, Müslüman olmayanların İslam’ın gereği olarak tanınması gereken hakları da açıkça ortaya konulan bir ‘adâlet’ ölçüsü üzerinde anlaşmanın yolu aranmalıdır.

Yoksa, kalbleri tatmine ulaştıran kalıcı bir barış sağlanamaz!.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.