Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Evet, milletin bu rejimle ‘temel problemler’i var, Deniz Bey!.
Perşembe, 27 Nisan 2006 - (12:26)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Günlük politik konularla ilgili yazılar, genelde polemik de gerektirir. Polemik yazılar ise, hazz verse bile, bir faydasının olacağını sanmadığımdan, olabildiğince kaçınmaya çalışıyorum.

‘Askerî müdahaleler için oyunlar kurulmaya mı başlandı, tetiğe mi basıldı, yine?’ denildiği bir sırada Bülend Arınç Bey’in yaptığı konuşma tartışılıyor ve hattâ sataşmalar devam ediyorken, Başbakan Erdoğan da yaptığı konuşmayla, zımnen, Arınç’ın sözlerini tamamlamış oldu; Hâkimiyetin millete aid olduğu’ sözünün duvarlardaki bir yazı olarak değil, fiiliyatta da olacağını’ vurgulayarak.. Tayyîb Bey’in, ‘Cumhuriyet’i korumak için, demokrasiyi azaltmak değil, daha da güçlendirmek gerekir..’ sözü de son dönemde oynanmak istenen oyunlara bir karşılık gibiydi.. Yani, ilginç bir ‘zamanlama’ da sözkonusu.. Ancak, ‘3,5 yıldır iktidardasınız, o halde, bugün değilse ne zaman? Tarih, geç kalanı affetmez..

Hatırlayalım ki, ‘Cumhuriyeti kollamak vazifesini’, re’sen, kendiliğinden, hiçbir yerden emir almadan, kendi reyine göre vazife edinebilen, yani ‘durumdan vazife çıkaran’, bu ‘vazife’yi bütün geçmiş askerî darbelere gerekçe yapan ihtilal odaklarının yolunu açık tutan TSK İçhizmet Kanunu’nun 35. maddesi henüz de değişmemiştir.. Geçen sene, Baykal, ’35. maddeyi getirin Meclis’e, değiştirelim..’ demişti.. Ama, bugüne kadarki bütün askerî darbelere -özünde- destek veren bir siyasî zihniyetin günümüzdeki temsilcisi ve Sezer’in ve diğre bütün laik-kemalist güç odaklarının siyaset sahnesindeki gölgesi durumunda olan ve hangi güçlerin adına konuştuğunu sürekli sergileyen bir Baykal’a nasıl güvenebilir? Baykal’a o teklifi yaptığı zaman ben bile inanmamıştım ki, sorumluluk altında bulunan Erdoğan inansındı.. Belki, orada da, yine ‘zamanlama’ etkili olmuş olabilir. Çünkü, siyasette zamanlamayı kendi planına göre değil, başkalarının oyunlarına göre yapmaya çalışanların sonunda hangi oyunlara geldiklerinin pek çok örneği vardır.

Baykal, Meclis Başkanı’nın sözüne karşılık vermeye çalışırken oldukça hırçındı ve çaresizlik içinde, ciddî bir siyasetçiye yakışmayacak sözler kullanıyor ve Arınç’ı eleştirirken, İran C. Başkanı Mahmûd Ahmedînejad’a bakışını da ortaya koyup, ‘Türkiye’nin Ahmedînejad’lara ihtiyacı yok..’ diyordu..

Olacak şey gibi gözükmüyor ya, diyelim ki yarınlarda, Baykal iktidara gelse ve Ahmedînejad’la karşılaşmak durumunda kalsa, bu tahkir edici sözlerinden sonra, o zaman ne yapacaktır?

Baykal, Arınç’ı  ‘anayasal düzenle, rejimle ciddî problemleri var’ diye eleştiriyor.. ‘Rejimle asıl problem, halkımızındır.’ Deniz Bey.. Problem olmasa, rejimin kurucusu olan partin, millet çoğunluğuna dayanarak bir kez olsun seçim kazanmak imkanına kavuşurdu..

Hayret, Deniz Bey, Arınç’ın gerçek yüzünü yeni gösterdiğini de iddia ediyordu.. Halbuki, siyaseti az-çok takib edenler bilirler ki, Arınç’ın bu sözleri, onun yıllardır savunduğu fikirlerden hiç de uzak değildir.. Arınç, ‘halkın temsilcileri oldukları’  kabul edilen, ama, ‘halkın temsilciliği’ne değil, modern dünyada bir başka örneği olmayan ilkel  bir anlayışla, malûm ‘ilke’lere bağlı kalacaklarına dair, anayasa gereği yemin etmeye mecbur bırakılan ‘milletvekilleri’nden teşekkül eden bir Meclis’in başkanı olarak, milletin muhalefetini hissediyorsa, bir de memnun olmak gerekir.

Laik-kemalistler, rejimlerinin kendileri için güllük-gülistanlık olduğundan kat kat fazlasıyla, halkımız için zehir-zemberek olduğunu anlamalıdırlar artık..

(Bu arada belirtmeliyim ki, asıl, yeni yüzünü gösteren Baykal’dır!. Ve keşke o yüzü hep görebilsek.. Çünkü, Deniz Bey’in Salı günkü konuşmasını dinlerken, ‘halkın İslamî yaşayışı’nı o kadar güzel anlatıyordu ki, insana, ‘Bu, yılların laik-kemalist Baykalı mı?’ dedirttiriyordu, adetâ.. Ama, hemen arkasından da, Tayyîb Bey’in Sezer’e dolaylı cevab verirken ‘dindar insanlar siyaset yapamıyacak mı?’ diye dile getirdiği sözlerini çarpıtmak ihtiyacını duyuyor ve ‘vatandaşları, dindarlar ve din karşıtları diye bölmeye ne hakkın var?’ diye soruyordu..)

Bu arada, Bülend Arınç’ın, ‘bu kadar problemli olduğu rejimin o seçkin makamında oturmaması gerektiğini’ üstü kapalı şekilde ifade eden Baykal’a bir hatırlatmada bulunayım: 5 yıl öncelerde, Deniz Bey, hatırınızda mı, Yargıtay Başkanı Sâmi Selçuk, anayasayı, ‘zorla kabul ettirildiğinden mutlak butlanla  bâtıl’ ilan edip, ‘keenlemyekûn/ bütünüyle yok sayılması gerektiğini’ söylediğinde, bir itirazınız yükselmemişti, Deniz Bey.. O beyan da son derece büyük bir problemden haber veriyordu.. O zamanki suskunluğunuzla bugünkü celâllenmeniz arasında bir çelişki ve tutarsızlık yok mu?

Evet, kendilerini aykırı noktalarda bulunlar-görenler, kendileriyle çelişkiye düşmemek için istifa etmeyi bilmeli..

Bu hem doğru ve hem de sizin beklediğiniz bu, Deniz Bey.. Çünkü, Bülend Bey ve onun gibi düşünenler, oraya istifa etmek için değil, ıslah etmek gittiler veya gönderildiler, ama, sizin ‘kurum’lar oligarşi’niz, ‘oligarsik diktatörlüğü’nüz buna izin vermiyor.. İstifa edip, gitseler, ‘Kalkın ey ehl-i vatan dediler, kalktık, bir de baktık ki kalktığımız yere haramîler oturuvermiş!’ misali bir tablo çıkmayacak mıdır? Kaldı ki, Bülend Bey’e, ‘istifa et!’ diyenler, milletin kendilerini temelden kabul etmediğini görüp de istifa etmişler midir? Hakezâ ve mesela, A. Necdet  Sezer, ‘Beni seçen Meclis, millet tarafından bütünüyle safdışı edilmiştir, o halde ben de C. başkanlığı’mı milletin yeni iradesine göre teşekkül eden Meclis’in iradesine sunuyorum..’ diyebilmiş midir ve bunu dostunuz Sezer’e hatırlatabilmiş miydiniz?

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.