Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Zafer veya yenilgiye değil, haklı olmaya indekslenmek
Perşembe, 04 Mayıs 2006 - (18:15)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

-Subhanî Kerimoğlu ve Receb Taşçı yazıyorlar: Amerika, İran’a saldırır mı?’ suali etrafında herkes bir şeyler söylüyor. İran’ın sürpriz yapabileceğini söyleyenler olduğu gibi, Amerika’nın nükleer silah kullanabileceğinden de sözediliyor.. Konuya, hattâ iki futbol takımının şampiyonluk maçı çerçevesinde bakanlar bile var..’

‘*--Savaşın çeşitli şekilleri vardır.. En çetini, muhakkak ki, askerî savaştır.. Çünkü, tarafların birbirini maddî olarak da yok etmesi üzerine kuruludur.. Bu, düşmancılık oynamaya veya rüyada görülen düşman üzerine hayalî saldırılar tertib etmeye benzemez.. Bunun içindir ki, Resûl-ü Ekrem (S), ‘Savaşı istemeyiniz; ama, gelip çattığında da, ondan kaçmayınız..’ buyurmuştur.. İslamî İran, en tabiî hakkını kullanmak istiyor.. Kapitalist emperyalizmin günümüzdeki en büyük gücü, en büyük şeytanî güç durumundaki Amerika ise, kendisine kimsenin karşı koymaması gerektiğini ve karşı çıkılması halinde onun neticesinin neler olabileceğini dünyaya gösterip, herkesi kendi önünde dizçökmeye zorlamak istemektedir. Ve amma, materyalist etkilerin tesiriyle, hemen hepimiz, sadece zafere indekslenmiş durumdayız.. Haksız olarak galib gelmektense, haklı olarak yenilmeyi tercih etmeyi çoğumuz yadırgarız bile.. Müslüman insan, her şeyden önce, hep haklı konumda olmayı gözetmek zorundadır. Zâlim (zulmeden) değil, mazlûm (zulme marûz kalan) konumunda olmak, asıl dikkatimiz olmalıdır. Haklı olduğumuz halde yenilebilir veya haksız olduğumuz halde yenebiliriz.. Hz. Peygamber (S) Uhud’da yenildi.. Yenilmek haksızlığın delili olsaydı, O’nun yenilmemesi gerekirdi.. Yezid de haksızdı, ama, galib geldi; ve Huseyn haklı idi, ama, zâhirî ölçülere göre yenildi.. Ve Hz. Huseyn’in kesik başını Şam’da Yezid’in sarayına götürdüklerinde, Yezid, ‘kimin haklı olduğu işte ortada!’. dedi.. Amma, gerçekteyse yenilen kim? Allah’u Tealâ,Biz, insanlar arasında zafer ve yenilgi günlerini dolaştırır dururuz..’ buyurur.. Ve, nice zaferler vardır ki, içinde en ağır yenilgiler vardır (bizim toplumumuz bunu yaşamadı mı?), ve nice yenilgiler vardır ki, içinde nurtopu zaferler filizlenir..

Hani, iki hükümdar savaşmış ve birisi yenilip esir düşmüş.. Esir hükümdarı gaalib hükümdarın huzuruna götürmüşler.. Gaalib hükümdar, hasmını mağrurâne süzerken, esir hükümdar hikmetli bir söz söylemiş: ‘Dünya hali.. Savaş oldu ve ben yenildim, sen galib geldin; ama, ben haklıydım!’ Evet, her durumda haklı konumda olmayı ve ‘rızâ-y’ı ilahî’yi gözetmek cehdi taşımak! Yoksa, materyalistlerden farkımız kalmaz..’

-Tahsin Kalafatoğlu yazıyor: ‘Sizin bir yazınızı okumuştum, dialogdan korkmamak gerektiğine dair.. Prensip olarak doğru idi de, dinlerarası dialoga tepki gösterenlerin geliştirdikleri itirazlar da yanlış değil. Size bunu yazmak ihtiyacını duydum..’

‘*--Evet, ben dialogdan korkmamak gerektiğini tekrarlıyorum.. Ama, ‘dinlerarası dialog’ sözünü ben de anlayabilmiş değilim.. Çeşitli dinlerin mensubları arasında dialog olabilir/ olmalıdır da; dinler arasında dialog? Söz gelimi, hristiyanlık adına kim konuşacak? Katoliklerin ‘Papa’sı, Ortodoksların ‘Patrik’i, yahudilerin Başhahamı, vs.. Pekiy, İslam ve müslümanlar adına kim konuşacak?

Doğrularımızı insanlara anlatmak için bir tebliğ usûlü olan dialogdan korkmamalıyız, ama, bu konuda bugün, İslam adına kim ve nasıl yetkili olabilir? Bu konuda her mümin, Allah huzurundaki sorumluluğunu düşünerek şahsen hareket edebilir. ‘Dialogdan korkmamak’ gerektiğine dair sözüm, bu çerçeve içindedir.’

-Mücahid Süzer yazıyor: ‘Ben bir öğrenciyim. Yüzyıl öncesinin büyük yazarlarından Ahmed Midhat Efendi'den geriye, sizce ne kalmıştır, bugün için önemi nedir?

‘*--Kişinin kendinden sonrasına etkisi, kendi çapınca mutlaka olur.. Ancak, önemli olan, doğru ve hayırlı olan etkidir.. Bu da, herkesin doğru anlayışına göre değişir..’

-Tâhâ Eroğlu ve Mustafa Erol yazıyorlar: ‘26 Nisan/ Çernobil Faciası’nın 20. yıldönümü dolayısıyla çok şeyler yazıldı. TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) eski Başkanı Prof. Ahmed Yüksel Özemre de, bu konuda ‘Çernobil Komplosu’ adlı bir eser yazdı. Üstad, kitabında fındık ve çayda ‘radyasyon’ tesbit edildiğini itiraf ettiği halde, Çernobil’in kanser etkisinin ‘kocaman bir yalan’ ve medyanın bir ‘paranoya ve nifak oluşturmak peşinde olduğu’ iddiasını tekrarlıyor ve Doğu Karadeniz’in, son 20 yıldır, bir kanser bölgesine dönüştüğünü görmezlikten gelip, ‘Türkiye’nin batırılması için bir ingiliz komplosu’ndan söz ediyor. Bu konuda siz ne dersiniz?’

‘*--Gönül ister ki, bir bilim adamı, Çernobil’in, Türkiye’yi batırmak isteyen komplolarla olan ilişkisine dair siyasî iddialar yerine, o facianın nükleer etkilerini araştırsındı..’

-Tarık Ercan yazıyor: ’26 Nisan tarihli yazınızın ‘Ermenilerle müslümanca konuşmak..’ ara başlıklı ikinci kısmını, arkadaşlarla okuyup tartıştık ve sana hak verdik. Ama, ortam öyle bozulmuş ki, iki taraf da normal şartlarda konuşamaz hale gelmisler. Geçen gün İnternet’te iki ermeni ile tartıştım. Derin nefret ve kinleri var; ve Amerika’ya da çok güveniyorlar.. Ben, bir ‘soykırım’ olmasa da, iki tarafın da ağır hatalar yaptığını, İslam hukuku açısından zimmî statüsünde olan gayrimuslimlerin korumasız kaldığını söylediğimde ‘İlk kez böyle bir görüş işitiyoruz; siz kimsiniz?’ dediler.. Ben de, ‘uygulamada asırlarca geçmişi olan müslümanca bir yaklaşımı benimseyenlerden biriyim..’ dedim. Bunu sizinle paylaşmak istedim..’

‘*--Müslümanların tavrı, bize ağır gelse bile, İslamî sorumluluk içinde ve adâletli olmalıdır. Aksi halde, çağdaş bir Câhilî manzara sergilemiş oluruz. Teşekkürler..’

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.