Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Güvenlik, hakk ve özgürlükler; ya da; ‘yurtta terör, dünyada terör’!
Perşembe, 04 Mayıs 2006 - (18:16)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Güvenlik mi önde gelir, hakk ve özgürlükler mi?

Bu sualin sorulmaya başlandığı yerde, her ikisi de tehlikededir, demektir..

Ama, nihaî tercih, hangisine öncelik vermekle olur?

Hakk ve özgürlükler, ancak güvenlik sağlandıktan sonra kullanılabilir hale gelir’ denilirse, o zaman, hakk ve özgürlüklerin, güvenliği sağlayan güç odaklarının lûtfuyla elde edilmiş olduğu gibi bir mâna ortaya çıkar. Ve de hakk ve özgürlükleri sağlayan bir güvenlik düzeni kurulduktan sonra, o hakk ve özgürlükler, o güvenlik düzen ve gücünün ipoteği altına girer ve dahası, bir fantezi, bir masabaşı kuruntusu, günlük hayatta ihtiyac duyulmayan bir felsefî yaklaşım haline gelir..

O halde, sualin soruluş şeklini değiştirelim: ‘Hakk ve özgürlüklere dayalı bir güvenlik mi, güvenliğe dayalı bir hakk ve özgürlükler mi?’

Elbette ki, yönetilmeyi kendileri için ‘kaçınılmaz bir kader’ zanneden büyük kitleler, yöneten ve yönetmeye tâlib olanlar arasındaki mücadeleler arasında ezilmemek için, ‘önce güvenlik’ derler.. Ve tercihini, ‘önce güvenlik’ şeklinde yapanlara, daha sonra, altın tepsiler üzerinde, bir takım ‘hakk ve özgürlükler’ de lûtfedilir. Halbuki onlar, ‘hakk ve özgürlükler’ değil, ‘lûtuf’lardır.

Müslüman insan’ın diğer insanlardan ayrıldığı temel nokta, ‘hakk ve özgürlükleri, Allah’dan aldığı bir vedia/ emanet olarak görmesi ve onları korumaya her şeyden daha bir önem vermesi’dir. Dahası, İslam kendisini hürr/ özgür insan’ın kabulüne sunmakla, özgürlüğü esas almış; hakk ve sorumluluklar da ancak o kabulden daha sonra şekillenmiştir.

O halde, müslümanın temel şiarı olan ‘Lailaheillallah’ (Allah’dan gayri ilâh/ tanrı yoktur) ibaresi, sıradan bir söz değil, bir özgürlük formülüdür ve buna inanan insan da, muslim/ müslüman’ ismi alır ki, ‘Ben ancak Allah’a teslim olur, özgürlük ve hakklarımın ve hayata bakışımın da temel ölçüsünü de O’ndan alırım..’ demiş olur ve böylelikle, ‘Muslim/ muselman/ müslüman/musulman’ kelimesi de gerçekte, bir ‘özgürlük manifestosu’dur, bütün dünyaya karşı.. Esasen, Resul-ü Ekrem (S)’den rivayet olunan ‘Qûlûû, lailaheillallah, tuflihû..’ (Lailaheillallah deyiniz, felah bulunuz, kurtulunuz..) şeklindeki kurtuluş müjdesi de buna işarettir.

Hz. İsâ Mesih aleyhisselam’ın da insanlara sunduğu ‘özgürlük ve hakk’ anlayışı da muhakkak ki aynı şekildeydi. Ancak, O’nun mesajı, daha ilk demlerde, onun takibçiliği iddiasında olduklarından dolayı ‘hristiyan’ adını alan toplumlarca saptırılıp çarpıtıldığından dolayı, ‘Tanrı ile Sezar’ arasında bölüşülmüş ve Tanrı’nın temsilciliği iddiasını Kilise ve ruhban sınıfı üstlenmiş; sosyal hayat ve bu hayatı şekillendiren kültür de, Sezar’ların kılıçlarına, kuvvet ve servetlerine göre şekillenmiştir.

İnsanın hakk ve özgürlüklerinin üzerindeki zencirlerin kırılması yönünde, Batı dünyasında özellikle son 200 yıldır çok ciddî felsefi, ideolojik ve sosyo-politik mücadeleler verilmiş; insan hakk ve özgürlüklerinin mahiyeti ve sınırları üzerinde dikkate alınması gereken teoriler, Allah’ın insana verdiği akıl gücüyle de geliştirilmiş ve bu yolda önemli merhaleler kat’edilmişse de.. ‘11 Eylûl 2001’de meydana gelen ve kapitalist emperyalizminin ‘kutsal sembol’leri olan ‘İkiz Kuleler’ ve Pentagon’u hedef alan saldırılar, Batı’nın ‘insan hakk ve özgürlükleri’ üzerinde 200 yıldır geliştirdiği teorilerin her birisinin pabucunun dama atılmasına yetmiştir..

Artık, temel düşünce, ‘insan hakk ve özgürlükleri’ değil, ‘kamu güvenliği’dir ve bütün hukuk mekanizmaları kendilerini bu anlayışa göre yeniden şekillendirmektedir.

Batı dünyası ve kapitalist emperyalizm, kendisini ‘hakk ve özgürlükler’in ideal ölçüsü olarak gö(ste)rmekte, ve onun korunması için gerekli güvenliği sağlamayı, hakk ve özgürlüklerin de sigortası saymaktadır. Ve ‘insan hakk ve özgürlükleri’ üzerine 200 yıldır geliştirilen teoriler bir fantezi durumunda kalmıştır ve kendisine karşı çıkan en haklı ve özgürlükçü itirazları bile, uluslararası terör eylemi olarak görmekte, bu kıpırdanışları ‘cenin’ halindeyken boğmanın gerekliliğine inanmaktadır.

*

Aynı anlayışın, ‘Yurtta terör, dünyada terör…’ tekerlemesi haline dönüşmesi ve Türkiye içinde de tarafdar bulmaya başlaması ilginçtir..

Bir siyasetçi için, en kötü durum, herhalde önceden eleştirdiği konuları, kendisinin - istemiyerek de olsa- icra etmek durumuna gelmesidir. ‘Terörle Mücadele’ için yeni kanunî düzenlemeler açısından durum, Tayyîb Bey için de öyle olsa gerek..

Terör hadiseleri yüksel(til)ip, toplumun şuûraltında anarşi yıllarından kalma korkuların depreşmeye, ‘Devlet nerede? Ya, devlet başa, ya kuzgun leşe!.’gibi tekerlemelerin öne çıkmaya başladığı zaman dilimlerinde, tahakküm heveslerini frenleyemiyen birileri de tabloyu daha bir karmaşık hâle getiren düzenlemeleri devlet gücüyle tezgahlayıp, sahneye ‘kurtarıcı’ olarak çıkma idmanlarını yapmaya başlar ve böyle zamanlarda, birilerinin de, ‘kanunî yetkisizlik‘ iddialarını bahane ederek, yeni ‘kanunî yetkilerle donanma’ iştahları da daha bir kabarır ve en özgürlükçü olması gerekenlerin, ‘kamu düzen ve güvenliği’ni sağlamak iddiasıyla hazırladıkları kanun tasarıları tabloyu daha bir karartır, zihinlerde işkillenme ve istifhamlar artar ve ‘terör’ ve ‘kamu güvenliği’ arasındaki ilişki, bir fâsid daire/ kısır döngüden kurtulamaz. Terörü önlemek için daha fazla kanun/ kanunu bertaraf etmek için daha fazla terör!

Halbuki, kamu düzen ve güvenliğini sadece kanunla sağlamak mümkün olsaydı, gerekli kanunları arka arkaya çıkarmakta en baskıcı veya totaliter usûlleri benimseyen rejimlerin yıkılmaması gerekirdi.

Yönetilen halkın vicdanındaki hakk ve adâlet ölçülerine göre bir kanunî düzenleme yapamadıkça (ki, ona da en başta bu laik rejim yol vermez), zorbaların tahakkümünü arttıran ve kendi bindiği dalı kesen kişi durumuna düşülmüş olunur.

İktidar sorumluluğu, yoksa, Tayyîb Bey’e damdan düşüş tecrübesini unutturdu mu?

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.