Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘İslamköy’lü Süleyman Bey’e nereye gitmesini söyleyelim?
Perşembe, 04 Mayıs 2006 - (18:18)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

İslamköylü Yahya Efendi, dininde-diyanetinde birisiydi.. Ümmühan Teyze de öyle.. Oğlu, Ankara’da sadrâzam olduğunda onu ziyarete, İslamköy’deki yaşayış tarzının bütün özelliklerini koruyarak, şalvar ve tülbentiyle gelecek kadar asîl idi.. Hani, şimdilerde, Merkez Bankası’nın yeni başkanı Durmuş Yılmaz ve ailesinin Uşak köylerinden Ankara’ya taşıdıkları ‘aslî’ yaşayış tarzlarının, ‘sosyete köylüsü’ bazı kalemlerce ‘köylü’ diye aşağılanmaya çalışılmasındaki gibi bir asîl tavır..

Oğul Süleyman, ailesinin o özelliğini bütün siyasî hayatı boyunca kullanmıştır. 1964’te, malûm medyanın ‘Barajlar Kralı’ yaldızlamasıyla Adâlet Partisi Gn. Başkanlığı’na aday olduğu günlerde, ‘mason’ olduğu ileri sürülünce, zihinlerde beliren istifhamları bir cümleyle bertaraf edivermişti: ‘Ben, evinde Kur’an okunmadan kahvaltı yapılmayan bir ailenin çocuğuyum!’

Gerçekten de öyle idi.. Ama, ‘onun o aile ve değerleriyle ilgisi nedir?’ diye sorulduğunda, (merhûm) Necîb Fâzıl’ın bazı mısraları imdâda yetişirdi.. ‘D… yavrulayan kısrak tepinir..’

Demirel, iki kez askerî darbeyle iktidardan uzaklaştırılmış ve sonra yeniden başbakanlığa dönmek marifeti göstermiş, maharetli, özel siyasetçilerden birisidir..

12 Mart 1971 Askerî Darbesi’nden sonra ortalık biraz sâkinleşince, salvolarına yeniden başlamıştı: ‘Suçlu idiysem, niye yargılamıyorsunuz? Suçsuz isem, niye darbe yaptınız?’ Ve sonra, kendisine karşı tavrın sebebini izah ederdi: ‘Çünkü ben köyden geldim.. Üstelik de herhangi bir köyden değil, İslamköy’den!.’

Ve, Süleyman Bey, yine çıkardı meydanlara, elinde Kur’an; ‘Benim vatandaşım, göğsünü gere-gere müslümanım diyecektir..’ nutuklarıyla.. Bazı bayram sabahları, sıradan bir vaizin yazamıyacağı derecede ateşli vaazları hatırlatan konuşmalarıyla.. Bu arada, Saîd Nursî’nin söylediği iddia olunan, ‘İslamköy’den bir büyük insanın zuhûr edeceği’ne dair rivayetler ise, ayrı bir fasıldır..

12 Eylûl 80 sonrası, 9 yıl kadar süren yasaklılık döneminde, ‘Risale-i Nûr’ müfessiri / yorumcusu gibi olduğuna dair haberler uçurulurdu.. 1991’de yeniden Başbakan olunca, bir ‘Nurcu hey’eti’ kendisini ‘tebrik’e gittiğinde; ‘Efendim, kardeşlerimiz kabinede bir tek kardeşimizin bile olmamasından dolayı üzgünler!’ demişlerdi de, onun ‘Teessüf ederim.. Ben neciyim?’ cevabıyla mahcub ve hayran olmuşlardı.

İşbu Demirel, HaberTürk’ün ‘Basın Kulubü’nde konuşmuş, evvelki gün.. Her konuda ahkâm kesmiş.. ‘Bir ülkede halkın önemli bir kısmı (…) asker müdahale ettiği zaman alkışlıyorsa, o zaman mes’ele askerin değil, halkın mes’elesidir.’ gibi ilginç laflar da etmiş.. Bu arada, ‘din istismarı’ndan da yakınmış; ’Ben bir şey yapmaya karar verdiğimde, taa Hind'den, Çin’den duyulur, gürültü patırtı olur. Eğer olmazsa, benim 40 senelik hizmetim o zaman ‘mediork'dur, ortanın altıdır.’ demiş.. Halbuki, bazıları, onu ortanın altında değil, çukurun içinde de görebilir.

Demirel, siyasetçilerin ‘asılma’ korkusu içinde olduğundan ve ’Şemdinli İddianamesi’nin, TSK’da bir ‘Mustafa Muğlalı psikozu’nu tekrar ortaya çıkardığından ve ‘kürdlerin bir millet değil, bir halk olduğu’ndan söz etmiş (ne demekse).. Kezâ, ‘hanımının başı örtülü birisinin C. Başkanı olması’ndan, ‘Türkiye'de önemli sayılabilecek kurumların hoşnut olmayacağının kesin olduğu’nu da söylemiş ve asıl çarpıcı lafını, (Hind ve Çin’de gürültü koparmasa bile) onmilyonlarca Müslüman insanın kalbini yaralayacak bir netlikte dile getirmiş ve ‘İlle başı bağlı okumak istiyorsan, başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git.. Arabistan'da falan öyle yerler vardır, oraya gidin..’ buyurmuş.. Ve bir taraftan da Anadolu’da kadınların büyük bir bölümünün ‘tülbent, yazma’ gibi örtüler kullandığını ve sokakta kimsenin örtüsüne müdahale edilmediğini ‘laik cumhûriyet’in bir lûtfu gibi göstermeye kalkışmış.. Sözkonusu proğramın sunucusunun her konudaki sualine cevablar verebilen 82 yaşındaki Süleyman Bey, ‘matûhiyet’in (yaşlılıktan kaynaklanan muhakeme bozukluğunun) çaresi nedir?’ gibi bir suale de muhatab olsaydı, acaba ne derdi?
40 yılı aşkın siyasî hayatı boyunca, kendi içinden çıktığı o İslamköy’ün bütün değerlerinin üzerine basa basa yükselmiş bir Demirel’in bu konuşması, ona hâlâ, hüsn-ü zann içinde bakan nicelerinin uyanması için bir fırsat olabilir. Onun yaptığı saygısızlığa rağmen, ona gitmesi için bir yer göstermiyor ve akıl selameti diliyorum..

**

RAHMET DİLEĞİ: Dünya semâmızın parlak yıldızlarından birisi daha ufûl eyledi. ‘Yaşar Tunagür Hoca’nın vefat haberini aldım.. Yaşar Hoca, gençlik yıllarımızda, Seyyîd Kutub’dan yaptığı tercümelerle ismi zihnimize kazınmış bir zât idi.. Bizim neslimiz, (merhûm) Seyyîd Kutb’u bile o ilk tercümelerle tanımıştı. Yaşar Hoca daha sonra, ‘Diyanet Bşk. Yard. lığı’nda da bulundu ve etrafında oluşan ders halkaları ve muhabbet hâlesi yüzünden, laik meydanın okları üzerine çevrildi.

Merhûmla şahsen tanışmamız 13-14 sene öncelerde Tahran’a gittiğinde, ‘fakir’i aramak lûtfunda bulunmasıyla gerçekleşmişti. 1968’de, Şah zamanında gördüğü Tahran’ı, 25 sene kadar sonra tekrar görüyordu. ‘İslam’ adına yapılan bir inkılabın sosyal hayatı bu kadar derinden etkileyebileceğine ihtimal vermemişti.. Kendisini sürûra garkeden değişimleri değerlendiriyor ve bu büyük sosyal değişime, bu kadar uzak kaldığı için hayıflanıyordu. Nitekim, bir kaç sene sonra, bir kez daha gelmişti..

Yaşar Hoca, kalbinde ‘din derdi’ taşıyan bir ‘gönül adamı’ydı. Elbette, sevenleri olduğu gibi muhalifleri de vardı. Ama, o, mantık örgüsü sağlam, polemikten uzak, ağırbaşlı izahlarıyla daha bir saygı uyandırıyordu. ‘Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür..’ hadîsini de hatırlayarak, O’nu rahmetle anıyor, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

‘Ay uyudu, yıldızlar uzakta.. Kaldık yine şu kara toprakta, lambalarımızın isine..’

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.