Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘İstiklal Marşı’nın kürdçesi’, denilse, tepkiler ne olurdu?
Cuma, 05 Mayıs 2006 - (18:07)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Evet, ‘İstiklal Marşı’nın kürdçesi niye olmasın ve hattâ ülkemizde konuşulan diğer dillerde de olmalı değil mi? Çeçen Müslümanlarının ‘resmî marş’ı olarak zikredilen ve ‘Lailaheillallah’lı nakaratıyla meşhur güzel bir marş vardı, hatırlıyor musunuz?

Sadece bizimle yüzlerce yıllık ortak bir geçmişleri olan Balkanlar’da değil, Saint- Petersburg (-eski- Leningrad) ’da, Güney Afrika’da, Orta Asya ve, Bangladeş’te, vs.’de, ‘F. Gülen’e aid olduğu belirtilen okullarda, yerli çocuklara bile söyletildiği ve mânasının öğretildiği gururla belirtilen, ‘İstiklal Marşı’nın kendi ülkemizdeki çeşitli dillerdeki çocuklara da öğretilmesinde bir yanlışlık olur mu diye düşünüyorum.. Düşününüz ki, 12-13 yaşına gelinceye kadar türkçeyi doğru dürüst bilmeyen, türkçe dışındaki dillerde konuşan milyonlarca çocuğun, ilk çocukluk çağından itibaren, faraklı anadilleri konuşan aynı ülke halkıyla, aynı inanç potasında bütünleşmesi faydasız mı olur mu?

Anadolu Müslümanlarının verdiği ‘ölüm-kalım savaşı’ günlerinde Mehmed Âkif tarafından miladî-1921’de yazılmış bir manzûme olan ‘İstiklal Marşı’, her ne kadar muhtevası daha sonra ‘ihanet’e uğramış olsa bile, hâlâ da halkın inanç dünyasına, kalbine aid mânaları yansıtmaktadır.. İçinde, hiç bir kavmî unsur taşımayan bir şiir.. (Bu marş içinde bir-iki yerde ‘ırk’a vurgu yapılıyorsa da, bunu bugün anlaşılan mânada ırk olarak anlamak çok zorlamalı olur. Irk, -çoğulu, ‘urûq’- arabçada ‘damar’ mânasına gelir, oradan da kan bağına işaret vardır denilebilir.. Ama, kendi beyanınca da malûmdur ki, Mehmed Âkif, arnavud kavmindendi ve o, mensub olduğu kavimden dolayı öğünmek / yerinmek gibi bir ‘Câhilî’ anlayıştan uzaktı..)

Bu konu, ‘İstiklal Marşı’nın kürdçesinin de olması gerektiği şeklindeki görüş aklıma nereden mi geldi?

Geçen hafta, bir hispanic’ Amerikalı, (İspanyol asıllı Amerikan vatandaşı) Amerikan resmî marşını ispanyolca okuyunca, USA Başkanı Bush, ‘resmî marşın ingilizce okunması şarttır. Bu, ulusal ruhumuzu kaybetmemek için gereklidir.. Bu ülkenin en büyük özelliği, her türlü insanı, Tanrı huzurunda tek bir ulus yapmak olmuştur..’ diye tepki göstermiş.. (30 Nisan 2006 tarihli gazeteler..)

Derken, benzer bir konu Almanya’da da gündeme geliverdi.. ‘Yeşiller’ (Die Grunnen) partisi Başkan Vekili Hans-Christian Ströbele’nin ‘Alman ulusal marşı, milyonları bulan Türkiye’li işçi ve göçmenler için türkçe de okunsun’ önerisi, Alman gazetelerine manşet oldu. 4 milyonluk tirajı olan ‘Bild’ gazetesi marşın ilk dizesi olan ‘Birlik ve adalet ve hürriyet’i, ‘Einigkeit und Recht und Hürriyet’ şeklinde, yarı almanca- yarı türkçe şekilde başlığına taşıdı. Merkel’in partisi (CDU) ‘Ströbele uyumu yanlış anlıyor’ diye tepki gösterdi. Oberbayerisches Volksblatt gazetesi de tartışmayı, ‘Birlik ve adalet ve hürriyet - Alman anavatanı için’ başlığıyla türkçe duyurdu. Hür Demokrat Parti (FDP), ulusal marşın ilginç olduğunu, ‘göçmenlerin dilinde söylenmesinin, yabancıların alman kültürünü anlamalarına yardımcı olacağını’ belirtti.
Hannover’in Neue Presse gazetesi de, Alman Ulusal Marşı’ (Nationalhymne)nın orijinalini ve türkçesini birlikte yayınladı.. Bu marşın almancası şöyle: Einigkeit und Recht und Freiheit / Für das deutsche Vaterland! / Danach lasst uns alle streben, / Brüderlich mit Herz und Hand!/ Einigkeit und Recht und Freiheit / Sind des Glückes Unterpfand: /Blüh im Glanze dieses Glückes, /Blühe, deutsches Vaterland!’

Bu marşın türkçesi şöyle çevrilmiş : ‘Birlik, adalet ve özgürlük,/ Her şey alman anavatanı için!/ Gelin edelim bunlar için hep birlikte gayret,/ Elimiz ve yüreğimizle, kardeşçe!/ Birlik, adalet ve özgürlük../ Bunlardır mutluluğun garantisi! / Bu mutluluğun ihtişamıyla parla,/ Parla ey alman anavatanı!’ (Asıl metinde, ‘babavatan’ deniliyor.)
Şimdi, ‘Bu marşın okunması, zarar mı getirir, fayda mı?’ tartışması sürüyor.. İktidarın büyük partisi CDU, bunun ‘entegrasyon’u, ‘toplumla bütünleşmeyi daha da zorlaştıracağını, Almanya’ya karşı nefreti artıracağını’ söylüyor.. (Alman makamlarının, ülkücü-türkçü kuruluşlara üye bazı kimselerin ve cihanşümul bir İslamî anlayışa sahib olduğunu söyleyenlerin vatandaş olma taleblerinin, o ideallerle zıd olduğunu gerekçe göstererek reddettiği hatırlanmalıdır.) Buna rağmen, bu son tartışmayı Türkiye’den buraya gelip yerleşen ve hattâ ‘alman vatandaşı’ olmuş veya ‘olmak için başvuruda bulunmuş kimseler’den de yadırgayanlar bulunuyor. Hem alman vatandaşı olmayı istiyorlar, hem de alman ülkesine bağlılığı benimsemek istemiyorlar.. Burada mantıkî bir problem oluyor..

Şimdi, Amerika ve Avrupa’dan bu iki örneği hatırlayarak düşünelim.

Biz, toplumun kenetlenmesi, birbirini birleştirmesi açısından farklılıkları zenginlik unsuru haline dönüştürmeye çalışan bir dikkatle, kendi ülkemizin insanlarının büyük ekseriyetinin temel değerlerini terennüm eden, ‘Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal..’ gibi, istiklali, bağımsızlığı korumanın anahtarını beyan eden bir mısraı ihtiva eden bir marşın Anadolu’daki çeşitli anadillere tercüme edilmesinin ve söylenmesinin, dışlayıcı değil, kalbleri kuşatıcı ve birbirine daha bir perçinleyici bir rol oynayabileceğini düşünemez miyiz?

Ama, Adolf Hitler’in Avrupa’yı ‘tek ülke, tek şef, tek halk’ sloganıyla titrettiği günlerde geliştirdiği söyleme uygun olarak geliştirilen bir ‘resmî’ anlayışı terk edemediğimiz için, toplumumuzda yığınla acılar yaşanıyor.. Böyle bir yaralı durumda,

toplumun acılarını, yaralarını dindirmekte, milletin ortak inanç değerlerinden hazırlanmış merhemler kullanmak, bir de şifalı olmaz mı?

Bazı konuları, illâ başkaları bastırdığı zaman mı düşünebilmeliyiz veya müslüman halkın birbiriyle daha bir kaynaşmasını sağlayabilecek hususları kendiliğimizden düşünemez miyiz? Tanklardan, uçaklardan mı medet umacağız, kendi halkımızın bir kısmını sindirmek için..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.