Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Blair için tehlike çanları!
Pazartesi, 08 Mayıs 2006 - (11:05)
Norman P. Barry

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Harika bir ülke olan İtalya ve etkileyici seçimlerinden sonra “sıradan” siyasetin bıkkınlığı içinde yazı yazmak için İngiltere’ye dönmek bir hayli can sıkıcı. Fakat ben İngiltere’nin geleneksel yağışlı ve serin yaz havasına uyum sağladığım için her şeye rağmen o kadar da sıradan gelmiyor artık.

Blair hükûmeti ciddi bir veya belki de üç kriz ile karşı karşıya kaldığı için, şayet ben bir Muhafazakar Parti üyesi olsaydım seçimlerin bu yıl değil de geçen yıl yapılmış olmasından dolayı üzüntü duyardım. Oldukça popüler bir dokuz yıllık yönetimden sonra kendisini sosyalist çizgideki eski İşçi Partisi’nden ayırt etmek için Yeni İşçi olarak adlandırılan parti, gurur, kendi halinden emin olma, cinsel uygunsuzluk ve genel yetersizlik gibi konulardaki ithamların kuşatması altında artık John Major yönetimindeki son Muhafazakar hükûmetin çöküş yıllarını andırır hale geliyor.

Söz konusu ithamlar bir süredir gündemdeydi; fakat şimdilerde belli birtakım konular üzerinde yoğunlaşabilmektedir. Artık bir muhalifin olağan şikayet ve mızırdanmasından öte deneyimli bir müdafaaya ihtiyaç duyacak bir dizi soruşturma tehdidi haline gelmiştir. Bunlara ayrıntılı bir şekilde bakalım. En ciddisi İçişleri Bakanı Charles Clarke’ın idare şeklidir. Onun halkı suçlulardan ve teröristlerden koruma fonksiyonundan sorumlu olduğu varsayılmaktadır ki, benim gibi devletin küçültülmesinden yana olanların bile istemeyerek de olsa hükûmete terk ettiği bir görevdir bu. Şu ana kadar, içinde katillerin, tecavüzcülerin ve çocuk istismarcılarının da bulunduğu 1.020 yabancı zanlının hapishaneden salıverildiği ve bunların sınır dışı edilmek yerine toplumun içine dönmelerine izin verildiği, ayrıca polisin de haklarında herhangi bir bilgiye sahip olmadığı ortaya çıkmıştır. Bay Clarke için durumu daha da kötüleştiren bir husus küçük bir azınlığın tekrar suç işlemiş olmasıdır. Dolayısıyla ortada tehlikeli insanların caddelerde dolaştığı, polis ile göçmen bürolarının koordinesiz bir şekilde çalıştığı ve bütün bunlardan sorumlu olan Bölüm’ün ne olup bittiğinden habersiz göründüğü bir durumla karşı karşıyayız. Bu krizin aniden Clarke üzerinde patlak vermesinin nedeni, onun durumu aylar öncesinden bildiğinin ortaya çıkması ve halkı teskin etmek için hiçbir şey yapmamasıdır. İstifa edeceği yönünde bir emare de görünmüyor.

İşçi Partisi skandallarla sarsılıyor

İngiliz Anayasası’nın temel doktrinlerinden biri de şöyleydi: Kraliyet’in bakanı kendi bölümünden sorumludur ve bir hata ortaya çıktığında, kendisinin şahsi olarak sorumlu olmadığını iddia etse bile bakanın istifa etmesi gerekir. Gerçekten de İçişleri Bakanlığı beceriksizlik ve yanlış yönetim konusunda efsanevi bir şöhrete sahiptir. Bakanlığın sorumluluğu konusundaki öğretiye göre, seçilmiş idareciler bürokratların arkasına saklanamazlar. Fakat artık bu öğreti miadını neredeyse doldurmuş gibi görünüyor, zira şayet bir bakanın arkasında kabine desteği ve daha da önemlisi Başbakan’ın desteği varsa, herhangi bir şekilde bundan sıyrılabilir ve istifa etmek zorunda da değildir. Bu prensip 1991’de IRA’ya mensup mahkumlar hapishaneden kaçtığında Muhafazakar bir bakanın istifa etmeyi reddetmesiyle zaten son bulmuştu. Bugünlerde bakanlar kendi kontrolleri dışındaki “operasyonel” konularda sorumluluk kabul etmiyorlar. Fakat çoğu insan, haklı olarak bu yabancı zanlılar hakkında yapılanın bir hata olduğunu ve birinin bundan dolayı kabahatli görülmesi gerektiğini düşünüyor.

Blair hükûmeti için ikinci büyük mesele sağlıktır. Sağlık sendikaları arasında en az militan olan Kraliyet Hemşirelik Okulu’nun yıllık konferansında Sağlık Bakanı Patricia Hewitt yuhalanmış ve alaya alınmıştır. Bu en azından bir “sorumluluk” meselesidir, zira Bayan Hewitt haklı olarak kendisinin sadece hükûmetin politikasını uyguladığını söyleyebilirdi. Ve gerçekten de bu geniş anlamda bir hükûmet meselesidir. Ulusal Sağlık Hizmetleri’ne milyarlarca sterlinlik ekstra fonlar aktarıldığı halde hâlâ bir dizi hastane mali kriz içerisinde ve şimdiden bazı kadro tasarrufları gerçekleştirildiği için hemşireler gerçek anlamda işlerini kaybetme korkusu içindeler. Dahası, fazladan yapılan harcamalara rağmen, hastalarda da uzun gecikmeler ve nihayet tedavi edildiklerinde de yetersiz bakımdan kaynaklanan ciddi bir tatminsizlik hali görülmektedir.

Şüphesiz Avrupa’daki en kötü sağlık sistemi İngiltere’dedir: Gerçekten de ülkedeki kanser mağdurları ile kalp hastalarının tedavi şartları özellikle kötüdür. Bu durum, sadece geçen yılın NHS (Ulusal Sağlık Sistemi) açısından en iyi yıl olduğu şeklinde saçma sapan bir beyanatta bulunmuş olan Bayan Hewitt’in istifasını gerektiren bir durum değildir, bütün hükûmetin gitmesi icap eder. Fakat hiçbir hükûmet büyük oranda nakarat haline getirilen “tedavi noktasında ücretsiz” olması prensibi nedeniyle problemin çaresine bakmaya cesaret edememiştir.

Meşruiyet sorunu...

Fakat sistemin tamamı vergilerle finanse edildiği için yeterince kaynak ayrılamamakta ve nakaratın yol açtığı talepler nedeniyle tedavi gören hastalardan çok azı tatmin edilebilmektedir. Bütün hükûmetler sağlığın sigorta, tercihen de özel sigorta yoluyla finanse edilmesinin gerekliliği ile yüzleşinceye kadar ülke her zaman için sağlık krizleri yaşayacaktır; hatta sosyal sigortacılık bile mevcut sistemden daha iyi olacaktır. Ve tedarikçiler arasında rekabet başlatılarak Stalinci Ulusal Sağlık Sistemi’nin çözülmesi gerekir. Fakat NHS’nin adı değiştirilerek bireyler kendi sağlıkları konusunda daha fazla sorumlu hale getirilinceye kadar bunlardan hiçbiri gerçekleşmeyecektir.

Ve ardından üçüncü bir skandal Blair hükûmetini içine çekti ki, bu sefer konu seksle alakalı. Aynı hafta içinde, başbakan yardımcısı olan ve aynı zamanda Blair’e sadakatiyle tanınan John Prescott’un iki yıldan bu yana yanında çalışan memurlardan Bayan Tracey Temple ile bir ilişki yaşadığı ortaya çıktı. Bu durum, özellikle de Major hükûmetinin çöküş yıllarında ortaya çıkan seks skandalları esnasında Bay Prescott da dahil, İşçi Partisi ciddi anlamda ahlaki bir duruş sergilediği için bir krizden öte ciddi bir utançtı. Fakat bürodaki sarkıntılık ve tacizler hakkındaki ıvır zıvır müstehcen şeyler ne kadar ciddidir ki? Tabii olarak Muhafazakarlar evlilik dışı bu ilişkinin vergi mükelleflerinin parasıyla ve hükûmete ait mekanlarda gerçekleştiğini iddia ederek bunu “standartların ihlali” hakkında bir tartışmaya çevirmeye çalıştılar. Zira buluşmalarını Prescott tarafından kullanılan hükûmete ait bir apartman dairesinde gerçekleştirmişlerdi.

Fakat bütün bunlar kesinlikle Prescott’un 44 yıllık eşi ile arasında halletmesi gereken kişisel meselesidir. Bununla birlikte, konu önemsiz görünse bile, o İşçi Partisi’nde önemli yeri olan bir kişidir ve onun Blair’den kutsal yağla parlatılmış halefi Gordon Brown’a geçişi düzenli bir şekilde sağlama işinin organizatörü olduğundan bahsedilmekteydi. İşte bu İşçi Partisi için önemlidir ve siyasi bir yorumcuyu fazla ilgilendirmemelidir.

Şimdi bu üç hadiseyi bir araya getirdiğimizde kötü bir hafta yaşandığı sonucu çıkarılabilir. “Kara Çarşamba” ve “Kötü Blair günü” gibi yakıştırmalar yaygındır. Gördüğümüz şey, Blair hükûmetinin otoritesini görünür şekilde kaybetmesidir: Sol kanada mensup parlamento üyeleri sağlık ve eğitimdeki küçük reformlarını şimdiden protesto ediyorlar ve gün geçtikçe daha da sabırsız bir hal alıyorlar. Çoğunlukla sendikalara medyun eski sosyalistlerden acaba kaç tanesi gerçekten de Yeni İşçi Partili? Tony Blair açısından çok daha fazla endişeye yol açacak olan bir husus da bu yerel yönetim seçimlerinin yapılıyor olmasıdır. Tek başına önemli olmasa bile Blair için çok kötü haberlerin habercisi olabilir bu seçimler. İşçi Partisi’nin ortaya koyacağı kötü bir görüntü sahip olduğu kıymetli, fakat ciddi şekilde zedelenmiş olan meşruiyeti daha da aşındıracaktır. Blair hükûmeti için hep birlikte bir kriz yaşıyoruz, fakat alternatifler konusunda da çok az bir güvenimiz var.

(*) Bu yazıyı Zaman için kaleme alan Prof. Dr. Norman P. Barry, dünyaca ünlü siyaset bilimi profesörüdür. Buckingham Üniversitesi öğretim üyesi olan Prof. Barry’nin çok sayıda kitap ve makalesi Türkçede yayınlanmıştır.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Norman P. Barry'in Diğer Yazıları
   İngiltere Türkiye’yi nasıl görüyor?
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.