Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Oligarşinin kapıkulları’ ‘gem’i azıya alırken ‘Sancak’ düşecek mi?
Cuma, 19 Mayıs 2006 - (18:23)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bugünlerde ülkemiz, ‘taife-i laicus’un ‘düşebileceği’nden korktukları ‘son siper’ olarak gördüğü ‘Cumhûrbaşkanlığı’ makamına yapılacak seçime bir yıldan az zaman kalmış olmasının sancıları içinde, bu seçimi AK Parti’ye yaptırmamak için her türlü tahrik ve entrikayla karmaşaya sürüklenmeye çalışılır ve ‘Danıştay saldırısı’ provokasyonunu takib eden gelişmelerle meşgulken.. Kendilerini ‘devletin sahibi’ olarak gören ‘mâlum’ güç odakları ‘devletin hedef alınıp, vurulduğundan dem vuruyorlar; ama, asıl yaralananın, milletin büyük ekseriyeti olduğu ortada..

İlginçtir, kendi ülkemizde bir şeyler olunca, dikkatlerimizi dünyadan da çeviriveriyor, ve dünyada olup bitenleri görmezlikten geliveriyoruz.. Ya da, dünyadaki gelişmeleri sadece bizimle olan ilgisi ve bize verebileceği fayda ve zararlara göre bakmaktan kendimizi kurtaramıyoruz.. Irak’da, Filistin’de, Kafkaslar’da, Balkanlar’da neler olduğunu da, ülkemize getireceklerine göre değerlendiriyoruz, genelde..

Halbuki, hele de, dünyanın en hassas ‘buhran üçgeni’ sayılan ‘Balkan-Kafkas ve Ortadoğu’ üçgeninde, etrafımızda büyük sosyal çalkantılar olurken bile, Türkiye’deki ‘militarist / bürokratik/ oligarşik dikta’nın kendi tahakkümlerinin sürmesi uğruna, ülkeyi yangın yerine çevirme oyunlarından elçekmiyeceklerini göstermeleri ve bir cenazeyi bahane ederek, o öldürülenden daha fazla hedef seçilmiş olan Hükûmet’e ağır suçlamalarda bulunmaları, hattâ cenaze merasimine katılan nice Bakan’ları linç etme çabalarına kadar varan ilkel çılgınlıklar sergilemeleri, üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır.

Bu gösterilere katıların büyük ekseriyetinin ‘ekonomik açıdan yüksek zümre’ye aid ve kendilerini ‘beyaz türk’ olarak niteleyen ve halkı küçümseyen bir ‘mütegallibe zümresi’nin, ‘gem’i azıya alınca neler yapabileceklerini hissettirip, kitleleri sindirip teslim almaya zorlama provası yaptığı ortadaydı. Ki, ‘postal yalama’ hecmesi içinde olanların, hiç ilgisi yokken, ‘apolet’lilere gülücük yağdırmasının mana ve çağrışımları, hele de 1960’dan beri daha bir bilmektedir. Yazık ki, bu durum, toplumumuza eskiden beri ârız olmuş bir ‘güce tapma’ ve ‘yeniçerilik’ten meded umma hastalığıdır.

Bu arada, aylarca önce attığı bir başlıktan dolayı, Vakit’i son saldırının ‘tahrikçisi’ olarak göstermeye kalkışanlar da; günlerdir, suçladıklarını bir tavrı, kendileri için bir hak olarak sergilemek şeklindeki mantık çarpıklığından kurtulamadılar.. (Dahası, Hürriyet Gen. Yy. Md. Özkök, 18 Mayıs yazısında, ‘.bugüne kadar bu ülkede kimse ‘dinci’ olduğu için öldürülmedi. Ama ‘dinsiz’ diye öldürülen (…) çok insanımız var. (…) Bu ülkenin sokaklarında hiçbir kızı, kadını ‘Neden türban takıyorsun" diyen fanatiklerin tacizine, saldırısına uğramadı..’ diye yazarken, aynı gün ATV, Bakırköy Adliyesi’nde bir takım kemalist/ demokrat, çağdaş kadınların, başörtülü bir avukat hanıma nasıl baskı uyguladıklarını ve o hanımın gözyaşları içinde, başörtüsünü açıp (sonra tekrar bağlıyarak) saldırı mahallinden uzaklaştığını’ gösteriyordu. ‘Özkök, muradına ermiştir’ demek bile istemiyorum. Ama, bu sözlerinin de, ‘temennilerini dile getirmek veya hedef göstermek’ olup olmadığı açısından kendisini, vicdanıyla başbaşa kalarak kendisini sorgulamasını tavsiye ediyorum.)

*

Bu işaretlerden sonra, 21 Mayıs günü Karadağ (Monte Negro)’da yapılacak olan referanduma da kısaca değinmek gerekiyor.. Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Sırbistan ve Karadağ (Monte Negro) tarafından oluşturulan ‘Yeni Yugoslavya Federasyonu’ nun da dağılması ihtimalinin bulunduğu bir referandum, bu.. Ve neticesi, Bosna ve Kosova’da yaşanan o büyük trajedilerden sonra, Müslümanlara karşı Sancak’ta da bir katliâm dalgasını beraberinde getirebilir ve bu dalga, Balkanlar’da 40-50 yıl değil, 500 yıl kalan ve hatasıyla, sevabıyla, mîrasıyla, bugüne intikal eden sorumluluk ve haklarıyla biz Müslümanları da ilgilendirir.

Sancak, Bosna, Kosova ve Arnavutluk arasında ve Sırbistan’la Karadağ arasındaki bir 8600 km. kare (yaklaşık Kıbrıs adasının tamamı) büyüklüğünde bir eyalet..

Eğer referandumda ‘Evet) oyu çıkarsa, Karadağ, bağımsız olacak ve Sırbistan, ‘Büyük Sırbistan’ hayaliyle işlediği onca facialardan sonra ufala-ufala, denizle de hiçbir bağı kalmayan bir ülke haline gelecek.. Bunun için, Sırbistan bu referandumun reddini bekliyor. Tahminleri, yüzde 50/ yüzde 50 civarında.. Burada belirleyici rolü 530 bin kadar nüfusundan 400 bin kadarı müslüman olan Sancak oynayacak.. Sırbistan, Sancak’lılara ‘ayrılmayın’ çağrı ve tehdidi yapıyor.. Daha ilginci, Karadağ ayrılırsa, Sancak eyaletinin yarısı Karadağ’da kalacak, diğer yarısı da Sırbistan’da.. O zaman, Sancak iki parça olup, aileler bile bölünecek, karşı tarafta kalan kendi şehirlerine bile pasaportsuz gidemiyecekler.. Yani, Sancak, iki ateş arasında.. Bu açıdan, bizzat Sancak’lı Müslümanlar da tek yürek halinde değiller.. Dileyelim, Sancak düşmesin; ama, nasıl?

*

NOT: Yarın (21 Mayıs), ‘MAZLUM-DER'in 8. Olağan Kongresi, ‘TES-İŞ’in Konya yolu üzerinde, Beştepe/ANKARA’daki Toplantı Salonu’nda yapılacak, saat 10.00’da..

Günahsız insan aramadan, zulme mâruz kalmayı, kendisine el uzatmak için yeterli gören bir anlayışla, her mazlûm’a el uzatmak gibi bir dikkatle kurulup, bu genel çizgilerini koruyarak bu güne gelen ve zulme, haksızlığa uğrayan, her kim olursa olsun, kimliği, inancı, ideolojisini sormadan el uzatmaya çalışan MAZLUM-DER, (Mazlumlarla Dayanışma Derneği) gibi bir sivil toplum kuruluşu, hele de kendisini haklı ve mazlûm gören her insanımızın desteğiyle daha da güçlendirilmeye lâyıktır. İmkânı / zamanı olanları, bu kongreye katılıp, hayırlı amellerin bir kenarından tutmaya çağırıyorum.

Hatırlıyalım ki, Resul-ü Ekrem (S) de, İslam’dan önce, mazlûmların hakkını korumak için Mekke’de oluşturulmuş olan ‘Hılf’ul Fuzûl’ (faziletliler yeminleşmesi/ dayanışması) isimli bir hareketin içinde olmuş ve Nubûvvet’ten sonra da, o çalışmaları teyid etmişti..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.