Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İslamcılık ve Geleceği Yakalamak
Cumartesi, 09 Temmuz 2005 - (08:40)
Hayati Esen

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Tarihi süreç içerisinde İslamcılık çeşitli anlayış kalıplarına girmiştir. Özellikle son dönem Türkiye sin'de İslamcılık yeniden yorumlanmış, bir siyasal duruş olarak tarihimizde yerini almıştır. Ancak 28 Şubat post modern darbesiyle birlikte kazandığı siyasi mevzileri kaybetmiş ve bir çözülme süreci yaşamıştır. Bu süreç İslamcılarında bazı şeyleri yeniden yorumlamasına neden oldu.


İnsanlık, varlık âleminde; üç boyutlu bir mekân ve akıp giden bir zaman koridorunda yaptığı sorgulamanın, cevaplarını sandığı kadar kolay bulamaya bilir. Aslında kolay kolay bulması da söz konusu değildir. Özellikle din gibi bir dogmanın, düşünce hayatında meydana getirdiği, hayatı ve zamanı, onlarla birbirine paralel hareket eden olayları yorumlaması,   diğer bilgi biçimlerine göre zorlanmasına sebep olacaktır. Dindar insanın bağlı bulunduğu nas, her olayı bağlayıcı bir kalıpla düşünmesine neden olur. Bu düzlemde hareket eden insanın, düşünce âlemini geniş tutmak gibi bir özelliği kazanması da o kadar kolay değildir. Dindar sıkı sıkıya bağlı olduğu dinin emirlerini yaşarken, Şeriat bildiricinin orta koyduğu bilgiyi yorumlayarak hareket eder. Bu yorumu, geleneksel birikimle ve oluşmuş toplumsal akılla, anlamaya çalışır. Aynı zamanda da dilin kendisine sağladığı imkânlarla.

 

Bir Müslüman için, İslam dinin, ortaya koyduğu emir ve yasakları muhakkak ki anlamanın en önemli merkezi otoritesi, Hz Peygamberdir. Onun ortay koyduğu sünneti ve dini anlama melekesini-ki bunu şifahi yollarla sahabesine öğretmiş oradan da nesiller boyu aktırılmış olan-   yani fıkıh ilmini merkeze koyarak hareket etmesi gerektiğidir. Bu, pratik hayatının en kolay şekilde yaşama yöntemini sağlamanın asgari seviyesidir. Yani bizler bu iki kavramı günlük hayatımızı yaşamak kadar kolay, ama nefes almak kadar ehemmiyetli bir mesele olduğunu anladığımızda dinin pratiğe dayalı yönünü çözmüş oluruz.

 

Ancak bizim tarihi birikimlerimiz var, bunları yorumlamamız ve onlardan yararlanmamız gereken. Yani yaşanılan ve tecrübe edilen tarihi yeniden yorumlamamız ve yaşadığımız zamanla artık yaşanılması mümkün olmayan geçmiş zamanı bir düzlemde buluşturmamız gereken. Böylelikle geleceği, ikisinin -geçmiş ve şimdiki zaman- birleşmesinden ortaya koyma şansını yakalaya biliriz, Gelecek bizim için ğayb olan bir zaman dilimi, ama bize çok uzak olmayan bir zaman. Çocukluğumuz, bizim eskimiş olan tenlerimizde halen izlerini taşımakta ve belki de gelecek olan ecele kadar taşınacak. Bu, bizlere geleceğin ne kadar yakın olduğunu haber veren bilgilerden biri değil mi?       

 

Düşünce dünyamız sanıldığı kadar tek bir hareket noktası kabul etmez. Onun ürettiği bilgi zamanla, kendisine başka mecralar bulur. Bunun adı, ya bir teori ya da eylem olacaktır.

 

İşte ben burada duruyorum ve sormam gerekeni biliyorum. İslamcılık bizim geçmişten gelen ve bugünle buluşturmaya çalıştığımız bir dünya görüşümü? Yoksa sosyal bilimcilerin ve tarihçilerin üzerinde çalışma yapmaları gereken bir vakıa mı? İslamcılık düşüncesine taraf olanlar, muhakkak ki kendilerini var kıldığına inandıkları bu siyasal yapılanmaya sahip çıkacak ve tarihi taraflı okumak gerektiğine olan inançları kendilerini bağlayacaktır. Tarihin taraflı okunduğu yer; onların dogmalarının tezlendirilmiş hali olan, zihni faaliyetlerinin merkezi olacaktır.

 

İslamcılık, İslam toplumunun en kötü şartlarda ve emperyalizmin bütün İslam coğrafyasını kuşattığı bir dönemde ortaya çıktı. Cemaleddin Afgani bu düşüncenin en önemli simasıdır. O, İslam coğrafyasının yeniden canlanması için bir şeylerin yapılması gerektiğine inanıyordu. Bunun için Sultan II. Abdülhamit'le görüştü ama olumlu karşılık bulamadı. Onun bu çabaları muhakkak ki boş kalmayacaktı. Osmanlı topraklarında Afgani'nin tezlerini savunan pek çok isim çıktı. Muhammed Abduh, Muhammed İkbal, Mehmet Akif ve daha pek çok isim… Aslında bu mütefekkir ve âlim insanlar sadece emperyalist dünya anlayışının, İslam topraklarına egemen olmasına engel olmaya çalışıyorlardı. Bunu yapmak içinde dinin yeniden yorumlanması gerektiği tezini savundular, zira onlar için dinin eski yorumu İslam ümmetinin önünü kapatıyordu. Hatta pek çok hurafe ve bidat İslam toplumunda egemen olmuş ve Batı medeniyetinin ilerlemesi ve egemen olması karşısında İslam toplumunu zayıflatmıştı. Kısaca din yeniden yorumlanmalı ve eski parlak günlerine dönmeliydi. Bunu da ancak Kur'an'ın ve sünnetin yeniden yorumlanması ve içtihadın, İslam uleması arasında yaygınlık kazanarak toplumsal bir dinamizm sağlanması gerekliliğiydi…

 

 

Yeni İslamcılık

           

Tarihi süreç içerisinde İslamcılık çeşitli anlayış kalıplarına girmiştir. Özellikle son dönem Türkiye sin'de İslamcılık yeniden yorumlanmış, bir siyasal duruş olarak tarihimizde yerini almıştır. Ancak 28 Şubat post modern darbesiyle birlikte kazandığı siyasi mevzileri kaybetmiş ve bir çözülme süreci yaşamıştır. Bu süreç İslamcılarında bazı şeyleri yeniden yorumlamasına neden oldu. Özellikle din nasıl algılanmalı ve resmi ideolojinin yeniden tanımlanması gerekliliği gibi konularda görüşler ortaya kondu. Bu konuda ortaya konan pek çok tez olmasına rağmen, halen tartışma bitmiş değil. Yalnız, bu tartışmalar, İslami çevrenin düşünce âleminde şu seslerin yükselmesine neden oldu; “Bizim geleceğimiz ne olacak?” Bu soru, aslında “İslami Toplum Teorisinin” ne olacağı idi.

           

Gerçekten şimdi ne olacak?

           

Aslında İslamcılık yıllardan beri ortaya koymaya çalıştığı düşünce sisteminin yankısını yeni yeni işitmeye başladı. Bu yankının kulaklarımızda çınlaması, İslamcı bir gelenekten gelen AKP hükümetinin iktidara gelmesidir. İlk defa İslamcı olan bir kesim kendisini bu ülkenin -büyük çoğunluk desteğiyle- İktidarı elinde bulunduran gücü oldu. AKP'liler siyasal söylemlerinde hiçbir zaman İslamcılık yapmadılar, ama şurası bir gerçek ki hiçbir zamanda İslami bir gelenekten geldiklerini inkâr etmediler. Bu, yıllardır İslamcıların siyasi taleplerinin, devlet nezdinde ilk defa bu kadar güçlü bir şekilde seslendirilmesi olacaktı. Ama beklenen olmadı ve AKP beklentileri karşılamayan bir görüntü çizdi. Bundan sonra AKP'ye itiraz sesleri yükselmeye başladı. Aslında itiraz seslerinin AKP'ye karşı yükselmesi geleneksel toplum refleksinin bir yansımasıydı. Toplum, her düşüncesini devlet eliyle gerçekleştireceğine olan kanaatini burada da göstermiş ve özellikle İslami kesim kendi sorunlarının çözülmesi beklentisine girmişti. Bu, aslında İslamcılığın toplumu tepeden dizayn etme düşüncesinin bir yansımasıydı, yani iktidar da olmak güç demekti ve güç, toplumun değişmesi için yeterliydi.

 

Ancak Demokrasi bu demek değildi. Güç tek başına belirleyici bir unsur olamazdı. Zira devlet kendi içerisinde organik yapılanmasını tamamlamış ve karşısına çıkan sorunlara karşı refleksler geliştirmişti. O zaman iktidarda olmakta tek başına bir güç değildi. Aslında bu tartışma 28 Şubat sürecinde devrilen koalisyon hükümetiyle alevlendi. Ama AKP' ile İslamcı camianın bir kesimi devletin saygınlığını yeniden kazanması gerektiğini ve güç dengelerinin yerinde kullanılarak toplumsal bir uzlaşma oluşturulması gerektiği tezine vardılar. Böylelikle en önemli sorun olan başörtüsü meselesi bile bu uzlaşmanın ortaya çıkması beklentisine ertelendi.

 

Peki, bu ne demekti?

 

Bu, yeni İslamcı camianın bir kısmının, artık karşılarındaki yapılanmayı daha iyi anlamaları ve ona göre hareket etmeleri gerektiği gerçeğiydi.

 

İslamcı kesim sürüklenmeye devam eden bir yapı arz etmekte aslında. Yani siyasi arenada rüştünü ispat edebilmiş bir duruşa sahip değil. Bu, İslami çevrenin halen var olan siyasi yapılanma içerisinde kendi özgün düşünce kaynaklarını kabul ettirememiş olmasının bir neticesi.

 

İslamcılık 28 Şubat ihtilaliyle birlikte, varlığını siyasi arenadan değil daha çok dinin Sünni yorumuna sıkı sıkıya bağlı kalmak gerektiğini anlayarak siste matize etme yoluna gitmiştir. Böylelikle İslamcılık tarihi bağlarından biri olan siyasi duruşunu terk etmek suretiyle kendisini yeniden tanımla sürecine girmiştir.

 

Kanaatimizce aslında bu doğru olan yoldur. Yani din, siyaset gibi dar bir alandan çıkarılarak, kendi vahiy çizgisinde var olan, gerçekliği arama ve bulma yolunda ilerlemeli ve toplumu bu yola kanal ize etmelidir. Böylelikle İslamcılık ilk dönemlerinden itibaren ortaya koyduğu siyasallaşmak gibi yanlış bir kanaati terk etmiş olacak ve dinin kendine özgü mecrasına kaymasına yardımcı olacaktır.

 

Dinin özgün mecrası muhakkak ki Hz. Peygamberin topluma öğretmeye çalıştığı Allah'ın varlığı ve birliği mesajıdır. İslami ilimlerin tedris edilmesi bu alanda eğitimin sağlanması da İslamcılık düşüncesinin topluma kazandıracağı en büyük değer olacaktır. Yani İslamcılık, siyasal olarak Müslümanların bilincinden silinecek; İslam toplumunda dinin saf ve katıksız olan akide inancı egemen olacaktır. Bütün bunlar daha sağlıklı düşünen bir toplumun oluşmasını sağlayacak önemli gerçekliklerdir.

   

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Hayati Esen'in Diğer Yazıları
   Avrupa; Dine Karşıt Olmanın Zaferi
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.