Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Sürüleşme' ve ‘linç psikolojisi’, ve de ‘utanmak nimetinden nasibsizlik!’
Pazartesi, 22 Mayıs 2006 - (09:17)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Danıştay Saldırısı’nın vardığı nokta, ibret verici, düşündürücü ve utanmak ni’metinden nasibleri olanlar için de, utandırıcıdır.. Eylemcinin hemen yakalanması ve ortaya çıkan ve her yöne çekmeye elverişli gibi gözüken muğlak kimliğinin arkasındaki asıl yönetici kişinin Muzaffer Tekin isimli ve ‘İslamî bir eğilimi olmayan’ bir eski bir ordu mensubu, bir eski yüzbaşı olduğunun ortaya çıkması ve onun da teşebbüs derecesinde kalan bir intihar eyleminden canlı ele geçmesi, birilerini, -utanmak ni’metinden nasibleri varsa,- evet, utandırmalıdır.. (İlginçtir, bu yüzbaşının babası Salih Râci Tekin de, -dünkü gazetelere göre- 1966’da, İ. Soysal isimli bir gazeteciyi dövmekten hüküm giyen bir yarbay imiş.) Eğer, bu kişiler, İslamî eğitim görmüş olsalardı, o zaman ne ağır suçlamalar yapılırdı, bir de onu düşününüz.

Bu durumda, ilk utanması gerekenler kimler mi?

Sorumluluk makamlarında bulundukları halde, kitleleri sorumsuzca tahrik etmeye kalkışanlar.. Kendileri ‘büyük hukukçu’ (!) oldukları ve amma, ellerinde hiçbir hukukî delil olmadığı halde, resmî ideolojilerinin temellerinin çatırdamakta olduğu vehmine kapılıp hayalî suçlular üreterek, ülkeyi kaosa sürüklemek isteyen herkes.. Sezer, Çörtoğlu, T. Çölaşan ve Gen. Özkök, Deniz Baykal, vs.. Günlerdir, ‘irtica, gericilik..’ diye, 80 yıldır kimlerin kasdolunduğu açık olan ve alışık olduğumuz bir şekilde halkımızı hedef göstererek, bir ‘derin komplo’ içinde yer aldıkları için, biraz utanıyorlar mıdır, şimdi? Ve, sürekli baskı altına bu ‘sessiz kitleler’in bir gün, benzer bir tepki vermeye kalkışması halinde kendi durumlarını tasavvur edebiliyorlar mı?

Belli güç odakları ve taraftar kitlelerine göre, sürekli hedef göstermek, medyanın işi değil midir? Ama, ‘biz, gidin de filanları öldürün, demedik..’ diye, herkes diyebilir..

Ancak, (kendisiyle sıkı-fıkı sohbetlerde bulunduğu ortaya çıkan, darbe ideologluğu ile meşhur, eski tüfek bir marksist/kemalist bir gazetecinin etkisi altında kalan) koskocaman bir C. Başkanı’nın kendisini de medyacı gibi görüp, fail zannettiği birilerini hedef göstermesi.. Ya da, Danıştay Başkanlığı’na kadar gelebilmiş bir hanımın, hukukî incelik ve ruh hassasiyetini daha bir sergilemesi beklenirken, birilerini hırçınlık içinde tepinmesi ve ‘onlar kendilerini biliyorlar..’ diye, objektif olmadığı için hukuken geçersiz bir şekilde, subjektif hedefler göstermesi..

Ve amma, herhalde hayâlet de taşlamıyorlardı.. Ama, ‘onlar kendilerini biliyor..’ dediklerinin başında bir Başbakan Erdoğan’ın, bir B. Arınç’ın olduğu açık..

Ya, koskocaman Gen. Kur. Başkanı Gen. H. Özkök’ün, o kadar kaba, o kadar bir ‘sürü mantığı’yla hareket eden kitlelerin şirretliklerini teyid ederek, ‘bu tepkiler bir defaya mahsus olarak kalmamalı, hep sürmelidir..’ demesine ne demeli?

Gen. Özkök, daha geçen ay, Diyarbakır ve diğer Güneydoğu şehirlerinde günlerce süren ve güvenlik güçlerince güçlükle yatıştırılan kitlevî gösterileri nasıl da çabuk unuttu.. Orada da, birileri, ‘Bu tepkiler hep devam etmeli..’ deseydi, onları, ‘fitneci, nifakçı’ veya ‘hain’ diye suçlamaz mıydı? Bir general buncağızı nasıl düşünemez?

Gen. Özkök’ün ‘tevil götürmez’ nitelikteki sözlerini Latîf Şener’in (dünkü Sabah’ta) te’vile kalkışması, ya, hadiseler sırasında fiziken dik duruş çabasına rağmen psikolojik olarak sindiğini; ya da, bir yerlere ‘siyasî hesaplarla selam çakmak’ eğilimini yansıtabilir.. Halbuki, Gen, Özkök’ün sözlerine, ‘sorumluluk sahibi olanların söyledikleri sözlerin bir bedeli olur..’ diye, ölçülü bir tavır koyan Tayyîb Bey daha tutarlıydı.. Latîf Bey ise, bu sözüyle ondan farklı bir noktada bulunduğunu ve hattâ, ‘Gen. Kur. Başkanı, sanıyorum kasdı aşan bir söz söylemiştir, ona açıklık kazandırmalıdır..’ diyen bir E. Mumcu’dan bile geri düştüğünü görmelidir. Lâtif Bey, orada sadece protesto olmadığını, kendisine, ‘Seni seviyoruz sn. Bakan..’ diyenlerin de bulunduğunu söylüyor. Bu, ‘ahırdan boşanmış bir sürü’ gibi hareket eden bir kitlenin sempatisine sığınmak değil midir? ‘Seni seviyoruz, ama, ötekileri hayır!.’ mânasındaki öyle bir sözü bizzat Lâtif Bey’in aktarması, onun kıvrak zekâsına hiç yakışmadı.. Çünkü, aynı hedef ve kaderi paylaşmış insanlar, asıl böyle zamanlarda denenir.. Bu, Danıştay’daki tören sırasında, çoğu bürokrat veya bu sistemin özel beslemesi olan, 80 yıllık mâlum anaç partinin tarafdarı olanlarca uzuuun-uzuuun ‘yuh’lanan Abdullah Gül’e ve Kocatepe’deki cenaze merasimi sırasında, kendisi de dahil olmak üzere, A. Aksu, C. Çiçek, Osman Pepe ve hattâ E. Mumcu’ya bile yapılan o kaba fiilî saldırıları da zımnen te’yid mânasına gelmektedir. Üstelik, Devlet Bahçeli bile Hükûmet üyelerine yapılan saldırıları kınamışken.. (Bu vesileyle belirtelim, o ‘sürü’ azgınlıkları karşısında, Lâtif Şener ve Osman Pepe, soğukkanlılıklarını tamamen yitirmeyip; Pepe, üzerine atılan nesnelerden korumak için başına konulan ‘polis kaskı’nı bile hemen atmışken; A. Aksu ve C. Çiçek’in, koruma polisleri kuşatması içinde oldukları halde dehşet içinde kaçıp gizlenmeleri, asıl dehşet verici tabloydu. Halbuki, onlar orada, siperdeki asker gibi durmalıydılar.)

Bu vesileyle bir daha hatırlayalım ki, ‘şiddete tapınma’ eğiliminin sosyolojik gerçekliği zâten biliniyor.. Ama, dehşet verici olan, ‘şiddet’e teslim olma’ eğilimidir..

Ortaya çıkan bu tablo karşısında, toplumda aynı oyunlara gelebilecek daha nicelerini düşündürmesi için, Kocatepe’deki o cenaze töreninde, ‘ahırdan boşanmışlık’ görüntüsü içinde saldıranların sergilediği ilkel sahnelerin ve Bakan’ları linç etmek için fiilî -fizikî saldırı yapan yüzlerce insanın tv. ekranlarından, topluma tekrar tekrar gösterilmesi ve şimdiki görüşlerinin sorulması gerekir.. Ama, cezalandırılmaları ve aşağılanmaları için değil, düşünmeleri için.. Ki, utanırlarsa, toplum için kazanç olur..

Kendilerini akıllı bilen nice insanların bile ‘sürü’ haline getirilip ‘linç psikolojisi’ne bile sürüklenebildikleri ve normal zamanda ise, o sahnelerin kendilerine gösterilmesi halinde, ‘Bu ilkellik ve vahşilikleri biz mi yaptık?’ diye şaşkınlık içinde inanmak istemedikleri, utandıkları, sosyoloji laboratuarlarında denenmiştir.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.