Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
O kadar ‘Devlet’çiliğe, bu kadar ‘köleleştirilmişlik’!
Pazartesi, 29 Mayıs 2006 - (11:33)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Yığınla karanlık, tehlikeli ve halkın ve ülkenin geleceğini derinden etkileyebilecek ilişkilerin içinden, genellikle ‘emekli subaylar’ çıkar ve onlar da, çeşitli saiklerle veya ‘delil yetersizliği’ bahanesiyle mahkemelerce serbest bırakılır ve birileri de onları ’Türkiye seninle gurur duyuyor..’ diye birer ‘kahraman’ edâsıyla karşıladığı tablolar da hepimizi derin derin düşünmeye zorlarken.. Son 50 yıldaki ‘askerî darbe’lerimizin, ‘yeniçeri hastalıkları’mızın ‘ana’sı durumundaki ‘27 Mayıs’ ihtilalinin/ asker ayaklanmasının 46. yıldönümü değerlendirmeleri ilgi çekiciydi..

Bu değerlendirmeleri yapanlardan Prof. Mümtaz Soysal, 12 Mart 1971 Askerî Darbesi’nden sonraki dönemde ağır baskılara, hapislere mâruz kalmış birisi olarak, özgürlükçü simâlardan sayılıyordu.. Ama, 1992 başında, Cezayir’de ‘FİS’in, ‘İslamî Selâmet Cebhesi’nin seçimleri yüzde 85’lerle kazanması üzerine, Batı emperyalizminin ‘Cezayir’de demokrasiyi kurtarmak’ adına generallere yaptırdığı ‘askerî darbe’yi takib eden korkunç kanlı facia-gelişmeler karşısında, o eski özgürlükçü M. Soysal gitmiş, askerî darbeyi gerekli gören ve hattâ Cezayir’e gidip, laik generallere yol gösteren ve ‘laiklerin ne kadar korktukları da gözönüne alınıyor mu?’ gibi suallerle, bir milletin esir alınmasına alkış tutan, ‘darbe cevazcısı’ bir tip olarak çıkıvermişti karşımıza…

Nice hızlı ‘devrimciler’in bile, artık, ‘idâmlar olmamalıydı..’ demek zorunda kaldıkları ve amma hukuk temelinde yücelttikleri ‘27 Mayıs Askerî Darbesi’ne dair, ‘27 Mayıs’ günü yazdığı yazıda Soysal, ilginç bir konuya değiniyor ve (ihtilali yapan kadroya yüzbaşı olarak katılanlardan) Nûman Esin’in hâtıra kitabında dile getirdiği görüşlere değinip, onun özellikle de ‘halk askerî darbelere niye karşı çıkmıyor?’ tarzındaki sorusunu ele alıyor.. Ele alınan konu, bugün de önemli ve cevabı hâlâ verilememiş..

Esin özetle şöyle diyor: 27 Mayıs sabahı ordunun idareyi ele aldığını duyan halk sokaklara döküldü, bayram yaptı ve ihtilali can-ı gönülden onayladı. Tüm ülkede hiçbir direniş olmadı. (…)12 Mart'ta da, 12 Eylûl'de de halktan tepki gelmedi. (…) Yani, '…Ordunun yaptığı doğrudur..' görüşü egemen..’ (…) 'Karşı çıkma eğilimi olsa bile, bunu gerçekleştirebilecek organizmalar' da yok. (…) Sendikalar, siyasi partiler zayıf, silahlı güç hiç yok. Örneğin, bir emniyet örgütü karşı çıkabilirdi. Olmuyor böyle şeyler.. Ordu harekâtına karşı bir tepki yine ordudan gelirse bir denge kurulabiliyor. Onu da 22 Şubat ve 21 Mayıs olaylarında gördük.’

Esin’in tesbitleri, üzerinde durulmayı gerektirecek kadar düşündürücü, gerçekten de..

Ama, halk kitleleri hep seyirci kalması yüzünden ‘suçlu’dur da; ya, ‘okumuş’lar?

27 Mayıs’ta devrilen iktidarı yargılayan Yüksek Adâlet Divanı isimli düzmece mahkemenin başkanı Sâlim Başol’un; -yargılamaların hukuka uygun olmasını isteyen sanıklara; tıpkı, II. Dünya Savaşı sonrasında Alman ve Japon devlet adamlarını yargılamak için Amerikalılarca kurulan Nürnberg ve Tokyo mahkemelerindeki yargıçlar gibi- Ne yapalım, sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor’ demesi, adâlet mekanizmasının ve yargıçların facia durumunu da ortaya koymuyor muydu? Ve o kurumda, bunca yıl sonra ne, ne kadar değişmiştir?

Soysal, ‘27 Mayıs Darbesi’ni izah etmeye çalışırken, o darbenin işlediği korkunç cinayetleri ve bugüne bıraktığı, ‘mîras’ı ve ülkemize/ halkımıza hukuk ve kanun adına bir ‘deli gömleği’ gibi daha bir giydirilen ‘oligarşik kurumlar diktatöryası’nı görmezlikten geliyor ve bütün o cinayetleri ve acı, zakkum meyvelerini, ‘Meclis'teki üçte iki çoğunluğu 'ulus' saymak ve buna dayalı bir 'ulusal egemenlik' saplantısıyla, kendilerini her şeyi, hatta cumhuriyet ilkelerine ters işleri bile yapmaya muktedir’ sayanları suçlayarak mâzur görüyor ve ‘O dönemden bugünkü iktidarın çıkarabileceği en önemli ders budur..’ diyerek, gözdağı’ vermeyi de ihmal etmiyor.

Bir bozukluğu gidermek için, askerî darbeleri caiz görmek yaklaşımı, yani..

Halbuki, o darbenin en ‘traji-komik’ yanlarından birisi de, ‘darbeyle al-aşağı edilenlerin, anayasayı ihlalden yargılanmaları’ ve amma, darbecilerin, o anayasayı uygulamadan bütünüyle kaldırmaları idi.. Ki, -başarısız-21 Şubat 1962’ ve ‘21 Mayıs 1963’ askerî darbe teşebbüslerinin lideri Harbokulu Kom. Alb. Tal’at Aydemir’in, kurşuna dizilmeden önce, ’talihin garib cilvesine bakınız ki, Giresun’da, halkın göğsünde sigara söndürerek zorla kabul ettirdiğim bir Anayasa’yı ihlalden dolayı idâm ediliyorum..’ demesi bu traji-komikliği çok güzel açıklar..

Hele, kendilerine şüphe ile bakılan, -236’sı general olmak üzere- 8 bin subayın, 27 Mayıs’tan 1 ay kadar sonra, bir gecede, TSK’dan atılması, ihtilalci düşünceyi TSK’da sürekli kılmakta ayrı bir rol oynayacaktı.. (Ki, ‘EMİNSU / Emekli İnkılab Subayları’ denilen bu kitle, haklarını almak için yıllarca ve boşuna uğraşıp durdulardı..) TSK’nın aslî çekirdeği, bugüne kadar da, yazık ki, o ihtilalci ayıklamaların mantığına uygun şekilde bir kadrolaşma geleneği oluşturmuştur.. Bunca darbelerde onca cinayetler, zulümler işlenmesine rağmen, hiçbirisinin hesaba çekilemeyişinin temelinde de, o kuruma demir atan bu gelenek etkili olmuştur..

O ihtilalin sonrasında, ‘Hazine, Menderes ve arkadaşlarınca soyulup, tam-takır hâle getirilmişti..’ diyerek, halkın yüzük ve alyanslarını Hazine’ye bağışlamaları için ülke çapında yürütülen kampanyalarda toplanan dev meblağların sonrakimler eliyle ve nasıl yağmalandığı’nın faciası ise, şimdilerde, yeni yeni hatırlanmakta..

Bütün bu zulüm uygulamalarını halkın kabullenmesinde, elbette, 600 küsur yıl süren kesintisiz bir saltanatın bizim kültürümüzde, hattâ bir inanç temeli gibi yer etmiş olmasının rolü de görmezlikten gelinemez.. İnsanlarımızın derunlarında oluşan ‘Devlet-i ebed müddet..(sonsuza kadara yaşayacak olan devlet) anlayışını, bir inancın bir cüz’ü, parçası halinde gösteren devlet mekanizması çökünce, yeni rejimin başına oturtulanlar da, psikolojik çöküntü içindeki kitlelere kendilerini ‘kurtarıcı’ olarak göstermek kurnazlığından istifade edeceklerdi, tabiatiyle.. Ki, 80 küsur yıldır seyrettiğimiz tablo da budur! Ve ‘kurtarıcı’lardan bunun için kurtulamıyoruz, bir türlü!

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.