Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  

İslam Ortak Pazarı kurulmasının gerekliliği

Pazartesi, 03 Ekim 2005 - (12:59)

Facebook da paylaş

İslam ülkeleri ekonomik yoksulluktan kurtulabilmek, çok boyutlu bilimsel ve teknolojik kalkınmayı sağlayabilmek, uluslararası yeni ekonomik düzende etkin varlık sürdürebilmek, gizli insani ve ekonomik kabiliyetler ve yeteneklerini canlandırıp, harekete geçirebilmek için mutlaka birleşip, bütünleşmelidirler.

Yazar: Feriydun Mehdevi Mehr (İran ticaret bakanlığının idare işleri danışmanı)

Çeviren: Seyyid Ali Kaimmakami

İslam ortak pazarını kurma gereği; Dünya Ekonomik düzenine katılmanın ön şartıdır. İnsanın toplumsal yönelişi'nin kaderi dikkate alındığında; İnsan toplumu'nun çeşitli ihtiyaçlarını en iyi bir şekilde karşılayıp, temin etmek ve de insan kaynaklı olan veya olmayan tehditlere karşı savunma gücünü arttırmak için güç birliği yapma ihtiyacı tartışılmaz en mantıklı olaydır. Fakat bir hatırlatma maksadıyla şunu söyleyebiliriz ki; Uluslararası alanda ve çevremizdeki ekonomik, siyasi, toplumsal, kültürel, ticari ve güvenlik boyutlu gelişmelerde bakarsak;devletler ve milletlerarası geniş çaplı işbirliği ve dayanışma süreçlerine tanık oluruz.

Elbette bu ittifakların bir kısmı menfi ve beşeri toplum'a dert ve acı veren işbirliği süreci ve ittifaklar olduğu halde ibret verici olgulardır. Çünkü bu ittifaklar hayatın sorunlarına galebe çalma konusunda güç birliğinin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.

Elbette bazı ittifak ve güç birliği süreci, batıl saikler, aşağılık ve şeytani hedef ve amaçları gerçekleştirme doğrultusunda oluşturulmuştur. İslam inkılabı'nın zaferinden sonra İran İslam Cumhuriyeti, uluslararası müstekbir ve emperyalist güçlerin zulmüne karşı hak yolunda direnmek amacıyla İslam ve musta'zaf milletler birliği ve ittifakı anlayışını tebliğ etti. İran'ın İslami anayasası ve rehberliği de bu süreç'e açık bir onay verdi.

İran İslam cumhuriyetinin genel stratejisi uyarınca İran'ın hukuki; ekonomik, siyasi ve askeri yapılanması, İslam ve dünya mustaz'afları ittifakını gerçekleştirmeye yönelik olmalıdır.

İmam Humeyni'nin Hattı hareketinin liberal ve din dışı hattı hareketlerden ayrıştırılmasından sonra, söz konusu çok boyutlu strateji gündeme geldi. Fakat siyasi boyut dışında maalesef hiç bir yapılanma özellikle dünya müstekbirliğine karşı mücadele alanında ekonomik bir yapılanma ve organizasyon oluşturulamadı. Bu yüzden İran ve İslam dünyasındaki yöneticilerle düşünür ve alimler bu evrensel organizasyon'un gerçekleştirilmemesinin sebeplerini ve yolu başındaki engelleri tespit edip, bütün sivil ve devlet güçlerini seferber edip, İslam ve Müslümanlar birliği ve dayanışmasını oluşturmalıdırlar.

İran İslam cumhuriyetinin yöneticileri ve bilginleri bu genel strateji doğrultusunda İran'ın niçin İslam ve dünya mustaz'aflar birliğini oluşturma stratejisini çeşitli boyutlardan sağlayamadığının nedenleri, eksiklikleri, ilgili imkan ve potansiyelleri inceleyip değerlendirmeleri, yenilgiye uğrayan eski politikaları gözden geçirip, yeni politikalar üretmelidir. Burada tartışmaya açtığımız “İslam Ortak Pazar”ını kurma da öncü olan İran'ın bu projeyi başarılı bir şekilde yürütebilmek için eski tecrübelerde kullanılmalı, bütün sivil toplum örgütleri, bilginler alim ve düşünürler hareket'e geçirilmeli, İslam Ortak Pazar (İOP)ını kurma projesinin yenilgiye uğraması ihtimalini azaltmalıdırlar.

Gerçek şu ki; Ekonomik bağımlılık en köklü ve algılanabilir bağımlılık olup musta'zaf milletleri çok boyutlu bir şekilde esir almış bulunuyor. Nitekim ekonomik bağımlılık süreci, musta'zaf milletlerin toplumsal hayatını, toplumsal ve kültürel ilişkilerini de olumsuz yönde etkileyip, gölgelemektedir.

Müstekbir ve emperyalist güçlerin egemenliği altındaki ülkelerde güçlü ve modern iktisadi teşekküller oluşturulduğu, bu teşekküller aracılığıyla musta'zaf milletlere ekonomik bağımlılık ve gelişmemişlik dayatıldığı, mustaz'af milletlerin insan gücü ve milli servetleri sömürüldüğü gerçeğinden hareketle mustaz'af milletlerarası ittifak, özellikle İslam ülkeleri ortak pazarını oluşturma projesini hazırlayıp, yürürlüğe koymanın kaçınılmaz olduğu söylenebilir. Çünkü İslam ortak pazarının kurulmasıyla ancak ekonomik faktörler olan “insan gücü, sermaye, zengin yeraltı ve yer yüzü kaynaklar, yönetim gücü” en verimli bir şekilde kullanılabilir ve İslam dünyası yüksek büyüme ve kalkınma seviyesine ulaşabilir. Halbuki günümüz şartlarında yaşanan tefrika'dan dolayı, zengin insan gücü ve maddi imkanlara sahip İslam ülkeleri çeşitli ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel sorunlarla karşı karşıya gelip üstelik müstekbir güçlerce sömürülüp, geri bırakılmaktadırlar.

Üçüncü dünya ülkelerinin kalbinde eşsiz ve yüksek bir güç ve potansiyel'e sahip olan İslam dünyası veya Müslüman milletler varlık sürdürüyor. Fakat insan gücüyle maddi ve manevi güç açısından en zengin bölgeler sayılan İslam dünyasına mensup ülkeler, uluslararası sultacı ve sömürgeci güçlerin hegemonyası altında tutuluyorlar. İslam dünyası on yıllardan beri;maskeli ve maskesiz işbirlikçi güçlerin yardımıyla köleleştirilip, sömürülmektedirler.

Müslümanlar hatta müstekbir güçlerin doğrudan veya dolaylı müdahaleleri ve dayatmalarına maruz kalıp, kendi kendilerine yabancılaşıp, tanınmaz hale gelmiş bulunuyorlar. Nitekim öz'üne yabancı olan Müslüman milletler ve yöneticiler, yağmacı ülkelerin sömürgeci eylem ve politikalarına itiraz etme hakkını bile kendi kendilerine tanımamakta ve de teslimiyeti göğüslemektedirler.

Bu acılı durumun asıl nedeni kültürel yabancılaşma, zihin kirlenmesi, bazı İslam ülkeleri yöneticilerinin satılmışlığı, Müslümanlar ve İslam ülkeleri arasında yaşanan siyasi, ekonomik ve mezhepsel çatışma ve tefrikalardır.

İran'da İslami uyanış sonucu İslam inkılabının zafere kavuşmasından hemen sonra gündem'e gelen genel “Ekonomik Birlik” veya “İslam Ortak Pazarı Projesi” (İOPP); İran ve İslam dünyasıyla Türkiye toplumunda özellikle Müslüman kitleler, ilim ve üniversite çevreleriyle siyasi çevreler arasında büyük bir alıcı buldu.

Bu makalenin yazılmasından amaç;İslam ortak pazarı projesini tanıtmak ve de bilimsel kıstaslar üzerine bu proje'yi yürütme ilkelerini tespit edip, İslam camiasına sunmaktır. Nitekim bu makale'nin ana tartışma konuları şunlardan ibarettir:

1- İslam ülkelerinin ekonomik durumu ve yapısı.

2- İslam ülkelerinin ekonomik işbirliğinin ekonomik kalkınma ve gelişmedeki rolü

3- İslam ekonomik birlik ve ortak pazarın anlamı.

4- İslam ekonomik ittifak veya ortak Pazar'ın oluşturulmasını engelleyen sorun ve etkenler

5- İslam ortak Pazar'ın oluşturulması için öneri paketinin sunulması. .

Şimdi bu 5 olayın ayrıntılarını izah etmeye çalışacağız

1- İslam ülkelerinin ekonomik durumu ve yapısı:

Günümüzdeki kitle iletişim araçlarının geliştirilmiş olması, bilgi işlem ve haberleşme ağının yaygınlaşmış olması, sosyo-ekonomik bilgilerin anında iletilip yayınlanması;İslam ülkelerinin yürütme gücünü elinde bulunduranlarla yöneticiler ve planlamacıları özellikle ticaret bakanlıkları için büyük fırsatlar doğmuş bulunuyor.

İslam ülkelerinin genel iç ve dış ekonomik politikaları ve ilişkilerini düzenlemekten sorumlu olan ticaret ve iktisat işleri bakanlıkları İslam ülkeleri ekonomik ve bilgi işlem sürecini en verimli bir şekilde değerlendirerek İslam ülkelerini ekonomik yönden bütünleştirip, Müslüman milletleri dünya ekonomisi ve ticareti düzenine etkin bir şekilde katılmaya hazırlayabilirler.

Son on yılda ekonomik globalleşme olgusunun gündem'e gelmiş olması istisnasız bütün ülkelerin toplumsal ve siyasi hayatını derinden etkilemekte ve bütün toplumların sosyo- ekonomik organ ve kurumlarında dönüşümler yaratmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin globalleşme sürecini kendi çıkar ve menfaatlerine uygun bir şekilde yönlendirmeye çalışmaları, bir taraftan geleneksel ve muhafazakar düzenlerin ekonomik globalleşme sürecinde değişim ve reformlar yapma zorunda kalmaları;gelişmekte olan yoksul ve güçsüz ülkelerle Milletleri derinden endişelendirmektedir.

Çünkü baş döndürücü bir hızla yoluna devam eden globalleşme süreci sonucu;gelişmekte olan ülkeler tahmin edilemeyen değişim ve dönüşümler karşısında bütün sermaye birikimlerini ve ekonomik gelişme fırsatlarını kaybedebilirler.

Böyle bir kritik şartlarda ekonomik globalleşme sürecini etkileyip, yönlendiren ülkeler doğal olarak bu değişimler sonucu daha az bir zarar ve kayba uğrayacaklardır. Söz konusu gelişmiş ülkeler hatta, uluslararası ekonomik düzenin geleceğini tahmin edip ona uygun planlı faaliyetler yapıp, hazır bekleyebilirler.

Günümüz evrensel ekonomik düzenin ulaştığı merhalede, Milletler bu everensel süreci etkileyip yönlendirebilmek için ortak sosyo - ekonomik projeler geliştirip, paktlar kurmalıdırlar. Çünkü çeşitli ülkeler ve milletler, birleşik güç oluşturmak yoluyla uluslararası karar mercii ve odaklarına katılıp, yönetim ve denetim inisiyatifine katkıda bulunabilirler.

Bu yüzden gelişmekte olan veya yoksul ülkeler, özellikle İslam ülkeleri ve milletleri geleneksel ekonomik düzenden modern ekonomik düzene geçişte hürriyet, bağımsızlık, insani izzet ve şereflerini koruyup geliştirebilmek;evrensel siyasi, ekonomik ve toplumsal düzende karar alma ve inisiyatiflerini kullanma hakkına sahip olabilmek için bölgesel işbirliğini geliştirecek kültürel birlik temellerinde bölgesel ittifaklar kurma zorundadırlar.

Nitekim gelişmiş ve yüksek bilim ve teknoloji sahibi ülkeler bile yeni ekonomik dünya düzeninde etkin bir faaliyet yapabilmek ve kendi tekelci menfaat ve Rantlarını sağlayıp, korumak için bölgesel ittifaklar kurup ikili veya çok boyutlu işbirliği sürecini geliştiriyorlar. Söz konusu ülkeler hatta bununla da yetinmeyip, çevredeki ekonomik bloklarla da işbirliği ve ortaklık sürecini geliştiriyor ve de bu yoldan uluslararası yeni ekonomik düzendeki güçlerini ve karar alma mekanizmasını takviye etmeye özen gösteriyorlar. Bunun en bariz örneği kültürel, coğrafik, siyasi ve ekonomik boyutlu Avrupa birliği adlı bir bloktur. Nitekim AB üyesi ülkeler uluslararası alanda etkin bir varlık sürdürmek için Avrupa kıtası ülkeler bloğunu oluşturup, geliştirmeye çalışıyorlar.

“A-SE-AN” , “NAFTA” , “SARK” , “DAKO” ve diğer bölgesel ekonomik ittifaklarda söz konusu ana hedefler üzerine kuruldular.

İslam ülkeleri özde zengin ve güçlü ekonomik faktörlere sahip oldukları halde yüksek teknoloji üretmedikleri için gelişmekte olan ülkeler listesinde yer alıyorlar.

İslam ülkeleri ekonomik yoksulluktan kurtulabilmek, çok boyutlu bilimsel ve teknolojik kalkınmayı sağlayabilmek, uluslararası yeni ekonomik düzende etkin varlık sürdürebilmek, gizli insani ve ekonomik kabiliyetler ve yeteneklerini canlandırıp, harekete geçirebilmek için mutlaka birleşip, bütünleşmelidirler.

İslam ülkeleri ve Müslüman Milletler ortak tarihi ve kültürel değerlere, ortak zengin enerji yatakları ve rezervlerine, benzer geçim ve refah şartlarına sahip oldukları için bu ortak veya benzer şart ve faktörler İslam ülkelerinin bütünleşme sürecini garanti eder.

Müslüman milletler gerçi dünya ticaretinin %8lik bölümünü inisiyatiflerinde bulunduruyorlar, fakat günümüze kadar ekonomik bir Blok kurmaya yanaşmamış bulunuyorlar. Nitekim 1999 yılındaki istatistiki verilere göre İslam ülkeleri'nin komşu ülkeleriyle yaptıkları ticaret hacmi, sadece %10 oranındaydı. Başka bir deyişle Müslüman milletlerin ekonomik ihtiyaçlarının %90'lık bölümü gayrı Müslüman ülkelerle yapılan ticaret sonucu temin edilmiştir. İslam ülkelerinin Müslüman milletlerle ticaret hacminin yüksek olmaması sonucu, Müslüman milletlerin bölgesel ekonomik işbirliği zayıflamıştır.

İslam ülkeleri gerçi “İslam konferansı teşkilatı”, “Fars körfezi işbirliği konseyi” , “Bölgesel Ekonomik İşbirliği Örgütü” (EKO) ve son olarak “D-8” grubu gibi önemli ve etkin teşekküller oluşturmuş bulunuyorlar. Fakat İslam ülkelerinin ekonomik, ticari, teknolojik, sanayi, hizmetler, turizm alanındaki bilgi eksikliğinden dolayı İslam ülkelerinin ekonomik ve sanayi sektöründeki işbirliği süreci sınırlı kalmıştır.

İslam ülkeleri Ekvator kuşağının Batı boylamındaki 20. derecede, Doğu boylamındaki 140. derece, Güney enleminin 10. derecesiyle Kuzey enleminin 50. derecesi arasında bulunup, fosil ve hidrokarbür enerji kaynaklarıyla, madenler ve zirai mahsullerle ilgili sanayi sektörü açısından zengin topraklardır. Dünya petrol rezervlerinin 3/1'den fazlası ve doğal birikimlerinin %70'ı İslam ülkelerinde bulunuyor.

Dünya fosfat rezervlerinin %3/8, uranyum birikiminin %15, krom rezervlerinin %12 İslam ülkelerinde bulunuyor. Diğer tabii kaynakların örneğin demir, taş kömür, bakır, kurşun, kobalt, inşaat taşları, potas, bromit, mika, çinko, laterit İslam ülkelerinde bol miktarda bulunur. ziraiyi mahsuller üretimi konusunda da İslam ülkeleri zengin sayılır. Nitekim, hurma, üzüm, pirinç, keten, buğday, badem ve diğer ziraiyi mahsulleri İslam ülkelerinde üretilir. Fakat İslam ülkeleri zengin ve verimli ekonomik faktörler;ham maddeleri ve yüksek nitelikli insan gücüne sahip olduğu halde bilinçsizliğin egemen olması, ülkelerin bir biri'nin potansiyelinden habersiz olması sonucu İslam ülkelerindeki ekonomik, ticari ve teknolojik işbirliği düşük seviyede kalmıştır.

İslam ülkeleri yönetici ve düşünürlerinin İslam ülkelerinin yüksek potansiyel ve kabiliyetleriyle aşina olmaları sonucu, ikili çok taraflı ve blok işbirliği saikleri ve kapasitesi yükselişe geçip gelişecektir.

İslam ülkeleri arasındaki dini ve ideolojik birlik seviyesi, İslam ülkeleri arasındaki ekonomik işbirliği sürecinin gelişmesiyle birlikte güçlü ekonomik bir blok'a da dönüşecektir.

İslam ortak pazarı teorisi ve doktrinsel yaklaşımı son yıllarda bir çok taraftar bulmuştur. Nitekim İslam konferansı teşkilatına üye ülkelerin Tahrandaki 7. zirve toplantısında;İslam ortak pazarı kurma önergesi bir ilke olarak kabul edilip, onaylanmıştır. Katardaki 9. İslam konferansı teşkilatının karar bildirisinde de; İslam ortak pazarı'nın kurulması tasarısının acilen incelenip, yapılandırılması gerektiği kaydedildi.

Böyle bir stratejik doktrin'in gerçekleştirilmesi halinde, Cihanşümul ve evrensel İslam öğretileri çok boyutlu bir şekilde canlı varlığını ortaya koyup;uluslararası ekonomik süreçte Müslümanların gerçek haklarını ihya ve geliştirmedeki eşsiz gücünü gözler önüne serer.

İslam ortak pazarı'nın var olması, Müslümanların uluslararası kanun ve hukuk düzenini yeniden düzenleme, uluslararası ekonomik faaliyetleri yeniden ve adilane bir şekilde yapılandırma şartlarını sağlar. İslam ortak pazarının oluşmasıyla birlikte gayrı Müslim ülkelerin İslam ülkelerinin siyasi, sosyo-ekonomik ve kültürel etkinlik ve müdahalelerini de azaltıp, batı dünyasının Müslüman milletlerin servet ve zenginliklerini zimmete geçirip yağmalama emelleri doğrultusunda telkin ettikleri zehirli düşünce biçimlerini de etkisiz hale getirir.

Bu yüce ve ulvi hedefi gerçekleştirebilmek için daha önce de değinildiği gibi İslam ülkelerindeki yöneticilerin, yetkililerin, planlamacıların, bilim adamlarının, sanayicilerin, yatırımcıların, üreticilerin, tüccarların İslam ülkelerinin çok boyutlu ekonomik faktörlerini tespit edip, harekete geçmeleri ve de yakın işbirliğine girişimleri gerekir.

“İslam ülkelerinin güçlü ve birleşik ekonomik blok oluşturmaları iç ticaret hacmini arttırmaları halinde büyük ve etkin bir süper güç'e dönüşebilecekleri, uluslararası alandaki gelişmeleri etkileyip, sevk ve idare edebilecekleri, evrensel ekonomik faaliyetleri kendi değer ölçülerine uygun olarak sevk ve idare edebilecekleri söylemi” Mantıki, belgesel ve gerçekçi bir söylem ve ifade biçimidir.

Nitekim yapılan bilimsel araştırmalara göre;İslam ülkelerinin her biri büyük toplumsal, ekonomik ve yetenekli insan gücüne sahiptir. Eğer bu etkin ve çok boyutlu kabiliyetle yetenekler ve de yüksek potansiyeller tespit edilip, harekete geçilirse, İslam ülkeleri arasındaki ilişkiler ve işbirliği süreci bu temel potansiyeller üzerine geliştirilirse, İslam alemi gerçek gücüne ulaşıp, uluslararası karar mekanizmasını derinden etkileyip, yönlendirme inisiyatifini ele geçirecektir. Fakat unutulmaması gereken şey şudur ki;geniş kapasiteli gelişmiş ve engin İslam ortak pazarını kısa sürede ve yeni bir ekonomik doktrin ve düzeni oluşturup, yapılandırmaksızın kurmak imkansızdır. Çünkü bir çok sorun ve engelleyici faktör böyle bir gelişmiş İslam ortak pazarını kurma sürecini engelliyor. İleriki bölümlerde bu engelliyici faktörleri izah edeceğiz.

2) Genel olarak İslam alemi çeşitli boyutlar üzerine kendi dost ve yandaşlarıyla birleşme ihtiyacını duymaktadır.

“Birleşik İslam Pazarı”nı kurma gereksinimleri şunlardan ibarettir:

2-1) Müslüman milletler ister Şii ister Sünni olsun yek vücut bir varlık olarak dünya'ya egemen süper ekonomik güç ve kutupların sultasından kurtulabilmek için her şey'den önce “İslam alemi” olarak kendi güç ve potansiyellerini seferber edip, harekete geçirmelidir. Müslümanlar bu yoldan sultacı ve emperyalist güçlerin nüfuz ve hegomanik saldırıları karşısında geçilmez bir set çekmelidirler. İslam ülkelerinin görünen ve görünmeyen yüksek potansiyeli bir taraftan; gelişmiş ve sanayilileşmiş ülkelerin İslam ülkelerinin hammaddesi ve pazarına açılma ihtiyaçları diğer taraftan İslam ortak pazarının kurulmasını kaçınılmaz kılıyor. Çünkü gelişmekte olan İslam ülkelerinin ekonomik düzenleri ancak güç birliği sonucu hızlı ve dengeli bir gelişme sürecine girebilir.

2-2) İslam ülkelerinin her birinde farklı enerji ve üretim kaynaklarının bulunması gerçeğinden hareketle;söz konusu ülkelerin ekonomik birlik oluşturmaları halinde bütün alanlarda potansiyellerini harekete geçirip, tek başına ve de toplu halde çok boyutlu kalkınma, büyüme ve gelişme sürecini tamamlayabilecekleri söylenebilir.

2-3) Gelişmekte olan ülkelerin benzer mallar üretmeleri pazarlık gücünü azaltıyor. Çünkü İslam ülkeleri arasındaki sağlıksız rekabet ham maddelerin ucuz fiyatla ihraç edilmesine sebep oluyor. Bu yüzden gelişmekte olan ülkeler özellikle İslam ülkeleri hammadde üreticisi ülkeler oldukları için birleşik ekonomik işbirliği bloku kurulursa, mal ihracatı ve fiyatını adaletli bir şekilde belirleme hakkı ve kabiliyetini elde edip, pazarlık gücünü arttırabilir ve ham maddelerini ucuza kaptırma gibi sömürü düzeninden kurtulabilirler. İşte İslam ortak pazarı hem İslam ülkeleri hem de kalkınmakta olan diğer ülkelerin milli servetini adilane bir şekilde ihraç etme ve kullanma şartlarını sağlayıp, Müslüman milletlerin gelir ve refah düzeyini arttırabilir.

2-4) İslam ülkelerinin ekonomik işbirliğini kaçınılmaz kılan diğer bir mesele; Müslüman milletlerin hızlı kalkınma ve büyüme sürecine olan ihtiyaçlarıdır.

Gerçek şu ki; İslam ülkeleri sanayi ve tarım sektörüyle diğer ekonomik alanlarda gelişmiş ülkelere kıyasla bir kaç on yıl geri bırakılmış bulunuyorlar.

Bu yüzden İslam ülkeleri, gelişmiş ve yüksek teknoloji sahibi “Birinci dünya ülkeleri” karşısında nispi olarak dengeli ve daha yüksek bir büyüme ve kalkınma sürecini başlatıp, yükselişe geçmelidirler. Fakat İslam ülkelerin tekil ve münferit bir şekilde hareket etmeleri, bu sorunların söz konusu ülkelerin yapısal eksikliklerle diğer yetersizliklerinden kaynaklanmış olması sonuçu;İslam ülkeleri ayrı ayrı yüksek ekonomik büyüme sürecini gerçekleştirmezler. Fakat çok boyutlu ekonomik bütünleşme ve ortaklık İslam ülkelerinin yapısal sorunlarını bir ölçüde giderip, eksikliklerini kalkınma süreci doğrultusunda tamamlayabilir.

2-5) Unutulmaması gereken önemli bir nokta da, ekonomik birliklerin yaratıp geliştirdikleri yüksek siyasi potansiyel ve etkileyici unsurlardır. İslam ülkeleri zaman zaman mal ve hizmetler piyasasındaki eksiklikleri ve ekonomik düzenlerindeki yetersizliklerinden dolayı yabancı güçlerin siyasi amaçlı dayatmalarını kabullenme zorunda kalıyorlar. Şüphesiz ekonomik birlik ve blok oluşturma sonucu bu dayatmalar ve sömürü mekanizmaların çoğu ortadan kalkacaktır.

2-6) İslam ülkelerindeki arz ve talep faktörünü verimli bir şekilde kullanma büyük önem taşımaktadır. İslam ülkelerinin ekonomik birlikler ve ortak pazarı kurup geliştirmeleri halinde; “Arz-Talep süreciyle ekonomik Üretim-Tüketim ve Hizmetler sektör”ü hegomanik uluslararası ekonomik düzen ve Pazar'dan bir ölçüde ayrılıp, İslam ülkeleri nispi bağımsız iç Pazar birlikleri oluşur.

2-7) İslam ülkeleri birleşik blok'unun oluşmasıyla ulusal ekonomik düzenler bütünleşip, ülkelerin iç ve İslam milletleri arası ekonomik istikrar ve büyüme daha dengeli ve gelişken bir hale gelip, uluslararası pazarlardaki dengesizlik ve dalgalanmalardan uzak kalır. Bu ilaveten İslami ortak Pazar ve ekonomik birlik, Müslüman ülkeler arası mal ve hizmetlerin arz ve talep fiyatlarını da dengeli bir şekilde belirleyip, düzenler.

2-8) İslam ülkeleri, yüksek oranlı açlık ve gizli işsizlikten dolayı çile çekiyor.

Bu yüzden İslam ülkeleri ortak pazarının kurulması halinde insan gücü'nün niteliği artar. İstihdam sahası nicel ve nitel açıdan gelişir. Nitekim işgücü yetiştirilerek, ekonomik faaliyetler verimli hale gelir. İslam ortak pazarı bu özellikleriyle birlikte üye ülkeler arası iş gücü transferini temin ettiği gibi insan gücünün sanayi, tarım ve hizmetler sektöründeki potansiyelinin yapıcı ve yeni sektörel planlar doğrultusunda gelişmesini, verimli bir potansiyel güce dönüşmesini ve kullanılmasını da sağlar.

Böyle bir istihdam politikası, İslam ülkelerindeki iş gücünün kalite ve nitelik durumunu da düzeltip, geliştirir.

2-9) İstisnasız bütün ülkelerin, özellikle kalkınmakta olan ülkelerin ve de İslam ülkelerinin temel ekonomik ihtiyaçlarından biri uygun bir yatırım finansmanını temin etmektir. İslam ülkeleri hızlı ekonomik kalkınma ve büyüme sürecine ulaşmak için bölgesel yatırım finansman kaynaklarını seferber etmelidirler.

Kalkınmaya dönek yapılacak yatırım finansmanlarını temin ederek en verimli ve kısa yol, İslam ülkeleri ortak pazarını kurmaktır.

2-10) İslam ülkelerinin kişi başına ve milli gelir seviyesi çok düşüktür. Aslında düşük gelir seviyesi, İslam ülkelerinin temel özelliği sayılıyor. Fakat bölgesel işbirliğinin gelişmesi halinde bölgesel ekonomik ve teknolojik imkanlar seferber edilip, İslam ülkelerinin kişi başına ve Milli gelirinin artması şartları sağlandığı gibi bu ülkelerin milli servet satışı sayılan hammadde ihracatına bağlı gelir elde etme süreci de azalır. Nitekim kişi başına veya milli gelir seviyesi yüksek bazı İslam ülkelerinin söz konusu gelir kaynakları;milli sanayi ve tarımsal ürünlerin ihracatı değil bir veya iki hammadde İhracatı sonucu elde edilir.

Bu gerçek açıkça Orta Doğu petrol zengini ülkelerde açıkça görülmektedir.

2-11) Pazarlama ve arz- talep sorunları mallarının İhracatıyla ilgili sorun ve engelleri giderebilmek için bölgesel işbirliği ve serbest pazar kurma süreci kaçınılmazdır.

Bu ekonomik ve ticari işbirliğiyle ilgili sorunlar bölgesel güç ve imkanların ve bilimsel yönetim metotlarının uygulanmasıyla daha iyi çözümlenme şansı bulur. İslam ülkelerinin çoğu, genellikle dünya piyasalarında talebi düşük hammadde ve tarımsal ürünleri arz ve ihraç ediyorlar. Bu yüzden söz konusu hammaddeleriyle zirai mahsullerin endüstriyel mal ve artı değeri işlenmiş mamul olarak ihraç edilmesi zarureti doğmuş bulunuyor.

İslam ülkeleriyle gelişmekte olan ülkelerin ihraç malları fiyatındaki istikrarsızlık ve bu ülke Mallarının fiyat belirlemesi sürecinin gelişmiş ülkelerin mali ve parasal politikalarına veya uluslararası mali ve pazar kuruluşların politikalarına bağlı bulunması, genelde gelişmiş ve özelde İslam ülkelerinin ihracat olayını büyük zorluklarla karşı karşıya getirmektedir. Fakat bölgesel işbirliği ve ortak Pazar oluşturma süreci, bu sorunları çözümlemeye büyük katkı sağlayabilir.

İslam ülkeleri ihracatıyla ilgili sorunlardan biri de, talep ve pazar kapasitesinden dolayı çeşitli ihraç malları sayısının azalmasıdır. Talep kapasitesinin daralması, alım gücünün düşük olması sonuçu, daha az sayıdaki işgücü üretim sektöründe çalışabilir. Buna bağlı olarak çeşitli imkanları kullanmakta devre dışı bırakılır. Bu ekonomik kriz ve durgunluk sonucu;ilgili ülke'nin üretim sektör'ü tamamen iflas eder. Üretim sektörünün iflas etmesiyle birlikte işçi ve ekinci kesim iş siz kalır ve geçimini sağlamak amacıyla sağlıksız ticari ve hizmetler sektörüne akın eder. Bu yüzden ekonomik durgunluğu engellemek için sanayi ve tarımsal alanda yeni ve gelişmiş endüstriyel üretim sistemi geliştirilmelidir. Şüphesiz bu kalkınma ve büyüme süreci de uluslararası veya bölgesel ekonomik birlikler kurup, geliştirmekle mümkün olur.

2-12) Ekonomik birlik veya ortak pazarı kurma, özellikle İslam ülkeleri arasında ekonomik bütünleşme sağlama, Müslüman milletlerin sosyal güvenlik ve refah düzeyini arttıracağı gibi, ekonomik kapasite ve verimliliğin yükselmesine, üretim'e dönük yatırım yapma saiklerinin takviye edilmesine de sebep olur. Böyle bir ekonomik ve ticari süreç, en yüksel ekonomik hedeflerden sayılır.

2-13) Ekonomik birlik ve bütünleşme süreciyle doğrudan bağlantılı olan başka bir faktör;Arz-Talep piyasasıyla hizmetler sektörünün sağlıklı bir şekilde genişleyip, gelişmesidir. İslam ülkelerindeki arz-talep piyasası'nın dar olduğu göz önünde bulundurulursa, bu piyasa'yı genişletme hedefi;İslam ülkelerinin ekonomik birlik ve bütünleşme saikini takviye edebilir.

Böyle bir yöneliş ve stratejik çalışma, gelişmekte olan ülkelerdeki benzer kalkınma yöntemleri de göz önünde bulundurulursa, ilgili ülkelerin milli üretim ve ticaret hacmini de arttırabilir. Arz ve talep pazarının genişlemesiyle birlikte, milli Pazar'ın dar olmasından dolayı ekonomik verimlilik ve kar'ı düşük olan yatırım projeleri de verimi yüksek karlı ve maliyeti düşük projelere dönüşür. Bunun üzerine hayat'a geçirilmeyen projelerle kurulup fakat faal olmayan veya tam kapasiteyle çalışmayan yatırım projeleri de aktivite kazanır.

2-14) İslam ülkelerinin sanayi ve zirai üretim mallarının dünya serbest piyasasında karşılaştıkları en önemli sorun, bu malların rekabet gücünden yoksun olmasıdır.

Bu rekabet gücünün olmamasından dolayı kurulacak bölgesel ekonomik birlik ve serbest pazarlar, İslam ülkelerinin arz ve talep gücünü, özetle rekabet gücünü arttırıp, geliştirir. Böylece İslam ülkelerinin imalat sanayisinde üretilen malların kalitesi arttırılarak dünya piyasasında rekabet edilebilir seviyeye ulaşırlar.

2-15) İslam ülkelerinin imalat sanayisindeki rekabet gücünün zayıf olması nedenlerinden biride;üretim birimlerinin küçük ölçekli olmasıdır. İslam ülkelerinin ekonomik bütünleşme ve ortaklıkları'nın gelişmesi halinde; her bir ülke'nin milli ekonomisinde özel bir sektörde faaliyet yapan küçük ve orta ölçekli üretim merkezleri, ekonomik blok üyesi diğer ülkelerin ilgili üretim birimleriyle birleşerek imalat sanayisindeki üretim mallarının nicel ve nitel özellikleriyle kalitesinin arttırıp, gelişmiş ülkelerin uluslar ötesi tekelci şirket ve holdinglerinin arz ettikleri üretim mallarıyla hizmetlere karşı rekabet etme gücüne ulaşırlar.

2-16) İslam ülkelerinin geri kalmasının bir sebebi de ekonomik ve sanayi yöntemi alanındaki zaaflar ve yetersizliklerdir. Fakat tartışma konumuzla ilişkili olan şey; bilgin, yetkin ve yetenekli yöneticilerin bulunması halinde bile üretim birimlerinin gelişmemiş olması ya da küçük ve orta ölçekli olmasından dolayı; bu bilge ve yetkin yöneticilerin verimli iş yapma şartları da bulunmamaktadır. Fakat ekonomik birlikler ve ya ortak pazarlar oluşturmakla geniş çaplı planları hazırlayıp yatırım projelerine dönüştürme, yeni buluş ve icatlarla yeni ekonomik getirilere ulaşma, ekonomik verimlilik ve kar seviyesini yükseltme mümkün olur.

2-17) Ekonomik birlik ve İslam ortak pazarını kurma;genel ve milli sermaye birikimini arttırıp, ekonomik yatırım ve imalat sanayi sektörünü genişletip, yüksek potansiyel'e ulaştırır. Böylece bölgesel ekonomik düzen de üretilen malların kalitesi ve miktarı arttırıldığı için bu mamullerin dünya piyasasındaki rekabet gücü de yükselir.

2-18) Sömürgesi ve sultacı güçlere bağlı çok uluslu ve ya uluslar ötesi şirketlerin;sermaye transferi, spekülatif faaliyetleri, fiyat belirleme ve transferi, mallara ambargo ve boykot politikaları gibi komplocu ve fitneci girişimleriyle mücadele edebilecek en güçlü ve etkin organizasyon; bölgesel ekonomik birlik ve ortak pazardır.

Çok uluslu şirketlerin varlık gerçeğinden hareketle, İslam ülkeleri coğrafyasındaki bölgesel ekonomik birlik ve ittifaklar oluşturmak kaçınılmaz bir zarurettir.

2-19) Ekonomik yatırım planlarının maliyetini düşürme, buna karşılık üretilen malların kalitesini ve miktarına arttırıp, arz gücünü yükseltmenin tek yolu, ekonomik birlikler veya İslam ortak pazarlarını kurmaktır. Başka bir değişle, bir üretim merkezini kurup, mamullerini iç ve dış piyasa'ya arz edebilmek için tahsis edilen ödeneklerin miktarı yüksek olabilir. Çünkü bir proje'nin benzer yatırım projeleriyle birleşmesi halinde bile bu harcamaların miktarı pek değişmez. Fakat ekonomik bütünleşme sonucu; yatırım projelerinin maliyeti en aza indiği gibi verimliliği de artar.

2-20) İslam ortak pazarı ve ya ekonomik birliği kurmanın bir diğer imtiyazı;İslam ülkelerindeki milli ekonomik müessessellerin yatay ve ya dikey sistem ile birleşip, bütünleşebilmesidir. Şöyle ki İslam ülkelerindeki ekonomik müessese ve iktisadi teşekküller;çeşitli nedenlerden ötürü, bu cümleden olarak sömürgeci güçlerin ihracat platformları oluşturmuş olmalarından dolayı diğer İslam ülkelerindeki milli iktisadi teşekküller ve kuruluşlarla karşılıklı irtibat ve işbirliğini geliştirememiş bulunuyorlar. Hatta uluslararası hegomanik güç odaklarının dayatmaları sonucu, İslam ülkelerindeki milli iktisadi teşekküllerin birliğiyle işbirliği yapması imkansız hale getirilmiştir. Fakat ekonomik coğrafyanın genişlemesi doğrultusunda kurulan ekonomik birlikler ve İslam ortak pazarı sonucu, söz konusu milli teşekküller bölgedeki benzer ve ya tamamlayıcı iktisadı teşekküllerle irtibat kurup, entegre ekonomik ve endüstriyel sistemi geliştirip, diğer tamamlayıcı yatırım projelerin halkasını oluşturup, ekonomik verimliliği artırabilirler.

3-) İslam Ortak Pazarı veya İslam İktisadi Birlik kurma amacı nedir?

Ekonomik birlik genel ve özel anlam ve iki farklı boyut taşır.

Genel anlamda ekonomik birlik; her türlü ticari ve diğer alanlardaki belirli engelleri bertaraf edecek her türlü ekonomik işbirliği paktıdır. Özel anlamda ekonomik birlik, gelişmiş ekonomik işbirliği paktıdır. İslam ortak pazarı ise gelişmiş ekonomik işbirliği ittifakı sayılıyor.

4-)İslam konferansı Teşkilatı üyesi ülkelerin her birinin kendine özgü coğrafik, kültürel, toplumsal, siyasi, ekonomik, ulaştırma ve ilişkiler biçimi ve özellikleri vardır. İlk bakışta bir çok İslam ülkesi, birbiriyle yakınlaşma, uyumlu hareket etme, ittifak kurma şartlarına sahip değillerdir.

4-2) Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları ülkelerin gelişmiş ülkelerin hammaddesini temin etme, işlenmiş ve dönüştürülmüş mamullerine Pazar olma gibi yapışıklık ve bağımlılıkları, İslam ortak pazarını kurmayı engelleyen büyük faktörlerden biridir.

4-3) İslam ülkelerinin çoğu, pek uzak olmayan geçmiş zamana kadar batı sömürgeci ülkelerin sömürgesidirler. Günümüzde de İslam ülkelerinin birbiriyle olan ticari ve ekonomik bağlantıları, bu sömürgeci sürecin mirasçısı olup, emperyalist batılı ülkelerin dayattıkları süreçten etkilenmiş bulunuyorlar. Bu ülkelerin üretim yapıları, birbiriyle işbirliği yapmayacak kader rekabetçi şartlara sahiptir. Daha açık bir ifadeyle, İslam ülkeleri işbirliğini geliştirmek isteseler bile, yüksek teknolojiyle üretilen malları üretme gücünden yoksun oldukları için; üretilecek çok sayıda teknolojik mal ve ürünü piyasalarına arz etmeleri söz konusu olamaz.

4-4) İslam ülkelerindeki yaygın yoksulluk, köylü nüfus sayısının yüksek olması, sanayi ve tarımsal sektördeki gelişmemişlik, yüksek teknolojinin tarım sektöründe kullanılmaması da; İslam ortak pazarının oluşması, Müslüman milletlerin birbiriyle ticaretini geliştirmesiyle arz ve talep dengesini engelleyen başka bir faktör sayılıyor. İşte bu önemli engelleyici faktör, bölgesel işbirliğinin geliştirilmesini engelliyor.

4-5) İslam ülkeleri, farklı ve çeşitli siyasi düzenlere sahibdirler.

Bu farklılık bazen İslam ülkeleri arasında derin ihtilaf ve çekişmelere bile sebep oluyor. Nitekim İslam ülkelerinde nispeten halkçı ve demokratik düzenden tutun, dikta ve askeri dikta rejimlerine kader her türlü ve çelişik iktidar biçimleri yönetimi eline tutuyor.

4-6) İslam ülkelerindeki yönetici ve hakim sınıfının İslam ve Müslüman halk kitlelerinin kaderine olan inanç ve bağlılık derecesi de bir birinden farklıdır. Bu faktör de İslam ülkeleri arasındaki anlaşma, dayanışma ve gönül birliğini engelleyen önemli bir etkendir. Çünkü siyasi düzenlerin mahiyeti ve yönelişi de; onların İslam ve halka ya da yabancı güçlerle işbirliği gibi faktörlere bağlılıklarını yansıtır.

İran İslam cumhuriyetiyle bir kaç İslam ülkesi dışında İslam dışı güç odaklarına bağlı olan iktidarlar ve yöneticiler takımı bir çok İslam ülkelerine egemen olmuş bulunuyorlar. Bu bağımlılık ve işbirlikçilik süreci, Müslüman milletlerin birbiriyle irtibat ve dayanışmasını engelleyen ciddi faktörlerdir.

4-7) Ekonomik açıdan da Müslüman milletlerin ortak ticari Pazar kurup, ekonomik birlik oluşturup, geliştirmeleri, çok karmaşık ve zor bir süreç sayılıyor. Bu nedenle böyle bir geniş ve gelişken bir pazarı kurmak zihni bir eğilim ve saik süreciyle gerçekleştirilmez. Örneğin bazı İslam ülkeleri açık ekonomik düzeni uygulayıp, tamamen serbest pazara sahip oldukları halde, bazı İslam ülkeleri de tamamen kapalı ve yönlendirilmiş ekonomik sisteme sahip olup, yüksek tarifeli ticari düzenle yönetilmektedirler. Buna ilaveten İslam ülkelerinin para politikaları ve banka sistemi de bir birinden farklıdır. Nitekim ilk bakışta, bu faktörlerden dolayı İslam ülkelerinin ekonomik ittifakı imkansız gözüküyor. Fakat unutulmaması gereken şey şudur ki;

Dünya'nın çeşitli bölgelerindeki ekonomik birlik ve ortak pazarlar kurulmadan önce ilgili ülkeler böyle bir karmaşık sorun ve engellerle karşı karşıya geldikleri halde nihayet küçük adımlarla harekete geçip bölgesel ekonomik bütünleşmeler ve ortak pazarlar kurup, geliştirmiş bulunuyorlar.

4-8) İslam ülkelerini bilimsel ve yüksek ihtisas gerektiren teknolojik mahsulleri üretmekten alıkoyan diğer etkin faktör, “yinelenmeyen hammadde ve enerji kaynaklarının” üretip, ihraç edilmesidir.

İslam ülkelerindeki devlet kurumlarında çalışan uzmanların hiç biri; “Milli servet satışının ekonomik etkileri” ile “İhracattan kaynaklanan gelir'in ekonomik etkilerini” birbirinden ayırt etmemektedirler.

Başka bir deyişle, mal üretiminde uzmanlaşmak için geniş çaplı bir arz ve mal satış pazarına olan ihtiyaç, bazı İslam ülkelerinde somut ve nesnel bir ihtiyaç'a dönüşmemiştir. İslam ülkelerinin bazısında iktidar olan yönetici takım kaybettikleri servet kaynaklarının(petrol, enerji, hammadde vesaire )gerçek artı değer ve maliyetini dikkate almadan kolayca milli servet ve kaynakları satışa çıkarıp, yabancı malları ithal ediyorlar.

Bu yüzden kurulacak İslam ortak pazarına üye ülkeler, etkin ve bütünleşmiş bir ekonomik sistem geliştirmek isterlerse;üretim sektörü için hayati önem taşıyan bu enerji kaynakları ve hammaddelerin ticaret sürecinde bilinçli ve etkin bir rol ifa etmeli, sanayilileşmiş ülkelerin borsalar yoluyla dayatmaya çalıştıkları ticari ayrıcalık ve yağma sürecini yavaş yavaş azaltıp, durdurmalıdırlar.

4-9) İslam ülkelerinin çoğu pazar yapısı, borsa, üretim kapasitesi ve hacmi, gelir düzeyi, tabii kaynaklar ve enerji birikimleri, mal üretimi, arz ve talep kapasitesi açısından büyük farklılık yaşıyorlar. Örneğin İslam ülkeleri arasında en yoksul veya en zengin ve geliri yüksek ülkeler bulunuyor. Bu yüzden İslam ülkelerinin farklı ve birbirinden çelişik ekonomik durumu, İslam ortak pazarının başarısını zorlaştırabilir. Buna bağlı olarak İslam ortak pazarının bütün İslam ülkeleri için sağlayacağı yapıcı etki ve ekonomik verimlilik ve kalkınma süreci eşit seviyede olmayabilir.

4-10) Bilimsel ve teknolojik zaaf ve kalkınmamışlıkta, İslam ortak pazarını engelleyen diğer bir önemli faktördür. Çünkü İslam ülkelerinin hiç biri, sanayilileşmiş ülkeler safında yer almıyor. İslam ülkelerindeki sanayilileşme ve endüstrileşme süreci; nicelik ve nitelik açısından ilkel bir hayat yaşıyor. Bu ülkelerdeki imalat sanayi sektörünce üretilen malların küçük bir kısmı iç talep ve ihtiyaçları karşılayabiliyor. Bu yüzden İslam ülkelerinin sanayilileşmiş ülkelere “üretilmiş tüketim mallarına, ara teknolojik mallara ve yatırım sermayesi sayılan ana ve ağır sanayi malları”na olan ihtiyaç ve bağımlılık oranı çok yüksektir.

Bu bağımlılık süreciyse kolayca ve hemen bertaraf edilecek cinsten değildir. Nitekim İslam ülkelerinin çoğu, zirai mahsullerine olan ihtiyaçlarının büyük bir kısmını İslami olmayan gelişmiş ülkelerden ithal ediyorlar. Bu yüzden İslam ortak pazarına üye ülkelerin, en az orta vade'de Avrupa ortak pazarı gibi bir pazar kurup, üretim teknolojilerini geliştirip, çeşitli sanayi ve diğer üretim ve hizmetler alanında ihtisaslaşmış bir arz ve talep sürecini başlatıp, ekonomik ihtiyaçları karşılamaları mümkün gözükmüyor. Bu nedenle İslam ortak pazarının kurulup geliştirilmesi halinde; sadece üye ülkeler arasında serbest ticaretin geliştirilmesi, zirai mahsullerle hammadde, petrol ve doğal gaz mübadelesinin yapılmasını beklemek yerinde olur.

4-11) İslam ülkelerinin en büyük ekonomik sorunu;mali ve tabii ve enerji kaynaklarının kıtlığı ve ya bulunmamasından kaynaklanmıyor.

Bu ülkelerin en önemli ekonomik sorunu;yetişkin, eğitimli ve yüksek ihtisas sahibi olmayan insan gücünün varlığından kaynaklanıyor. Bazı İslam ülkelerinde uzmanlaşmamış insan gücünün varlığından dolayı kalkınma ve büyüme plan ve projeleri akim kalıp veya uygulanamaz olmuştur.

Çünkü İslam ülkelerinin çoğu; araştırma-geliştirme projelerine, ilim ve teknik faaliyetlere, ekonomik ve yetkin insan gücü yetiştirme ve eğitime sürecine düşük miktarda bütçe tahsis etmektedir.

İslam ülkelerine egemen yüksek teknoloji ithalatını yapma anlayışı tadil edilmeli, İslam ortak pazarı çerçevesinde bilimsel ve teknik araştırma-geliştirme çalışmaları doğrultusunda sıkı bir işbirliği süreci başlatılıp, gereken ödenekler tahsis edilip, üye ülkelerin yüksek bilim ve teknolojik üretim yeterliliğine kavuşmaları sağlanmalıdır. Her hangi bir ülke'nin bilim ve teknolojik alandaki gelişmesi ve yükselmesi, tamamen bilimsel ve teknik “araştırma-geliştirme” sürecine bağlı olduğu için sanayilileşmiş ülkeler, bilimsel ve teknik faaliyetleri geliştirme projeleriyle yüksek teknolojileri kullanma ve transfer etme sürecini tekellerinde bulundurup, patent hakkını suiistimal etmektedirler. Nitekim gelişmiş ülkelerde araştırma-geliştirme imkanları, uzman insan gücü yetiştirme imkanları, nitelikli iş gücü yetiştirme ve eğitme imkanları, araştırma projelerine yüksek yatırım finansmanı tahsis etme imkanları, araştırma sürecini üretim sektörüne yönlendirmede etkin çalışma sürdürme imkanlarından dolayı istedikleri ekonomik hedefleri kolayca gerçekleştirebiliyorlar. Fakat bu bilimsel, yüksek ihtisas, sanayilileşme ve yetişkin insan gücü oluşturma süreci kalkınmakta olan özellikle İslam ülkeleri lehine sevk ve idare edilmeli, bu yoldan İslam ülkeleri de uluslararası ekonomik alanda dengeli bir sosyo-ekonomik gelişme ve büyüme sürecine ulaşmalıdırlar.

5) İslam ülkelerinin ticaret sektörünün İslam ortak pazarını kurma sürecine yapacakları katkının önemi ve etkileri:

5-1) İslam ülkelerinin ticaret sektörünün İslam pazarının kurulmasındaki etkin rolü ve önemi;

Ekonomik alanda, özellikle İslam ekonomik sisteminde sınırlı kaynakları verimli bir şekilde kullanarak birikimlerle çeşitli ihtiyaçlar arasında denge ve uyum sağlamak, İnsanın şan ve haysiyetine yakışır İstek ve gereksinimlere uygun bir şekilde cevap vermek için gerekli şartlar sağlanmalıdır. Başka bir değişle ekonomik planlamaları gerçekleştirebilmekten güdülen amaç;İnsan'ın temel ihtiyaçlarını en uygun ve verimli bir şekilde cevaplandıracak mantıki ve bilimsel çalışmaları planlayıp yürütmektir.

Ekonomik faaliyetin kapsamıysa çok geniş olup, ”üretim-tüketim” arz-talep, “ihracat ve ithalatı” içerir. Bu ihtiyaçları temin etmeninde özel bir önemi vardır.

Başka bir ifade'yle; her bir ülke ve toplumun ekonomik, mal ve hizmetlerin üretim miktarı ve niceliği, kalitesi ve niteliğini kapsayıp, ticaret sektörünce iç ve ya dış piyasada sergileyip arz edilerek tanıtılır. Her hangi bir ülke ve topluluğun ticaret sektörü, milli baz'da en iyi pazarlama ve tanıtım metotlarını kullanarak arz ve talep arasındaki denge'yi sağlar ve ekonomik gelişim'e katkı'da bulunur.

Beşeri topluma egemen siyasi ve ekonomik düzen üstünlük kazanma düzenidir. Eğer her hangi bir toplumun yöneticileriyle diğer halk kesimleri kendi ülkelerinin ticari, zirai, sanayi, teknolojik potansiyeli ve diğer ekonomik faktörlerinin uluslararası alandaki konum ve itibarından habersiz kalırlarsa uluslararası ekonomi ve ticaret alanında sürekli ve etkin varlık gösteremez ve inisiyatif hakkını kullanamazlar.

Günümüz uluslararası alandaki gelişmelerin yüksek hızından dolayı, pek az kimse bu gelişmelere çeki düzen verme ve ya ilgili tahminlerde bulunma gücüne sahip olabilir.

Böyle bir gelişken ve değişken dünya'da planlı hareket etmemek, çare yolları aramamak, büyük fırsatları kullanmamak; gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan İslam ülkeleri arasındaki kalkınma ve büyüme sürecindeki uçurumu daha bir derinleştirmekten ve kalkınma sürecini kaybetmekten başka bir sonuç doğuramaz.

Gelişmiş ülkelerin kalkınma sürecini tamamlama, ortak pazarlar kurma, ekonomik birlikler kurma doğrultusunda kat ettikleri süreci;tarihi ve uzun süreli bir çalışma sürecidir. Tecrübelerinde ispatladığı gibi, tarihi kalkınma metotları, İslam ülkelerinde kalkınma metotlarına örnek teşkil edemez ve ya uygulanamaz. Bu yüzden İslam ortak pazarını oluşturma sürecinin doğal ve tarihi bir geçiş ile gerçekleştirileceğine ümit bağlamak, mantıki bir şey değildir.

İslam ülkeleri için böyle bir seçeneği göze almak ne mümkün nede mantıki değildir. İslam ortak Pazar'ın oluşum ve kuruluş sürecini hızlandırıp gerçekleştirmenin en iyi yolu;şüphesiz İslam ülkelerindeki planlamacılar, bilginler ve yetkililerin dış ticaret olayına ciddi bir şekilde eğilimleri, petrol dışı üretim mallarının ihracat sürecinde atağa geçmeleridir. Son yıllarda ekonomist ve uzmanların yaptıkları tespitlere göre;İslam ülkelerinin ticaret sektörü, özellikle dış ticaret sektöründe ilerleme kaydedilmiştir. Özellikle bu ülkelerin ihracat hacmi ithalat hacmine oranla artış göstermiştir. Nitekim İslam ülkelerinin tarımsal sanayi mahsullerini üretip, ihraç etme alanında büyük mesafe kat edip, uluslararası ticaret sektöründeki paylarında göz alıcı bir şekilde artmıştır. Bu yüzden İslam ülkeleri, ticari işbirliğini geliştirerek titiz bir planlama ve düzenli programları uygulama yoluyla “İslam Ortak Pazar”ını kurma ve daha sonra uluslararası ekonomik ve ticaret alanında etkin bir varlık gösterme doğrultusunda kenetli ve düzenli adımlar atabilirler.

6) İslam ülkeleri ortak pazarını kurma konusundaki zaruri öneriler:

İslam ortak pazarını kurma yolundaki engellere değindiğimiz halde, bu pazarı kurma doğrultusunda aşağıdaki önerileri sunuyoruz:

6-1) İslam ülkelerinin ekonomik ve ticari kalkınmalarını sağlamak, aralarındaki ortak pazarın oluşumunu sağlamak için, “İslam Konferansı Teşkilatı” organlarının yapısı reformize edilmelidir. Buna ilaveten İslam Konferansı Teşkilatının alt birimlerindeki yapısal reformlar ve ilgili organlara paralel görev ve yetkileri devretmekten sakınmak de adem-i merkeziyetçi bir düzen kurmak amacıyla yapılmalıdır.

Buna binaen, İslam ortak pazarını oluşturup kurmak amacıyla ilgili çalışmaları çok boyutlu bir şekilde yürütmek, ilgili plan ve programların uygulanmasını gerçekleştirmek amacıyla tam yetkili bir İslam ortak pazarı sekreterliği kurulmalıdır.

6-2) İslam ülkeleri ekonomik ve ticari potansiyel açısından bir birini tamamlayacak faktörlere sahibdirler. İslam ülkeleri arasındaki işbirliğinin geliştirilip artması halinde ekonomik serbestlik süreci geliştirilir ve ekonomik faktörlerin verimli ve yapıcı bir şekilde kullanılması için yeni fırsatlar doğar.

İslam ülkeleri arasında ticaret hacminin artmasını teşvik etmek, karşılıklı hizmet imtiyazları sunmak, ikili ve ya çok boyutlu ortak yatırımlar yapmak, ortak bono, hisse senetleri ve kıymetli evrakları piyasaya sürmek, İslam ortak pazarını oluşturma yolunu açar.

6-3) Serbest bölge ilkelerine uygun olarak İslam ülkeleri arasında serbest ticaret bölgesini kurmak, Müslüman milletler arası ekonomik işbirliğini takviye edip arttırır. Gerçi pratikte İslam ülkeleriyle İslam dışı ülkelerarası gelişmiş ve yüksek düzeyde bütünleşme sürecini gerçekleştirmek çok zordur. Fakat ikili ve ya çok boyutlu bölgesel stratejiler arasında uzlaşma sağlayabilmek için ortaklar arası benzer tercihli tarifler uygulanmalıdır.

6-4) İhracat mallarını çeşitlendirmek de uzun süreli ekonomik büyümeyi sağlayan önemli etken sayıldığı gibi, İslam ortak pazarının kurulması şartlarını da geliştirir.

Bu durum, nihayet İslam ülkelerinin ekonomik verimliliğiyle teknolojik gelişmesini sağlar.

6-5) İslam ülkeleri, birbiriyle ticari işlemleri kolaylaştırmak ve İslam ortak pazarını kurmak için gümrük işlerini akıcı ve uyumlu kıldıkları gibi, gümrük tarifelerini iyice düşürmeli, ulaştırma ve taşımacılık sistemlerini birbirine bağlayıp, mal taşımacılığını modernize etmeli, dünya ticaretiyle ilgili ödeme ve takas metotlarını geliştirip, ilgili tedbirler almalı, ticaret'le ilgili bilgi işlemler sistemini geliştirip, bilgi alış verişini hızlandırmalıdırlar.

6-6) İslam ülkeleri; ekonomik işbirliği örgütü(EKO), “Arap İşbirliği Konseyi” , ”Fars körfezi işbirliği konseyi”,

“Arap birliği” ve benzer bölgesel ittifakları takviye ederek İslam ortak pazarının kuruluş sürecini etkili ve yapıcı bir şekilde hızlandırıp gerçekleştirebilirler.

6-7) İslam ortak pazarını kurarak ana hedeflerini gerçekleştirebilmek için İslam ülkeleri, ticari yapılarını modernize edip, geleneksel olmayan ve imalat sanayisi ürünü malların ticaret ve pazarlanması potansiyellerini takviye etmelidirler.

6-8) Gümrük işlerini ve de mal ihracatı ve ithalat sürecini kolaylaştırarak akıcı kılmak;İslam ülkelerinin ticaret hacmini yükselttiği gibi, İslam ortak pazarının oluşum sürecinin hızlandırılmasında yardımcı olur.

Öngörülecek bu kolaylıklar;karmaşık bürokratik işler ve engelleri bertaraf etmek, özel gümrük kapılarını açmak, gümrüklerdeki mal denetim ve değerlendirme işlemlerini yapan özel birimleri görevlendirmek ve benzer uygulamalardan ibarettir.

6-9) İslam ülkelerinin karşılıklı olarak tercihli tarifeler sistemi kurmak, bazı malların giriş ve çıkışını bu sisteme bağlamak; İslam ortak pazarının oluşumuna yardımcı olur.

Elbette tercihli gümrük tarifeleri sistemine bağlanacak malların seçiminde; bu malların istihdam durumunu düzeltme ve iş sahasını açma ve gizli işsizlik oranını azaltmaya yönelik bir seçim yapılmalıdır.

6-10) Bütün İslam ülkeleri tüccar ve işadamlarının diğer İslam ülkelerinin ekonomik ve ticari imkanları, ihracat ve ithalat malları hakkında bilgilendirmeleri için birbirini ziyaret kolaylıklarının sağlanması, ticaret odaları ve borsaların yetkililerinin birbirini resmen davet edip, karşılıklı ziyaretlerde bulunmaları da İslam Ortak Pazarının oluşumuna yardımcı olur.

 

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

'Ekonomi' Kategorisinde Son 10 Yazı
   Petrol 12 ayın en alt seviyesinde
   OPEC üretimi kısıyor
   Çinde Alternatif Enerji Konferansı
   Fransa'da laiklik yeniden gözden geçirilecek
   Mitterrand Türkiye'yi ''su'' konusunda suçladı
   Chavez: Dünya petrol krizine doğru gidiyor
   İran Güvenlik Konseyi'ne Sevkedilmiyor
   Kuzey Kore'nin Nükleer Şartı
   Ahmedinecad İran nükleer dosyası projesini açıkladı
   Chavez: Bush kadar konuşacağım
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.