Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  

Üstad 101 yaşında

Pazartesi, 29 Mayıs 2006 - (22:05)

Facebook da paylaş

Eli kalem tutan her Müslümanda emeği ve hakkı olan Üstad, ısınmayan külhanlarımızın bitmeyen ormanıdır. Ayasofya’yı ibadete açacak selin üstünde bir çöp olmak isteyen Üstad’ı dostlarının dilinden anlatmaya çalışacağız.

Üstad, 25 Mayıs 1905’te İstanbul'da doğar. Çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyükbabasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçer. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebin'de (Askeri Deniz Lisesi) tamamlar. Yahya Kemal, Ahmet Hamdi(Akseki) ve İbrahim Aşki lise hocalarıdır.

İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe okur. Paris'te geçen bohem günlerinden sonra, Bankalarda müfettiş olarak çalışır. Robert Koleji, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hocalık yapar (1939-43). Sonraki yıllarda fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmaz.

Onyedi yaşında annesinin isteği üzerine şairliğe başlar. Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitaplarıyla meşhur olur. Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplar.

Şöhretinin zirvesinde Bohem hayatının en koyu rengiyle yaşadığı günlerde (1934) Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz veren Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz. Bu dönemde yazdığı Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür.

Çıkardığı Büyük Doğu dergisindeki yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürür. Açılan davalarda yüzlerce yıl hapsi istenir. 163. maddeye muhalefetten, kimi zaman da bahanelerle ömrünün yarısı hapiste geçer. Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer alır. Büyük Doğu'nun dışında Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Millî Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde çeşitli yazılar yazar. 1962 yılından itibaren bütün Anadolu şehirlerinde konferanslar verir. Başta İdeologya Örgüsü (1959) olmak üzere eserleriyle kültür hayatımıza verdiği büyük hizmet, diğer tüm yönlerini bile geride bırakacak üstünlüktedir. 1980'de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü, 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) aldı. Türk Edebiyatı Vakfı'nca 1980'de verilen beratla 'Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanır.

Gazetemizde de Çerçeve başlıklı yazılar yazan Üstad, 1983’ün 25 Mayıs'ında Hakk’a yürür. Mekanı Cennet olsun. (Amin)

Mustafa Miyasoğlu: O’nu unutturmaya çalışıyorlar

Üstad’ın biyografisini yazan Mustafa Miyasoğlu diyor ki: "Çöle İnen Nur" yazılıncaya kadar Türkiye’de yüzlerce sene siyer kitabı yazılamamıştı. "Ulu Hakan Abdülhamit Han"a kadar o hep "Kızıl Sultan", Vahdettin yazılıncaya kadar "Vatan Haini" biliniyordu. Üstad’ın bütün bunlardan daha önemli "İdeolocya Örgüsü" adlı eseri var. Bu eserini unutturmaya çalışıyorlar. Üstad’ı "Şairlerden bir şair", kısa pantalonlu çocukluk resmini göstererek, "Prens Necip Fazıl, at meraklısı Necip Fazıl" Tuhaf hatıralar anlatarak Necip Fazıl’ın asıl vasfını unutturuyorlar. Bunu biraz daha açıklamak gerekirse şöyle diyebiliriz. Üstad Necip Fazıl’ın, vahye dayalı son dinin (İslam), değişmez kitabının (Kur’an-ı Kerim), ilhamıyla Ehl-i Sünnet yolunda İslâm düşüncesini, İslâm kültürünü ve yaşayışını bir hayat ve medeniyet telakkisi olarak ortaya koyup, aydınlanma düşüncesine, pozitivizme, sosyalizme ve ateizme kökten karşı çıkışını, eleştirisini unutturmaya çalışıyorlar. Olay budur."

Ömer Öztürkmen: Sanki dünyaları bağışladı

Üstad’ı 1949’da tanıdım. O’nun hayranlarından biriydim. Tam 2 sene Üstad’ın yazdığı yazıları Şafak Matbaası’na götürdüm. Büyük Doğu ile matbaa arasında mekik dokuyordum. 1950’de Büyük Doğu günlük gazete olarak çıkmaya başladığında Üstad beni "Yazıişleri Müdürü" ilan etti. Bu arada küçük fıkralar da yazmaya başladım. Büyük Doğu’da imzam çıktığı zaman öyle sevindim, öyle sevindim ki; Üstad Necip Fazıl sanki dünyaları bana bağışladı. Ücret yok. Üstad’ın Falih Rıfkı aleyhinde yazdığı hakaretamiz bir yazı vardı. Son cümlesi "Kalemini münasip yerine sokarım" diye bitiyordu. Ben de Yazıişleri Müdürüydüm. Dava açıldı. Ben mahkemeye gidiyorum, Üstad gelmiyor. Dava 1952’de bitti ve ben Üstad’ın "Hilton" ismini verdiği Toptaşı Cezaevi’nde 2 ay hapis yattım.

Ali Nar: Hayali, Ayasofya’nın açılmasıydı

O’nu, Milli Türk Talebe Birliği’nde verdiği Ayasofya konferansında gördüm. Fatih’in heyecanıyla konuşuyor, "Gençler" diyerek söze başlıyor ve şöyle diyordu: "Fethin ve Ayasofya’nın yalnız manasını anlasak, Ayasofya’nın kapıları sabır taşı gibi çatlar, kendi kendine açılır. İsterse açılmasın. Peygamber Efendimizin, müjdesini duyarak 95 yaşında ta Medine’den kalkıp İstanbul’un kuşatmasına katılan Eyüp el Ensari Hazretleri’ni düşünün. Akşemseddin Hazretleri’ni ve 21 yaşında İstanbul’u fetheden Fatih’i düşünün. Siz bunları gerçekten düşünürseniz, Ayasofya açılacak. Gençler; Ayasofya’yı bir sel açacak. Bu sel üzerinde bir saman çöpü olsam, daha ne isterim: Bu sel yakındır. Allah mukaddes zatının ve sevgili Resulü’nün dostlarıyla beraberdir!..

Rasim Cinisli: Tahran sokaklarında Üstad gibi dolaştım

Üstad, Büyük Doğu’yu çıkarırken, kapakta "Reklâm almaz, abone kaydetmez" yazıyordu. Bu halde Büyük Doğu’nun nasıl yaşadığına kimse akıl-sır erdiremezdi. Üstad’ın etrafında bulunan birinci dereceden dostları vardı. Meselâ; Sezai Karakoç, Mustafa Müftüoğlu, Prof. Ayhan Songar, Prof. Süleyman Yalçın, Prof. Necmettin Erbakan, Hasan Aksay, Osman Yüksel, Süleyman Arif Emre, Akif İnan, Cahit Zarifoğlu bu halkadandı. Meselâ; bir Hilmi Oflaz abi vardı. Üstad’ı öylesine severdi ki; mimikleri, sözleri ve hareketleri ile Üstad’ı taklid ederdi. Üstad da Hilmi abinin sadakatini çok severdi. Üstad’ın vefatını İran’ın başşehri Tahran’da duydum. O gün Üstad gibi cebimdeki bütün paraları yoksullara dağıttım. Hem ağladım, hem de yalınayak sokaklarda dolaştım."

Nedim Urhan: Ajan var diye Üstad konuşmadı

Üstad, bir konuşması anında içeriye genç biri girince, “Ajan varken, ben burada konuşmam" dedi. Katılanların çoğu İmam-Hatip’ten arkadaşlarımız. Yahya Kutluoğlu, Mustafa Göl, fakat biz, Üstad’ın "ajan" dediği adamı tanımıyoruz diye, bizi bir güzel haşladı. Üstadın yanına gittim. "Ben İstanbul İmam-Hatip’ten Nedim Urhan. O adamı gösterir misin?" deyince, Üstad, adamı gösterdi. Yanına gittik: "Bizimle dışarı çıkar mısın?" dedik. Adam "Ben gazeteciyim. Buradan çıkmam” dedi. Yahya abiye: "Arkadaşa bir çay ısmarlar mısın" dedim. Üstad konuşmasını yaptı, gitti. Meğer Adam A. Emin Yalman’ın (eski Vatan) muhabirlerinden biri imiş. Üstad, konuşması bitince beni diğer arkadaşlara gösterdi ve: "İşte Müslüman Türk genci; böyle zeki, cesur ve akıllı olur” dedi.

M. Niyazi Özdemir: Üstad vefakâr bir adamdı

Necip Fazıl’ı 1959’da Büyük Doğu’ya abone olarak tanıdım. 27 Mayıs darbesi oldu. Necip Fazıl’ın da bir mahkumiyeti vardı. 27 Mayıs darbesini yapanlar bir af çıkardılar. Bir tek Necip Fazıl’ı affetmediler. Üstad Toptaşı Cezaevi’ne atıldı ve bir buçuk yıl yattı. Hilmi Oflaz ağabey, Mahmutpaşa’daki işportacı tezgahını "Üstad’a bir şey olabilir’ endişesiyle Cezaevi’nin kapısına taşıdı. Üstad cezaevinden çıkana kadar orada bekledi. Hapisten çıkınca, Üstad’a kimse yazdırmıyordu. Üstad üzüldüğümüzü anlayınca, “Benim geçimimi düşünmeyin. Ben 53 eser sahibiyim. Beyazıt’ta bir boya sandığı koyar, üzerine de "53 eser sahibi Necip Fazıl" yazarım. Millet utansın. Ben utanmam. Hayatımı kazanırım. Ama hizmetimiz aksıyor” deyiverdi. Bunun üzerine yayınevi kurmaya karar verdik. O sırada Peyami Safa ölmüş. Hanımı felçli. Baldız ona bakıyor. Kimse kitaplarını basmıyor. Ben varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Babamdan para aldım. Necip Fazıl ve Peyami Safa’nın kitaplarını basmak için 3-4 arkadaşla Ötüken yayınevini kurduk.

Ümit Meriç: Babamın can dostuydu

Babam Cemil Meriç ile birlikte kendisini ziyarete gittik. Üstad Necip Fazıl, babama çok iltifat etti. İstanbul’un en meşhur lokantasından yemekler sipariş etmişti. Üstad’ın bana da lisanına ve şanına yakışır bir iltifatı olmuştu: "Bizde ilim hanımları ilimlerini devam ettirirken, hanım zerafetini unuturlar. Siz, hem bir ilim hanımısınız, hem de bir hanım zerafetinizi muazzam bir şekilde muhafaza ediyorsunuz."

Üstad Necip Fazıl, tam bir İstanbul beyefendisi ve babam Cemil Meriç’in can dostuydu. Babama Büyük Doğu’da yazı yazmak nasip olmadı ama, ilanlarına varıncaya kadar bana bütün yazıları okuturdu. Zaten Babamın zevkle dinlediği iki insan vardı. Birisi Kemal Tahir, diğeri Necip

Fazıl. Üstad, Büyük Doğu’da babamı öven şu cümleleri yazdı: "Cemil Meriç, iç gözleri daha iyi görsün diye dış gözlerini Allah’ın görmez hale getirdiği hakiki İslam münevveridir" Bizim nesil, Üstad’ın şiirlerinin tamamına yakınını ezbere bilirdi. Üstad’ın cenaze merasimine de iştirak edenlerdenim.

Röportaj: SELAMİ ÇALIŞKAN / Milli Gazete

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

'Röportaj' Kategorisinde Son 10 Yazı
   Murat Kuseyri: ''İşkencenin her türlüsüne maruz kaldım''
   Dan Fried: AK Parti’yi devirmeye çalıştığımız iddiası aptalca
   Kaynak: Çılgın Türkler tuzağa düştü
   Saldırı Gladyo işi
   İskit: ''Laikçi cephe bizi Kuzey Kore yapmak istiyor''
   Amerika savaş çıkarmak zorunda
   PKK ve Kemalizm
   Barzani: ''Irak'ın yeni Anayasasında aslan payı Kürtlerin''
   Irak Direnişi Üzerine
   Irak'ta Sadr Direnişi Üzerine Bir Söyleşi
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.