Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  

'YOK' lar diyarı Cibuti

Salı, 08 Ocak 2008 - (11:31)

Facebook da paylaş

İhtiyar kabile reisi, ‘Osmanlı’dan sonra ikinci gelişiniz” diyor heyecanla ve sıralıyor isteklerini: Okulumuzu Fransızlar yaptırdı. Fransızca eğitim veriliyor. Çocuklarımız İslâm’ı öğrensin.

Bir medrese istiyoruz, çocuklarımız Kur’an öğrensin, İslâmi ilimleri öğrensin.”
BUTİ yamyam manasında Fransız sömürgecilerce verilmiş bir isim. İstila ettikleri coğrafyaların insanlarının maddi manevi tüm varlığını yiyen, sömüren, iliğini kemiğini kurutan istilacılar “Buti” demişler Cibuti halkına. Onlar da “Cibuti” diyerek “insan yemek yok” demek istemişler. Cibuti olmuş ülkenin adı. Adını bile değiştirememiş. Kaldı ki makus talihlerini yenecek, işgale, sömürüye, baskıya hayır diyecek. Yok, çok zor. Yadırgamıyorlar, sömürge olmayı olağan görüyorlar. Bizim kadar kızmıyorlar Fransız askerine ya da ABD askerine. Olması gereken buymuş gibi düşünüyorlar. Kendilerinin de bir hakları olduğunun farkında değiller. Doğrusu sömürgeciye çık git deme lüksleri de yok. Bizler gitmedikçe, araya mesafeler koydukça sömürgeciye, onların bir lokma ekmeğine mahkûmlar. Necip Fazıl’ın şiirinde olduğu gibi “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul; Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul /Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!”
Aynen öyle bir uçurum aynen öyle bir taksimat söz konusu. Az önce birkaç ottan, çöpten oluşan sözde evlerin bulunduğu semtten birden aynı bölgede varlık ve yokluk, yerli halk ve sömürgeci arasındaki farkı görmek dehşete düşürüyor. Gabot bölgesi mesela tamamen sömürgeci Fransızların yerleşimcilerden oluşuyor. Yüksek duvarlarla çevrilmiş lüks evler. Cibuti, bakir toprakları, sahilleri, kumsallarıyla kurtarılmayı bekliyor. Ne çare ki, yüzyıllardır topraklarını sömüren, kanlarını, canlarını sömüren Fransızlar gitmemişken daha yetmez gibi 11 Eylül olaylarını bahane eden ABD, Afrika’daki en büyük askeri üssünü Cibuti’ye kurmuş.

‘SEFALET YÜREĞİMİ YAKIYOR’

Yine sazdan, samandan oluşan evleriyle (odacıklarıyla) sözde köylerden biri olan Ripta köyündeyiz.
Bir kadın sırtında hayvan derisinden su tulumu, eteğine yapışmış iki küçük çocuğu su taşıyor. Durdurup biraz sohbet ediyoruz. Su tulumunu inceliyoruz. Kanserojen diyerek beğenmediğimiz plastik bidon bir lüks olduğu için ellerinde bulunmuyor zaten. Sazdan evlerden birine misafir oluyoruz. Evin genç sahibesi iki taş arasında kahve dövüyor bizim için. Taş devrinde miyiz? Milattan önce kaçıncı yüzyılı yaşıyor bu coğrafya ve biz zaman mekân içinde kayıp mı olduk? Anlamaya, çözmeye, ilkel hayat şartlarıyla empati yapmaya girişiyoruz. Yüreğim ağrıyor empati dahi kuramıyorum. Böyle bir hayat zor çok zor. Bir o kadınların yaşadığı sefalete bir de bizlerin tüketim çılgınlığına bakıp kendi halimize hayıflanmadan edemiyorum.
Kurban kesiminden sonra köyün ihtiyarlarıyla toplantı yapıyoruz. Partnerimiz Al Bir’in sosyal işler sorumlusu ihtiyar kabile reisine bizi tanıyor. İHH’yı orada bulunma sebebimizi, Türkiye’yi... “Osmanlı’dan sonra ikinci gelişiniz” diyor yaşlı reis. İbrahim Bey, İHH heyetinden, Türkiyeli kardeşlerinden isteyecekleri üç şeyi soruyor. Heyecanlanıyor ihtiyar reis, halkla bir an göz göze geliyor. Yanlış şeyler söylemek istemiyor. Yanlış dilekte bulunmaktan, tılsımı kaybetmekten korkuyor adeta. Ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. Ve sıralıyor isteklerini... “Bir kuyumuz var, Fransızlar yaptırdı 50 senelik suyu içilmez durumda. Okulumuzu Fransızlar yaptı, Fransızca eğitim veriliyor, çoluk çocuğumuz Fransızca konuşuyor. Bir medrese istiyoruz, çocuklarımız Kur’an öğrensin İslâmi ilimleri öğrensin.”
Bir üçüncü istekleri olmuyor. Onca yoksulluğun içinde bir başka şey demiyor. Üç dilek bile dileyemiyorlar, dileyecekleri, isteyecekleri çeşit çeşit şeyler de yok. YOK! Cibuti Frangına çevirdiğimiz 850 doları yaşlı reisin ellerine veriyoruz. Hane başına bin Cibuti Frangı. Yani 5.7 dolar. Reis de köylü de şaşkına dönüyor. Belki hayatlarında bir arada göremedikleri bir meblağ bu onlar için. Türkiyeli kardeşlerimizin selamıyla ellerine teslim ediyoruz. Şaşkınlıktan öylece bakakalıyor. Yetimler, yoksullar, işsizler, açlar, AIDS hastaları... Hepsi her türlü yardıma muhtaç. Birkaç dolar dünyaya bedel onlar için. Yabancılara çocuklarını sattıklarını öğreniyoruz.
Bizim de camimiz olsun!
Buhour köyüne varıyoruz. Yeni çehreler, yeni şaşkınlıklar... Taşlarla çevrili bir alan. Sanki çocuklar evcilik oynamış gibi. Burası bizim camimiz, burada namaz kılıyoruz, biz bir cami istiyoruz diyor. Cami de elbette bizlerin camileri gibi değil. Cibuti’nin en eski en büyük dedikleri camileri bile bizlerdeki mescit kadar. Bu köye ise bizim camilerin avlularına yapılan şadırvan masrafıyla bir cami yapılır.
Her 100 kişiden 2’si AIDS hastası
İster yoksulluğun getirisi olarak aynı şırıngayı kullanma gibi sebepler veya steril olmayan kötü şartlar, isterse başka nedenler ama AIDS yüzde ikilik bir oranda yayılıyor. “Yeni Umut Derneği” AIDS’li kadınlara umut olmaya çalışıyor. Eşleri hastalığını gizlediği için önce kadına ondan da çocuğuna bulaşıyor. Kadınların AIDS olduğu anlaşıldığında evlerinden kovuluyor, hatta kimi zaman taşlanıyorlar. Yeni Umut Derneği gidecek hiçbir yeri olmayan bu kadınlara ve çocuklarına yuva olmaya, onları barınacakları bir yer buluncaya kadar barınak olmaya çalışıyor.
Fatma Yusuf, kendisi bir öğretmen. Ama mesleğini bırakmış AIDS’le mücadeleye vermiş kendisini. Yorulduğunu, herkesin kendilerini gelip dinlediğini ve yardım etmediğini söylüyor. Öfke dolu, anlatırken tüm öfkesini, hıncını ortaya koyuyor. Kendisi de çok zayıf, adeta erimiş görünüyor. AIDS’li olup olmadığını soruyoruz “hayır” diyor ama biz doğrusu tatmin olmuyoruz. Uluslararası derneklerin sadece eğitim verdiğini maddi yardımlarda bulunmadığını söylüyor. AIDS’li hastalarla ilgilenen bir “Hayata Evet Derneği” var fakat o derneğin çatısı altına giremiyorlar. Hayata Evet, Afar’ların kurduğu bir dernek, Yeni Umut ise Somalililerin; dolayısıyla bu kabile ayrımı onların ortak paydada buluşmasını engelliyor. Hayata Evet Derneği başkanı da dikkatleri çekene kadar çok uğraş vermiş. Kendisini öldürmekle tehdit edip tüm dünyadan yardım istemiş. O dernek şimdi devletten yardım alabiliyormuş. “Bizim bir bilgisayarımız da yok ki uluslararası kuruluşlara mail atalım” diyor. Çaresizce çırpınıyor. Hastalığın ilerleyen safhalarında hastaların eklem yerleri erimeye başlıyor ve poşetlerden yastık yapıp dizlerine bağlıyoruz. İnsanlar bizi kötü görüyor, taşlıyor, hayatımızı yaşayamıyoruz” diyor. Bir hikâye anlatacağım size diyor. “Bir aile vardı, iki kız, iki erkek çocukları vardı. Çocuklardan en küçük olanı bir gün hastalandı ve doktora götürdüler. Bebeğin AIDS olduğu anlaşıldı. Doktorlar anne babaya da test yapmak istiyorlar anne AIDS çıkıyor baba test olmayı reddediyor. Hakikatte adam 4 yıldır taşıyıcı olduğu halde karısından gizliyor ve inkarına da devam ediyor. Netice kadın olayın üstüne gittikçe şiddete maruz kalıyor ve nihayet kocası boşuyor.
Bu AIDS’li kadınlardan sadece birinin hikayesi, pek çoğunun hikayesi ve akıbeti de bu minvalde.

İslam’a yöneliş var

1980 sonrası Suudi Devleti’nin çabalarıyla halkta dini duyarlılık artmaya başlamış. Her mahallede gece kursları var.
Gündüz Fransız müfredatı ile Fransızca eğitim alan çocuklar, gece bu kurslarda Kur’an ve İslami ilimler öğreniyorlar.
Kadın ve aileden sorumlu Bakan Ayşe Muhammed Robleh, tiyatro yazarıymış. “Önceden tiyatro yazıyordum, şimdi oynuyorum” diyor. İlk elden espri olarak algılanabilecek bu cümle, daha sonra ülke meselelerine ne kadar uzak ve kayıtsız kaldığını öğrenmeye başlamamızla birlikte samimi bir itirafa dönüyor bizim açımızdan.
SUUDİ devletinin 1980’de medrese açması ve ihvandan gönüllü hocaların gelip dersler vermesinden sonra halkta sömürge döneminde kaybolan dini duyarlılık artış göstermiş. Her mahallede gece kursları var. Gündüz Fransız müfredatı ile Fransızca eğitim alan çocuklar, gece bu kurslarda Kur’an ve İslami ilimler öğreniyorlar.
Zorunlu eğitimin 10 yıl olduğu ülkede sadece 1 üniversite var, o da daha 2 yıl önce açılmış. Okuma yazma bilmeyenlerin oranının % 50’lerde olduğu tahmin ediliyor.
Fakirliğin en büyük sebebi olarak gat (çat diyorlar) görülüyor.
Nüfusu 684 bin olan Cibuti; Somali ve Etiyopya’dan göç alıyor.
Bir dönem halk arasında Kadirilik çok yaygın olduğu için insanlar “Biz, Şafii mezhebinden, Kadiri tarikatındanız” diyerek tanımlıyormuş kendini. Türk bayrağının, tıpa tıp Kadiri tarikatının sembolü ile aynı olduğunu söylüyorlar.
Doktorsuzluk başlıca sıkıntılar arasında yer alıyor.
İki gazete var. Bunlardan El Karn gazetesi Arapça, La Nation Gazetesi Fransızca yayınlanıyor. Resmi rakamlara göre % 40 olarak açıklanan işsizlik oranının ise % 70’lerde olduğu ifade ediliyor.
Nevevi Lisesi İlgi bekliyor
Cibuti birinci Cumhurbaşkanının eşinin yaptırdığı, ancak şimdi Al Bir’in idaresini yürüttüğü Arapça eğitim veren bir lise. Derslikten laboratuvara, kütüphaneden Arapça yayınlara kadar birçok ihtiyacı var. Burada bir öğrencinin aylık bursu sadece 15 dolar. Toplam 24 öğretmenin olduğu okulda öğleden sonra ev hanımlarına, akşam da öğrenimini başka okullarda yapan öğrencilere ders veriliyor.
Halk derslere ilgi gösteriyor, ancak bu ilgiye cevap verebilmek için de acilen ihtiyaçların karşılanması gerekiyor.
Kadın ve aileden sorumlu Bakanlığı da ziyaret ettik. Bakanlığa adımımızı atmamızla birlikte yaz tatiline girmiş de yeni öğretim yılıyla birlikte derlenip toparlanacak olan Anadolu okullarını andıran bir manzara ile karşılaşıyoruz. Birbirinin aynı olmayan yırtık dökük iki sandalye girişte. Tozlu kirli tavandan sarkan yine tozdan görünmeyen birkaç lambası kırık bir avize... Camlar ise dışarıyı göstermeyecek kadar kirli. Kısa bir bekleyişten sonra bakanın odasına alınıyor ve kendisini bekliyoruz. Az sonra elinde telefonu, anahtarı ve birkaç şeker, bir yandan da ağzındaki şekeri büyük bir iştahla yiyerek bize ‘hoş geldin’ edip tanışıyor. Geleneksel baş bağlamanın dışında önde saçlarını gösteren bir bone ile başını örtmüş olan bakan hanım çok da şen şakrak biri.
Tiyatro yazarıymış Ayşe Muhammed Robleh. Aynı zamanda yazdığı oyunlar sergileniyormuş hâlihazırda. “Önceden tiyatro yazıyordum, şimdi oynuyorum” diyor. İlk elden espri olarak algılanabilecek bu cümle, daha sonra ülke meselelerine ne kadar uzak ve kayıtsız kaldığını öğrenmeye başlamamızla birlikte samimi bir itirafa dönüyor bizim açımızdan.
Okuma yazma oranına dair bir veri bulunmuyor elinde. Dolayısıyla bilmiyor. Gat hakkındaki sorumuza ise “izleniminiz kötü olmasın gat hakkında” diye yanıt veriyor. Gatı kadınlar için bir iş sahası olarak görüyor. Gatın insanları iki saatliğine de olsa uyuşturup, hayal gördüklerini, neşelendiklerini belirtiyor. Bir kişinin kimi zaman gata 1000 franga kadar para ödeyebildiğini, kucaklarını doldurup bir bebek gibi taşıdığını anlatıyor.
Ülkedeki askeri üslere itirazı yok. Onları da bir nevi ülke ekonomisine katkı olarak görüyor. Ülkede çokuluslu şirket olup olmadığını sorduğumuzda ise ‘Ben bilmem, onu başka bakan arkadaş bilir’ diye yanıtlıyor. En önemli kadın sorunlarını ise eğitimsizlik, evlilik dışı çocuk ve genel problemler olarak tanımlıyor.
Her yerde ‘gat’ satılıyor
Erkekler, Cibuti şartlarında bir servet diyebileceğimiz 400 frankı Gat otuna veriyor. Bir maydanoz demeti kadar naneye benzeyen bu ot, insanları iki saatliğine uyuşturup tamamen sanal bir dünyada yaşamasını sağlıyor. Haram ya da mekruh kabul etmiyorlar. Belki de içinde bulundukları sefaleti birkaç saatliğine de olsa unutabilmek için tek umutları, sığınakları bu ot. 6 parti seçime katılıyor.
Muhalefet (TAF Hareketi) ittifak kuruyor, ancak her seçimde iktidar partisi RPP kazanıyor. Cibuti’nin ilk Cumhurbaşkanı Hasan Gulet, ülkeyi 25 yıl yönetmiş. ikinci cumhurbaşkanı olan İsmail Ömer Cili 1999’dan beri ülkeyi yönetiyor. Daha doğrusu sadece devletin kaynağını yiyor. İslami hareket olarak Pakistan Tebliğ Cemaati etkili. Cemaat üstünde kısmî bir baskı var.
ABD’ye kızgınlar
Ülkenin nüfusu Müslüman. Hristiyan nüfus, Amerikan ve Fransız askerî çalışanlarından oluşuyor. Halk Amerika karşıtı olan herkesi seviyor. ABD’ye Somali halkına yaptıklarından dolayı tepkililer. Dolayısıyla halk arasında Usame Bin Laden ve Saddam Hüseyin seviliyor hatta çocuklarına isimlerini ve soyisimlerini aynen veriyorlar. 11 Eylül olaylarından sonra ABD’nin kurduğu Afrika’nın en büyük askeri üssünde 2 bin ila 4 bin ABD askeri olduğu sanılıyor. Ülkede 2 bin Fransız askeri bulunuyor. Alman denizcileri karaya çıkmamış, ancak Cibuti sahillerine konuşlanmış durumdalar.
FRANSA ILE ABD’NİN NÜFUZ MÜCADELESI
1990’da başlayıp, 5 yıl süren Afar ve İsalar arasındaki iç savaş, ülkeyi adeta çökertmiş. Bağımsızlığından beri (1977) Fransa Cibuti’ye para yardımında bulunmuyor. Ülkede Fransa ve Amerika arasında rekabet var. Fransızlar yüzyıllardır sömürdüğü ülkede Amerikalıları görmekten hiç de hoşnut değil. Cibuti 30 milyon dolar dış yardım alıyor.
YARIN: 1 MİLYON İNSAN İÇİN 12 TANE HASTANE VAR

DEMET TEZCAN

VAKİT - DİZİ YAZI

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

'Afrika' Kategorisindeki Diğer Yazılar
   Cibuti İzlenimleri
   Kenya, Ruanda mı olacak?
   Somali'de İslami Mahkemeler bir şehri ele geçirdi
   Cezayir'deki Saldırılar
   CEZAYİR'DE PATLAMALAR: 52 ÖLÜ
   Nijerya'da Kilise'nin çocuk vahşeti
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.