İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1183
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Perşembe, 20 Temmuz 2006 - (11:34)

Arapları ancak yeni bir stratejik ortaklık kurtarabilir

Son kriz, Arapların kendi bölgelerinde söz söyleme gücünü kaybettiğini gözler önüne serdi. Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan, ABD-İsrail-Türkiye üçlüsüyle İran ve müttefiklerinin güçlenmesini engellemek için yeni bir ortaklık kurmalı

Araplar arasındaki birlik, İsrail-Türkiye-ABD bloku ve İran ile müttefiklerinin çıkarları doğrultusunda çöktü. Bundan en fazla zarar gören Arap ülkelerinin dizginleri ele alıp yeni bir stratejik, siyasi ve diplomatik eksen kurmasının vakti geldi. Başta Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır olmak üzere Arap devletlerinin teröre ve Irak, Filistin ve Lübnan'da açılan cephelere yönelik tutumlarını 'takviye' etmesinin başka yolu yok. Bu ülkeler, Saddam rejiminin devrilmesi sonrası bölgede başlatılan siyasi oyunun kurallarını değiştirmek amacıyla, İsrail ile İran arasında 'vekâleten' yürütülen savaşın durması için seslerini yükseltmeli.

Bazı liderlerin ABD, Avrupa ve Arap başkentleri arasında yaptığı yatıştırıcı telefon görüşmeleri dışında, Araplar son gelişmeler sırasında ipleri ele almalarını sağlayacak ciddi hamlelerden mahrum kaldı. Mısır'ın üç İsrail askerinin esir alınmasıyla çıkan krizi çözmek için Suriye nezdindeki arabuluculuğu şu ana kadar başarısız. Zira, çözümün anahtarları İran ve desteklediği Hamas ve Hizbullah'ın elinde. Suudi Arabistan ve Mısır'ın Suriye'yi İran yörüngesinden uzaklaştırma çabaları da aynı derecede başarısız oldu. Türkiye de, asker krizinde İsrail, Suriye ve Hamas arasında arabuluculuk hattına girdi.

Kimse Arapları ciddiye almıyor. Açılan üç cephe Ortadoğu'yu uluslararası çekişmenin merkezine koyarken, bu cehennem stratejisinin nereye varacağı bilinmiyor. Daha da kötüsü, İran'ın nükleer kapasitesini güçlendirerek hegemonya kurması ve ABD destekli İsrail'le Türkiye'nin bölgede daha da etkili hale gelmesi sonucunda Arapların son sözü söyleme gücünü tümüyle kaybetmesi olacak.

'Karşı taraf'la ortak çıkarlarımız var

Dini ve siyasi kin, İsrail'in Beyaz Saray'ın bakışları altında kriz ihraç etmesi ve işgaller, üçüncü dünya savaşının kıvılcımını çakabilir.
Bu yüzden bir 'takviye' ekseni oluşturulması kaçınılmaz. Ürdün Kralı Abdullah bu eksenin ilk teorisyenlerindendi. Birçok Arap lideriyle özel görüşmelerinde bu konu üzerinde durdu.

Bu eksene katılacak Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan, tek bir ağızdan konuşmalı, Suriye'yi İran etkisinden uzaklaşmaya ikna etmeli, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas'ı güçlendirilmeye, İran'ın Hamas hükümeti aracılığıyla Filistin'de egemenlik kurmasını engellemeye çalışmalı.
Acilen küçük bir Arap zirvesi yapılmalı.

Bu zirve, ümmeti ve Arapları kuşatan hayati sorunları ele almalı. Diğer Arap ülkeleri de bu ortak eksene katılmaya çağırılmalı. Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan görev paylaşımı yaparak bölgenin geleceğini sağlama alacak bu eksenin oluşturulması için diğer ülkelerle görüşmeler yapabilir.

Bu üç ülke, İran, Türkiye, İsrail ve ABD'ye 'Irak ve Filistin'de ortak çıkarlara sahip oldukları' mesajını hâlâ aktarabilir. Irak bölünmemeli;

ABD politikalarının aptallığı sonucu karmaşayı artıran teröre son verilmeli. Arap-İsrail çekişmesi, kapsamlı ve kalıcı barışın sağlanması, bölgeye istikrarın gelmesi ve Filistinlilerin güvenliği tehdit edecek biçimde Ürdün'e geçişinin engellenmesi için iki devlet temelinde çözülmeli.

İran dostumuz değil

Bu blokun hedefi, Suriye veya İran'a karşı yeni bir eksen kurmak değil; herkes İran'ın ağırlığını ve barışçıl amaçlı nükleer teknolojiye sahip olma hakkını takdir ediyor. Bu blok, dış tehlikelere, maceralara ve çekişmeleri körükleyen 'vekâleten savaş'lara karşı 'destek' olacak. Suriye-İran koalisyonu sadece acıları artırır, İsrail ve İran'ın emellerine hizmet eder.
Şu kesin ki, İran Filistin'in kurtuluşu için İsrail'le savaşa girmez. İsrail nükleer tesislerini vursa ve tüm bölge savaşa tutuşsa bile... Suriye de 1974'ten bu yana sakin olan Golan cephesini açmaz. Suriye, savaşlarını vekâleten yürütmek için Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad'ı kullanıyor. İran'ın yaptıklarıysa, Filistin'i sevdiği ya da İsrail'e karşı olduğu için değil; nükleer ve bölgesel emellerine hizmet etmesi için... Bugünün tüm çekişmelerinde ortak adres İran ve Bağdat, Şam ve Filistin'deki müttefikleri.
İsrail Başbakanı Ehud Olmert, kendine güvenini göstermek ve halk desteği kazanmak için sınır ötesi herakâtlar yapıyor. Türkiye de, özellikle İslamcıların kontrolündeki meclisin 1 Mart tezkeresini reddetmesinden sonra gerginleşen ilişkileri canlandırmak için ABD'yle ortak vizyon belgesi imzaladı.

İran bugün Filistin hükümetine hükmediyor, bölgesel emelleri için Filistin ve Lübnan halkını rehin alıyor, Irak'ta karar alma gücünü ABD'yle paylaşıyor. İran nükleer dosyasının Avrupa'nın arabuluculuğuyla Güvenlik Konseyi'ne taşınması sonrası bölgenin yeni çekişmelerden kurtulması için bu yeni Arap ekseni başarılı olabilir.

(Ürdün gazetesi Arap El Yevm, 16 Temmuz 2006)

Alıntı: Radikal Gazetesi