İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1405
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Cuma, 06 Ekim 2006 - (17:50)

‘Evet, ben mürtecî’im!’ diye bağırttırmak istiyorlarsa!

‘İrtica’ suçlaması çok etkili bir silah olmalı ki, hem o silahı kullananlar ondan çok sık istifade ediyor ve hem de o suçlamaya muhatab olanlar, çok etkileniyor.. Bugünlerde, yeniden gündemde.. Neyin kasd olunduğunu her iki taraf da biliyor, aslında.. Tarifinin yokluğundan yakınılmasına bakmayınız.. Sosyolojik olgular tariflere sığmaz.. Ayrıca, ‘irtica’ın da, ‘laisizm’in de kanûnen elfaz / kelime mânası yorumundan öteye, tarihî ve ideolojik yorumları önemlidir.. Kaldı ki, kanunî tarif olsa, sanki, kanun metinlerinin, terimlerin güç sahiblerinin istediği şekilde yorumlanması sona mı erecek?. Yani, birisine, ‘Ben senin gözünü seveyim..’ derken, ses tonunuzla, sevgi mi, hakaret kasdı mı taşıdığınızı hissettirebilirsiniz ve hukuk, niyetleri okumak gibi subjektif alanlara girdiğinde daha bir, bir zulüm mekanizmasına dönüşür. Laik T.C.’deki Gen. Kur. brifingleri ve sair yerlerden yönlendirilmiş kanun ve hukuk ölçülerinin, Müslümanların niyetlerini okumaya kalkışmasının zulüm örneklerini burada tekrarlamaya gerek yok..

Böyle olduğu halde, Devlet mekanizmasındaki asıl güç odaklarını ele geçirmiş olan ‘taife-i laicus’un, ‘irticaın ve laikliğin tarifinin yapılması’nın gündeme getirilmesinden bile bu kadar rahatsız olmalarını anlamak zor.. Çünkü, yine güçlülerin yorumu geçerli olacaktır.. Ama, herhalde ayaklarının altındaki zeminin kaygan olduğundan, hareket alanlarının biraz daha daralabileceğinden korktukları için olmalı, süngüucu göstermeye kalkışıyorlar.. Görüşleri özgürce açıklamak hakkının ancak kendileri için bir hak olduğunu söylemek istiyorlar, alışkanlıklarının tabiî neticesi olarak.. Onun için, ‘irtica’ ve ‘mürteci’ gibi suçlamaları kullanıyorlar, karşıtlarına..

Son iki yüz yıllık siyasî-ictimaî tarihimizde ise, hemen bütün İslam toplumlarında, özellikle Osmanlı’da, İran ve Hind’de, irtica; emperyalizmin saldırı ve tahakkümüne karşı direnmeye çalışanları psikolojik olarak sindirmek için, kendi kendilerini ‘rûşen-fikr, aydın fikirli, münevver’ olarak niteleyen, besleme ve yabancı kültürler kuklası -sözde-aydın’ların kullandığı özel bir kötüleme terimiydi. Hâlâ da öyle..

100 yıl önce, Osmanlı ve İran, Meşrutiyet tartışmaları içinde çalkalanırken, en etkili silah yine ‘irtica’ idi..

Mısır’da da, Saad Zağlûl Paşa’nın, İngiliz emperyalizminin hoşuna gitmek, gözüne girmek için 1919’da İskenderiye’de tertiblediği mitingde, müslüman hanımların tesettürüne, ‘geri kalmışlık’ simgesi diye saldırıp; bizzat orada, kendi eşi ve kızının örtülerini başlarından kendi eliyle çıkardığında, kendisine karşı çıkanlara karşı kullandığı argüman da aynı idi: ‘İrtica, mürtecî!.’

Mehmed Âkif de, ‘irticaın, ‘geçmişe kalkıp sövmekle giderileceği sanılan bir hastalık olarak algılandığını’ gördüğünde hışımlanıyor ve Köse İmam’ı, Mürtecî’sin be imam..’ suçlayan muhatabına, ‘-Mürtecî’im hamdolsun..’ diye konuşturuyordu.. İmam Şâfiî’nin, ‘Peygamber evlâdını candan sevmek.. / Râfızîlikse.. -Evet, yerde beşer, gökte melek, ‘Râfızîdir bu’ desin, hepsi de hakkımda benim; Ben o’yum işte!..’ dediğini örnek göstererek.. Ve Âkif, daha sonra hışımlanıyor ve ‘Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam, / Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.. /(…) Adaaaam, aldırma geç-git, diyemem, aldırırım; /Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.. / Zâlimin hasmıyım, amma, severim mazlûmu.. / İrticaın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu? /(… ) İşte ben mürtecî’im, gelsin işitsin dünya.. /Hem de başmürtecî’im.. Patlasanız-çatlasanız! / Hadi, kanûnunuz assın beni, yahut yasanız..’ diyor ve sonra da şu tavsiyede bulunuyor:

‘Nasihatim sana: Herzeyle iştigali (meşgul olmayı) bırak;/ Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak!/ Adam mısın, ebediyyen, cihanda hürsün, gez;/ Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez! /Adam değil misin oğlum; gönüllüsün semer’e../ Küfür savurma, boyun kestiğin (eğdiğin) semercilere..’

Uluslararası emperyalizmin Ortadoğu’daki en şahâne kuklalarından olan Şah Pehlevî de, kendi diktatörlüğüne karşı çıkanlara aynı silahla saldırırdı: ‘Mürtecî..Şah kendi diktatörlüğünü ‘Ak devrim’ (İnkılab-ı sefîd) diye niteleyince, kendisine karşı çıkanlara sadece ‘irtica’ suçlaması yapmak da yetmiyor; ‘İrtica’-i siyah / kara irtica!.’ vurgusuna tutunuyordu.. Esasen, düşmandan çiçek göndermesi de beklenmez.. Ve daha 1963’lerde, İran ulemasının önde gelen isimlerinden Rûhullah Khomeynî de ona karşılık verirdi: ‘Zorbanın oğlu, benim için ‘mürtecÎ’ demiş.. Onun asıl ‘mürteci’ demek istediği, Allah ve Resulü.. Ama, onu söylemediğinden bana saldırıyor..’

Bir de menfi bir örneğin direnişini zikredelim..

Adnan Menderes, resmî ideoloji ikonuna bağlılığın kişiye tapma noktasına kadar varması karşısında, 1954’lerde tahammül edemeyip, ‘inkılab mürtecileri, inkılab yobazları’ suçlamasında bulunmuştu da, zamanın ünlü laik/ ateistlerden N. Ataç, Ank.-Ulus’daki (eski) Meclis’in önünde gelip, ‘Evet, ben mürtecîim, yobazım..’ diye bağırmıştı. Karşıtının suçlamasına aldırmamak açısından bu da ilginç bir örnektir..

Evet, mes’ele burada.. Âkif’in dediği gibi, kızgınlıktan içten içe homurdanmak veya kontrolsüz ve çirkin kelimelerle hakaretler etmek değil, başımıza yular geçirmek isteyenlere, adam gibi itiraz edebilmek..

Ne o yoksa, müslüman halk kitlelerine ‘vergi verir, askere gider, itaat eder..’ kalabalıklar ve hattâ bir ‘sürü’ gözüyle, tepeden bakan, halkın inanç sistemlerine saldırmayı ‘ilericilik’ sanan ‘kuvvetperest’ler gibi, ‘ilerici’ sayılmayı mı bekliyoruz.. Asıl korkulması gereken, kişinin karşıtlarının değerlerine göre ‘cici’ sayılmak istenmek eğilimine girmesidir..

Evet, karşıtlarınızın suçlamalarından, ayıplamalarından korkmayacak kadar yürekli olmak gerekir.. Ve en azından karşıtlarımızın kendi dünyalarını savunmalarındaki kadar kararlı.. Kuvvete, güçlerine tapanlardan geriye zulümden başka bir şey kalmadığını görmek bile, ayrı bir dayanma gücü verir..