İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1423
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Çarşamba, 11 Ekim 2006 - (21:24)

Balta sapları

Almanya'da bir baltaya sap olabilmiş ve İran İslâm Devrimi'nden sonra “reformcu Müslüman kimliği”nin kazanç sağlayacağını sezmiş olan Bessam Tibi, son günlerde bu kimliğini vurgulamakla yetinmeyip “şeceresinin” Mohammed'e (S.A.) vardığını, seyyid olduğunu iddia etmeye de başlamış. (Der Spiegel, 2006/40). Üstelik “hafız” imiş!

Kendilerinde bir baltaya sap olma yeteneğini görmedikleri için “kompleksli” olanların bu düğümü; içinde bulundukları topluluğun bireyleri tarafından çözülmezse, bunlar da sap olmak için yabancı baltalar arayıp isteklerine eriştikten sonra da eski yoldaşlarına ve haldaşlarına hınç duyar, baltaların eski dostlarına ve yakınlarına saldırması için yardımcı olurlar. Bunda bazen başka odunların da saplığa heves etmeleri halinde kendilerinin balta demirinden ayrılarak başkalarının kendi kadrolarına yerleştirileceği endişesi vardır.

Ağaca sormuşlar: -Baltanın sana olan bu hıncı nedir?

“Sapı bizden de onun için!” cevabını vermiş.

Bir önceki yazımda Selman Rüşdi örneğini vermiştim. Batının inançlı Hıristiyanları Selman Rüşdi'nin “bizim değerlerimiz” ve İslam diye yaptığı ayırıma ses çıkarmayacak, İsa Mesih'in sevgi tebliği yerine Satanizm'i “Batı değerleri” sayacak iseler, bu Avrupa Birliği ile ahdimizi derhal bozmamız gerekir. Rehn, bize haklı olarak ve açık sözlülükle: “at pazarlığı yapmıyoruz” dedi, ne var ki biz de götürü odun pazarlığı yapmıyoruz, hele Şecere-i Tubâ'ya hücûm etmek isteyen balta saplarına ve onlardan destek alan baltalara da harîm-i ismetimizi açmaya hiç niyetimiz yoktur. Şecere-i Tubâ; Hazret-i Mesih'in “iyi ağacı”, Kur'an-i Mecîd'in “Doğu'dan da Batı'dan da olmayan mübârek zeytin ağacı”dır. İslâm toplumlarının “huşubun müsennedeleri”, kuru odunları; hangi baltaya destek verirlerse versinler, saldırıları “Mübarek İyilik Ağacı”na işlemez ve sonuçta bu balta sapları balta sahiplerinin öfkesini çekerek soba odunu olurlar. Doğu ve Batı Allah'ındır. İnsanlığın ortak değerleri Doğu ve Batı'dan değil Allah'dandır. Kendisini böbürlenerek “Batı” diye adlandıran ülke halkları artık bunu idrâk etmelidirler. Biz sevgide, insanlık onurunda mutlak ve istisnasız eşitlik ilkesinde, eşitlik adaletinde ve hakkaniyet (Equité)de birleşiriz, “Postmodern Satanizm”de değil! “At pazarlığı yapmıyoruz” deme hakkı da onlar kadar bizde de vardır. AB'ye giriş de nihayet bir “sözleşme” niteliğindedir ve “Genel İşlem Şartları Kuramı” gereğince, güçlü olan tarafın, AB'nin, “at pazarlığı yapmıyoruz” sözü; dürüstlük ilkesi ve güven kuramına göre ancak şöyle yorumlanırsa doğrudur: İnsanlık onurunda mutlak eşitlik, adalet ve hakkaniyet ilkelerinden aslâ taviz veremeyiz! Buna karşı bizim sözümüz de ancak şu olmalıdır: -Elbette! Ancak, biz de taviz veremeyiz! Güçlü taraf olduğunuz için bizden bu ilkelerden taviz beklemeyin! Her iki taraf da, “mütekabiliyet şartı”nı zihninden silerek, Alman Anayasası'nın önsözünde vurgulanan “Allah ve insanlar önünde sorumluluk bilinci”nin gereğini tam olarak yerine getirsin!

Almanya'da bir baltaya sap olabilmiş ve İran İslâm Devrimi'nden sonra “reformcu Müslüman kimliği”nin kazanç sağlayacağını sezmiş olan Bessam Tibi, son günlerde bu kimliğini vurgulamakla yetinmeyip “şeceresinin” Mohammed'e (S.A.) vardığını, seyyid olduğunu iddia etmeye de başlamış. (Der Spiegel, 2006/40). Üstelik “hafız” imiş!

İmdi görelim Seyyid Hâfız Bessam Tibi; Avrupa'daki Müslümanlara ne gibi iyilikler düşünüyor?

a) Mozart'ın “Idomeneo” operasının Yüce Sevgili'ye yeni bir saldırı sayılabilecek pespayeliklerle sahneye konulması girişimine karşı koyan, Papa'nın özür dilemesini isteyen Müslümanlara karşı, Almanya; “Basın hürriyeti”ni sağlayacak yerde boyun eğiyor, böylece İslam sözkonusu olduğunda, Almanya'da ne basın, ne de düşünce hürriyeti kalıyormuş.

b) Almanya'da doğan Müslüman çocukları ak sahifeler gibi imiş, ya “Avrupaî”, yahut “İslâmî” doldurulurlarmış. Müslümanlar bu ak sahifeleri bu çocuk sanki hiç Avrupa'da yaşamamış gibi olacak şekilde doldurmakta imiş.

c) “Karikatür krizi”nde de - Seyyid Hâfız Üstaz Tibi'nin kanaatince - Müslümanların bir tertibi varmış. Yoksa, Danimarka'nın bir peynir cinsi mi, yoksa bir ülke mi olduğunu dahî bilmeyen halk kütleleri nasıl bu boyutta tepkiler gösterebilirmiş?

d) İslâm'ın “ortodoks” anlayışı ile Alman Anayasası bağdaşamazmış.

e) Hafız Seyyid'e göre: İslâm; şiddet, zor, kaba güç kullanarak yayılma emrini (cihad) içerirmiş. Hulâsa: İslâm'ın üç emrini mutlak olarak terk etmek gerekirmiş: Misyonerlik, Cihad ve Şeriat!

f) Der Spiegel muhabirinin deyimi ile: Hafız Seyyid Hazretleri bu one-man-show'unda yıllardan beri yırtınmasına rağmen, Alman toplumu ona daha da: Alman pasaportu taşıyan bir Suriyeli gözü ile bakıyormuş! Bu sebeple, Almanya'da emekli olur olmaz kendisine tam Almanlık şerefi çok görülen düzmece Seyyid Hazretleri, bu ülkeyi terk edip, USA Cornell University'de Amerikan baltalarından birine sap olmaya gidecekmiş! Amerika O'nu Amerikalı görürmüş!

Çok iyi edersin Hazret bu kabil balta sapları için en yüksek rağbet ve talep Amerika'da olduğuna göre, oraya kadar yolun var!