İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1525
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Salı, 05 Aralık 2006 - (22:31)

Tren kazası

Bir yanda ABD olduğu apaçık görünüyor ama karşısına El-Kaideyi, Irak’ı ya da en fazla İran’ı koyabiliyoruz. Böyle bir mücadelenin anlamsız ve dengesiz olduğunu düşünemiyoruz. Taraflar bunlarsa ve ABD yenilirse ne olacak? Eğer ABD bunların karşısında başarısız olursa ona neden en büyük güç muamelesi yapıyorsunuz?

Türkiye’nin AB üyeliği değerlendirilirken genel yaklaşım ülkemizin AB’nin bazı taleplerini karşılamadığı, bu beklentiler yerine getirilirse bir sorun kalmayacağı yönünde. Oysa bu sürecin her aşamasında sorunun tamamen farklı olduğunu ve uyumsuzluğun dünya dengeleri ve stratejik hesaplarla ilgili olduğunu düşünüyorum. Eğer bu konuda bir laboratuar deneyi yapmak mümkün olsa ve biz AB’nin tüm istediklerini kabul ettiğimizi beyan etsek üyeliğimiz kesinleşir mi, sorusuna vereceğim cevap kesin bir hayır olacaktır.

Mesela Kıbrıs konusunda AB’nin endişesi ülkemizin oradaki varlığı değil Türkiye’nin giderek Kuzey Kıbrıs’taki kontrolü kaybetmekte oluşudur. Türkiye’nin üyeliği gerçekleştiği zaman zaten böyle bir sorun kalmayacaktır. Asıl sorun ülkemizde etkili olacak gücün niteliğidir ve AB’nin bize karşı olan üyelerinin, yani Almanya ve Fransa’nın, endişesi kendi dışlarındaki güç odaklarının ülkemizde etkin olmaları durumunda AB üzerindeki kontrollerini kaybedecek olmalarıdır.

Gelişmeleri genel bir model kurmadan değerlendirdiğimiz için beklentilerimizin tam tersi sonuçlarla karşılaşıyoruz. AB’nin taleplerini karşılamak için olağanüstü sayılacak gayretlerimize rağmen orantısız tepkilere muhatap oluyoruz. Bu konuda iki farklı yol izlenebilir. Birinci yol ortaya çıkan her sorunu bireysel olarak çözmek ve böylece hedefe ulaşmaktır ama bu geçersiz bir metottur ve herhangi olumlu bir sonuç elde edilememiştir. İkinci yol dünya dengelerini ve bu konuda rol oynayabilecek güçlerin hedef ve stratejilerini tesbit etmek ve bu veriler içinde bir yol haritası çizmektir.

Dünyada büyük bir mücadele yaşandığını biliyoruz ama bunun taraflarını tanımlayamıyoruz. Bir yanda ABD olduğu apaçık görünüyor ama karşısına El-Kaideyi, Irak’ı ya da en fazla İran’ı koyabiliyoruz. Böyle bir mücadelenin anlamsız ve dengesiz olduğunu düşünemiyoruz. Taraflar bunlarsa ve ABD yenilirse ne olacak? Eğer ABD bunların karşısında başarısız olursa ona neden en büyük güç muamelesi yapıyorsunuz?

ABD kendisine rakip olabilecek ve üstünlüğünü kaybederse sahip olduklarını bile koruyamayacağı güçlerle mücadele ediyor ve bunlar gördüğümüz küçük ülkeler değil. Bir yandan AB’nin ekonomik ve siyasal bir güç olmasını engellemek diğer yandan Çin’i kontrol etmek istiyor.

AB ise içine alacağı bir ülkenin, en önemlisi de Türkiye’nin kendi dışında bir gücün yörüngesinde olmasını istemiyor. Bu veriler ışığında bizim bazı düzenlemeler yaparak AB üyesi olmamız mümkün görünmüyor.

Herkese ters geleceğini bildiğim bir değerlendirmeyle yazıma son vereceğim. Eğer Türkiye bugünkü İran yönetimiyle ittifak içinde olursa hatta rejimi de benzer hale gelirse bugün demokrasimizden şikayet eden AB ülkeleri bizi üye yapmaz ama çok iyi ilişkiler kurar ve bayram ederler. Çünkü Türkiye’deki İslamcı hareket, İran’ın anti emperyalist ve anti kapitalist rejimine karşı, kapitalizmle barışık bir İslam yaratmak amacı taşıyordu.