İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1660
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Salı, 12 Haziran 2007 - (10:49)

Amerika izlenimleri: 'Terra incognita'nın yeniden keşfi (mi?)

Önceki yazımda, ABD'nin, dünyanın en güçlü ülkesi olduğunu ve bunu, güçlü bir akademi / kültür, sistem ve kilise yapısına borçlu olduğunu söylemiş ama bunun bir bir sonuç olduğuna dikkat çekerek şöyle sormuştum: Peki, neyin sonucu bu?

Elbette ki, bu, ABD'nin, bütün kavramlarını ve kurumlarını (geliştirdiği bilim, düşünce, kültür, sanat ve siyaset gelenekleri yoluyla) yeniden üreten, şu ân yaşayan tek uygarlık tecrübesi olmasının sonucu. Avrupa tecrübesinin, Batı uygarlığının seküler temellerinin atılmasında, elbette ki, belirleyici bir rolü var; ama Batı uygarlığı demek, sadece Amerikan tecrübesi demek artık.

Düşünce, elbette ki, Avrupa'da üretiliyor hâlâ; ama Amerika'da öğretiliyor ve bütün dünyada da tüketiliyor. Sorulması gereken yakıcı şu burada: Eğer düşünce, hâlâ ABD'de üretilmiyorsa, nasıl oluyor da, Avrupa değil de, ABD, Batı uygarlığını büyük ölçüde tek başına temsil ediyor ve "yeniden-üretiyor", o hâlde?

Düşünce, Avrupa'da üretiliyor ama Avrupa tecrübesinden değil, Amerikan tecrübesinden yola çıkılarak üretiliyor: Baudrillard'dan Virilio'ya, Deleuze'den Lyotard'a kadar anlatılan hikâye, Avrupa'nın hikâyesi değil, Amerika'nın hikâyesi: Özne o çünkü.

Peki, düşüncenin Avrupa'lılarca üretilmesi ama Amerika'da hayata geçirilmesi ne anlam ifade ediyor ve bunun neden/ler/i ne/ler?

Antik Yunan pagan düşüncesi, spekülatif / teorik / nazarî bir düşünceydi; bu düşüncenin zirve noktasına ulaştığı ândan itibaren Antik Yunan / Helen tecrübesi çöktü. Antik Yunan düşüncesi, tatbikatına Antik Roma'da kavuşabildi.

Modern / seküler Avrupa düşüncesi, pratik bir düşünceydi; ama büyük ölçüde Avrupa'da değil, Amerika'da ("başarıyla") tatbik edilebildi. Modern düşünce, sekülerizmi kutsamıştı; o yüzden dogmatik bir düşünceydi ve Avrupa'da sadece büyük yıkımlara yol açtı; iki büyük dünya savaşıyla birlikte Avrupa'nın belirleyici bir özne olarak tarihten çekilmesine neden oldu.

Antik Yunan, Roma, Ortaçağlar ve modern Avrupa tecrübesinin hayata geçirilmesi, ABD'de mümkün olabildi. Bunun en temel nedenleri şunlardı: Birincisi, Amerika'nın bir "terra incognita" / "keşfedilmemiş bir kıta" olmasıydı: Amerika, Avrupa'daki kilise ile laikler arasındaki çatışmadan uzak, hafızasız "çorak bir ülke"ydi. ("Çorak Ülke"nin şairi T. S. Eliot, ABD'yi boşuna terketmemişti yani!) Püritenler, uçsuz bucaksız ve tabiî kaynaklar bakımından olağanüstü zengin Amerika kıtasında yeni bir dünya kurmayı başardılar. (Amerika'yı sömüren Avrupa ülkelerinin ekonomisi bir ânda altı kat büyümüş, patlama yapmıştı). Püritenlerin / protestanların karşısında, katolikler de, laikler de yoktu: Yalnızca zavallı yerliler / kızılderililer vardı.

İkincisi, Fransız Devrimi, kiliseyle kıyasıya savaşmış ve sonunda altetmişti kiliseyi. Ama Avrupa'da hem kiliseyle laikler, hem de türlü uluslar arasındaki çatışmalar, devrimin Avrupa'da tam anlamıyla köksalmasını önlemişti: Fransız Devrimi'nin anahtar kavramlarından biri, demokrasiydi; ama devrim, demokrasi değil, terör ve oligarşi / aydınlanmış despotizm üretebilmişti yalnızca.

İşte Amerikan Devrimi, kilise-laikler çatışması olmayan bir coğrafyada demokrasiyi her alanda başarıyla uygulayabilen bir tecrübe üretti: Avrupa'dakinin aksine, önceden zedelenmemiş, (kilise, siyaset, endüstri ve toplum aktörlerini temsil eden) gerçek kuvvetler ayrılığı fikri, Amerika'da tatbik edilebildi. Ayrıca, endüstrinin demokratikleş/tiril/mesi, Amerika'nın sahip olduğu zengin tabiî kaynakları endüstriyel kaynaklara dönüştürmekte rasyonel olarak kullanabilmesini, kapitalizmin sınır tanımaz bir şekilde büyümesini ve ABD'nin bir dünya gücü olarak tarih sahnesine çıkabilmesini mümkün kıldı.

Peki sonuç ne? ABD'de, şu ân insan da, halk da, demokrasi de sanallaşmış ve buharlaşmış durumda. O yüzden, İslâm, Amerika'da, eğer önü kesilmezse, her yerden daha fazla, daha hızlı yayılabilir ve daha iyi yaşanabilir, diye düşünüyorum; (ki bunun örneklerini anlatacağım).

Bu durumda, ABD'yi de Avrupa'nın kaderinin beklediğini söyleyebilir miyiz? Bu soruya, Cuma günkü yazıda, ABD, Romalılaştı mı, yoksa Bizanslaştı mı, sorusunu sorarak cevap arayacağız.