İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1959
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Cumartesi, 16 Şubat 2008 - (09:51)

Kezzap işleri...

Demokratik halk temsilini “KAOS” olarak manşete çeken medyaların TÜRBAN adını verdikleri korku tünelinden hep birlikte geçiyoruz.

TBMM’ye karşı KAOS başlığını atanlar muhafazakarlar olsaydı, cevap hazırdı: "Bunlar şeriatçıdır ve demokrasiyi hazmedemezler, bunlar kutsal halk egemenliği fikrine karşı çıkan gericilerdir, Millet Meclisi nasıl kaos olabilirmiş ki?" diye ayağa kalkarlardı… Ama şimdi legal ve yasal seçim sistemine dayalı bir şekilde seçilenlerin yüksek çoğunlukla aldığı bir Meclis kararını "kaos" olarak sunuyorlar…
Son buluşları da "KEZZAP” üzerinden… Kimliği bilinmeyen birtakım adamlar, mini etek giyen bazı kızların bacaklarına kezzap atıyorlarmış. Bacaklarına kezzap yiyen kısa etekli kızları dinledim. Çocuklar yaşadıkları vehameti samimiyetle dile getiriyorlardı. Yalnız bir sorun var bu aktarılan haberde: Kezzapçının kimliği bilinmiyor, hangi adam veya adamlarsa (kadın da olabilir) kezzap atıp kaçmışlar… Tıpkı korku tünelindeki hayaletler gibi, müşterileri korkutan bu hayaletler aslında Lunapark Patronunun parayla tuttuğu işçileridir.
Medyalarımızın bu haberi “türban” koridoru arasında veriyor oluşu muhakkak ki sinekten yağ çıkarma alışkanlığındaki kalemşorler ve haber sunucularının elinde, başörtü karşıtı bir hale bürünüyor. Yani haberlerden çıkan anafikir şu: “Üniversitelerde başörtüsüne özgürlük dediklerine bakmayın, bunların bilinçaltında kadınların bacaklarına kezzap atmak fikri vardır." Mesaj anında alınıyor ve eğitim hakkı için 40 yıldır hukuki mücadele verenlerin adı, birkaç saniyede kezzapçıya çıkarılıyor…
Babası tarafından beyninden kurşunlanan örtülü doktor Cevahir, Başbakan’ın emri ile haddi bildirilen Merve Kavakçı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesindeki derslerine girmek istediği için ağzı burnu kırılan ve yediği dayaklar neticesinde karnındaki bebeğini düşüren Nuray Canan veya Sivas’ta fakültesini birincilikle bitirdiği kürsüsünde başı örtülü olduğu için örtüsü, saçı başı yolunarak yerlerde sürüklenen hemşire kızlar… (Bu örnekleri tek tek saysam Orhun Kitabeleri yazılır o ayrı) Ama bunların biliyoruz ki, hiçbir kıymeti harbiyesi olamaz.
Fakat şöyle bir anlayış farkı var: Yani biz bu saç yolucu ve ağız burun kırıcılardan yola çıkarak hiçbir zaman bir genelleştirmeye gitmedik. Yani şöyle diyebilirdik: Başörtüsü karşıtlarının hepsi saç yolucu ve kemik kırıcıdır! Hayır böyle demedik!
Ama YÖK ve medya güçleri başta olmak üzere, kurgulanan kabasaba ayrımcılığın sözlüğü zannedildiğinden çok daha dar. Hatta iki kelimelik bir literatürle konuşuyorlar: ONLAR ve BİZ! Şedid bir ayrımcılık diline tabi tutuyorlar zihinleri…
Oysa bizim lisanda KEZZAP’ın ayrı bir yeri vardır. Yani tuvalet taşı ağartmak isteyen büyükannelerimizin kullandığı bir temizlik maddesi olmanın dışında, bizde yalancıya, iftiracıya da “kezzap” derler. Adı Yalancı’ya çıkmış medyaya tam da denk düşen bir laftır bu. Bugünlerde KEZZAP İŞLERİNDEN SORUMLU MEDYA’nın bu tip servisleri çoğalacaktır. Haftalardır bu konudaki muhtemel provokasyonlar konusunda yazılıp çiziliyor. Zaten beliyorduk: Akmerkezde namaz kılan kimliği meçhul kişilerden sonra, yine kimliği meçhul kezzapçılar işbaşında…
Boşuna korku tüneli demedik yazının başında! Daha çok hayalet, iskeletor, gulyabani haberi ile soslanacaktır kız çocuklarının eğitim hakkı. Yap iki hokus pokus, herkes haddini bilsin, otursun köşesine… Şimdi bizler bu Akmerkez namazcılarının ve mini etek kezzapçılarının acilen bulunup kim olduklarının ortaya çıkarılmasını istiyoruz…

İnsanları provokatif birkaç girişim neticesinde potansiyel suçlu ilan etmek kolaycılığı faşizmin yöntemlerinden birisidir.
Keza; geçtiğimiz Temmuz ayından bu yana “çoğunluk baskısı” adı verilen yeni bir illüzyonla da karşı karşıyayız. Küresel ve yerli oligarşistler, “baskı altındayız” adı altında işledikleri hukuksuzlukları temize çıkarma ve yenileme telaşındalar… Sözgelimi Danimarka’daki karikatürler… Tuvalet kağıdına İslâm Peygamberinin onuruna muhalif çizilen karikatürler bugünlerde tekrardan yayınlanıyor. Gerekçe, 73 yaşındaki İslâm düşmanı karikatürist baskı altındaymış, birtakım Müslümanların onu öldüreceği şeklinde alınan istihbarat varmış. Bu duyum bir baskı imiş. Bu baskı, tuvalet kağıdı işlerini yeniden yayımlamanın gerekçesiymiş…
Dikkat ederseniz “baskı” kavramı artık şirretlerin şirretliğini devam ettirmesi için yeni bir klişeye dönüştü… Yani hem hukuku çiğneyerek saldıracaksın, aşağılayacaksın, döveceksin, rencide edeceksin… Sonra da “a şekerim baskı var üzerimde” deyip, yeniden başlatacaksın saldırını… Ama bu arada ne olursa olsun karşı taraf sürekli elleri kolları bağlı yumruk yemeye devam etmeli, aşağılanmaya razı gelmeli… Gelmeli ki saldırgan taraf, rahat etsin, baskı altında kalmasın…
Tabii soru şu: Muhterem, siz ne zaman tam olarak rahat edip de saldırınızı durduracaksınız?
Yani ne zaman son bulacak üzerinizde hissettiğiniz şu baskı?
“Öteki” nefes almaya devam ettiği sürece, merkezde olduğunu iddia eden taraf, hiçbir zaman rahatlayamayacak…
Faşizmin içler acısı yüzsüzlüğüdür bu! Kendinden başka merkez, kendinden başka insan, kendinden başka hak, tanımaz…