İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1971
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Pazar, 02 Mart 2008 - (11:26)

Kanun bir çalgı âleti değilse

Bir dizi öğretim üyesi derneği YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan'ın “Anayasa değişti, başörtüsü üniversitelerde serbest” genelgesini Danıştay'a götürmüşler. İstedikleri, genelgenin yok sayılarak iptal edilmesi... Genelge iptal edilirse başörtüsü yeniden yasak olacak, onlara göre...

Peki de bugün durum ne? Yani Danıştay'ın karar vermesi öncesinde?

Bu üniversite öğretim üyeleri gerçekten bir tuhaflar. Kendileri hukukçu olmayabilir, “Anayasa nedir?”, “Yasa kim tarafından yapılır?”, “Yargı, yasama ve yürütme kuvvetlerine göre nerededir?” gibi soruların cevaplarını bilmeyebilirler. Uğraş alanları konunun hassasiyetini anlamalarına engel de olabilir. Ancak, yine de, insan, Danıştay'a başvuru dilekçesini yazana dönüp, “Bu yaptığımızla kendi kendimizi suçlu duruma düşürmeyelim?” diye sormaz mı?

Çünkü genelgenin yok sayılarak iptali için Danıştay'a yaptıkları başvuru, yasakçı öğretim üyeleri ve yasakçı üniversite yöneticilerinin 'suç' işlediklerinin ikrarı anlamına geliyor.

Danıştay iptal edene kadar -tabii iptal ederse- o genelge 'var' demektir ve var olan genelgenin uygulanması gerekir. Oysa yasakçı üniversiteler ile yasakçı üniversite yönetimleri halen varlığını sürdüren YÖK genelgesini uygulamıyorlar. Bu durum doğrudan doğruya anayasal bir suç teşkil ediyor.

Danıştay'ın bu konuda yapabileceği fazla bir şey yok aslında. YÖK Başkanı Prof. Özcan yasama organı tarafından usulüne uygun olarak gerçekleştirilmiş bir anayasa değişikliğini Resmi Gazete'deki yayımı üzerine üniversitelere tebliğ etmiş bulunuyor. Tebliğ etmese ve yasağın uygulanmasına göz yumsaydı, YÖK Başkanı da suç işlemiş olurdu. Meclis, gerçekleştirdiği anayasa değişikliğiyle, üniversitelerde okuma hakkı kazanmış gençlerin önündeki suni engelleri bütünüyle kaldırmış bulunuyor.

Ne yapacak yani Danıştay, “Meclis böyle bir anayasa değişikliği yapmadı” mı diyecek? Yaptı Meclis... Yoksa “Yapılan anayasa değişiklikleri başörtüsü/türban yasağını kaldırmak için yeterli değil” demesini mi bekliyorlar Danıştay'ın? Danıştay'ın öyle bir yetkisi yok ki! “YÖK Başkanı böyle bir genelge çıkartamaz” demenin de bir anlamı yok herhalde.

Danıştay yine de başvuranların istediği türden bir karar veremez mi? Verebilir elbette. Tıpkı Anayasa Mahkemesi'nin nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini durdurmayla sonuçlanan 367 kararı gibi yadırgatıcı bir hükmü herhangi bir mahkeme verebilir. Verir de ne olur? Anayasa değişikliği yapılmamış, genelge çıkarılmamış mı sayılır?

Meclis'in anayasa değişikliğinden sonra yasağın devamını sağlamak için çaba gösterenler boşuna kürek çekiyorlar.

Aslında gözlerin çevrilmesi gereken merci Danıştay veya Anayasa Mahkemesi değil, anayasa değişikliğine ve YÖK genelgesine rağmen yasağı kaldırmaya yanaşmayan rektörler hakkında kendiliğinden harekete geçmesi beklenen Cumhuriyet Savcılarıdır. Hak ve özgürlüklerin pekiştirildiği anayasa ve YÖK'ün çıkardığı genelgeye rağmen uygulanan yasak anayasal düzene karşı çıkmaktan farksız bir suçtur; anayasayı ilgaya teşebbüs suçu... Geçmişte o tür iddiayla idamla yargılananlar olmuştu.

Burada hukuka vurgu yaptıkça ve hukukun temel ilkelerinden hareketle yapılanlardaki yanlışı ve doğru davranış tarzının ne olduğunu gösterdikçe, bazıları hukuku daha da hiçe sayan bir tavrı benimsiyorlar. CHP aldırmayıp Anayasa Mahkemesi'ne gidiyor, öğretim üyeleri dernekleri Danıştay'a. Henüz kimse, tek bir Cumhuriyet Savcısı bile, hukuku hiçe sayan, anayasal düzene karşı çıkan, Meclis'in manevi şahsiyetini takmayan rektörler ve onlara hizmet edenler hakkında bir soruşturma başlatmadı.

İyi de Adalet Bakanlığının, Milli Eğitim Bakanlığının ve Başbakanlığın kendiliğinden harekete geçip anayasaya karşı direnen, amirlerinin yetkisini takmayan sorumlularla ilgili suç duyurusunda bulunma hakkı yok mu? Kanun bir çalgı âleti değilse, var olan haklarını sonuna kadar kullanmalılar.