İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?news_id=2412
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Pazar, 09 Nisan 2006 - (12:18)

Zihniyet kuraklığı sanatla dini ayrı düşürdü

“Sanat sanat için midir, toplum için midir?” çelişkisi günümüze bir nükte olarak ulaşsa da “Sanat ve din arasında nasıl bir ilişki vardır?” sorusu, gayet ciddi ve temel bir soru olarak bugünün insanının karşısında.

“Sanat sanat için midir, toplum için midir?” çelişkisi günümüze bir nükte olarak ulaşsa da “Sanat ve din arasında nasıl bir ilişki vardır?” sorusu, gayet ciddi ve temel bir soru olarak bugünün insanının karşısında.

Aslında tek bir cevabı yok elbette; ama yine de farklı görüşlerin serdedilmesi, hiç fikir sunulmamasından iyidir diye düşünülmüş olacak ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ “Din-Sanat Buluşması” başlıklı bir etkinlik hazırladı. Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, dün de Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panellerde kimi en genel hatlarıyla, kimi de spesifik noktalarda pek çok akademisyen, bu soruya cevap getirmeye çalıştı.

Katılımcılar arasında Beşir Ayvazoğlu, Şerif Mardin, Bekir Karlığa ve Semavi Eyice gibi isimlerin de olduğu etkinlikte, “Bireyin Kutsala Başkaldırısı Olarak Sanat”, “Türk İslam Sanatında Kadın İmgesi”, “Hayat Bir Oyundur” gibi kışkırtıcı konu başlıkları vardı. Konuya en temelli yaklaşım Prof. Bekir Karlığa’dan geldi. “Dinin Kaynağı ve Sanatla Buluşma Noktası” başlıklı tebliğinde Karlığa, ‘tevhid’ akidesince ele aldığı konu hakkında şunları söyledi: “Sonlu ve fani varlığın, bâki ve sonsuzun tecellilerini yakalama gayretinden başka bir şey olmayan sanat etkinliği, neticede yaratılışın mükemmelliği karşısında yaratılmışın aczinin izlerini yansıtacaktır. Biz İslam coğrafyasına çil çil serpilmiş kubbelerde, mermere akseden oymalarda, kağıda dökülen hatlarda ve boşluğa yayılan nağmelerde hep bu birlik arayışının izlerini görmekte ve yankılarını d uymaktayız.” Yazar Mustafa Miyasoğlu’nun sözleri de Karlığa’yı destekler mahiyetteydi: “Sanat, kutsalı, insanlık için genişletmeye çalışır. Sanattan dini çıkarınca anlamlandırmak imkansızdır. Katedrali çıkarırsan mimari tarihi yüzde 90 eksilir. Allah’sız sanat da olamaz, tarih boyunca da olmamıştır. Kısa bir dönem birkaç Marksist sanatçı çıkmıştır; en çaplı örneği Mayakovski’dir, o da intihar etmiştir. Tanrısı olmayan sanat intihar etmek zorundadır. Çünkü ‘ba’sü badel mevt’siz bir ölüm intihardır. Bütün büyük sanatçılar da inançlıdır; Dostoyevski de, Firdevsi de, Shakespeare de.”

Miyasoğlu’na göre, bugün bize ‘buluşma’ kavramından söz ettiren ‘ayrılığın’ miladı, Türkiye için, tek partili dönem. O dönemde Nurullah Ataç’ın bu işle görevlendirildiğini iddia eden yazar, edebî dilden, dinî ifadelerin ayıklandığını, dinin ve dindarların da her tür sanat ortamından bizzat Ataç tarafından dışlandığını, Asaf Halet Çelebi’nin şahitliğiyle aktardı. Bir süre yaşanan bu ayrılığa son veren isimse Miyasoğlu’na göre Necip Fazıl Kısakürek: “Bizde dinle sanatın buluşması rahmetli Necip Fazıl’la başlamıştır. Onun ‘Çöle İnen Nur’ adlı eseri, yayınlandıktan bugüne kadar belki otuzdan fazla esere kaynak olmuştur. Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt da bu buluşmayı sürdüren isimlerdir.”

Ancak elbette bu buluşmayı sağlamak, buna yol açan zihinsel kaymanın önüne geçmek kolay değil. Bekir Karlığa’nın işaret ettiği gibi, 16. yüzyıldan beri farklı, yeni, orijinal bir üretimin olmadığı zihin dünyamız, pek de sağlıklı bir altyapı sağlamıyor. Bunun sonucu, inançlı insanda bile seküler izlerin yoğun miktarda bulunması. Tarihçi-yazar Mustafa Armağan’ın konuşması bu açıdan çarpıcıydı: “Nietzsche ‘Tanrı öldü’ demiştir. Bunu mevcut duruma bakarak söylemiştir. Bugün bizim yaşadığımız da bundan farklı değil. Peki tanrı öldükten sonra içimizde yeni standartları nasıl oturtacağız? Bu durum o kadar belirgindir ki örneğin Mehmet Akif’in şiiriyle İsmet Özel’in şiirine bakarsanız; biri, tanrının var olduğu ortama aittir, diğeri ise şairin kendi iç tecrübelerinden bir estetikle amentüye ulaşma çabasıdır.” Bu noktada dinleyici olarak panelde bulunan Gültekin Çizgen’in, “Peki İslam dünyasında ne eksik?” sorusu, cevabı itibarıyla kıymetli bir izlek oldu. Prof. Karlığa, önce eksikliği; ama sonra da eksikliğin menşeini tespit etmek gerekliliğinden bahisle “Olmayan şey yenilik, üretim ve farklılık. Bunlar da zihni hayatımızın tıkanmışlığından geliyor. Yani Gazali’lerden bu yana yeni bir şey yok. Zihniyette yenilik olmayınca hayatın diğer şubelerinde de olamıyor.” diye konuştu. Prof. Kenan Gürsoy’un cevabı ise daha basitti: “Biz düzgün Müslümanlar olduğumuzda ne modernizm ne post-modernizm ne de başka bir derdimiz olur.”

Konuşmaların sonunda dinleyiciler arasından söz alan İsviçreli modern dans sanatçısı Rabia Brodbeck Uzun’un, adeta Necip Fazıl’ın “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış” mısraını hatırlatan cümleleriyse bütün etkinliğin özeti ve bütün karmaşanın çözümü gibiydi: “Anlattığınız her şey adeta benim hayatım. Çünkü ben bir modern dans sanatçısı olarak İslam’ı seçtim ve bahsettiğiniz bütün aşamaları kendimde yaşadım. Şimdi inanıyorum ki mü’min olmak en büyük sanat ve Allah da en büyük sanatkârdır. Biz Allah’tan uzaklaştığımız için güzel sanat da yapamıyoruz. Bize gereken, bir hakiki fikir bulmak.”

Elif TUNCA