İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=298
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Cuma, 23 Eylül 2005 - (10:42)

TELAFER'deki derin yara...

Musul'a 80 km kadar mesafede, 250 bin kişinin yaşadığı bir kentti Telafer. Telafer hakkında felaket haberlerini bundan bir yıl önce, 2004 Eylül ayında almaya başlamıştık. ABD, direnişçi avı başlattığı gerekçesiyle girdiği kentte kanlı bir katliam yürütüyordu yerli halka karşı. Aradan bir yıl geçti ve koalisyon güçlerinin gerçekleştirdiği sistematik cinayetler artık bir soykırım haline geldi. Artık insanlığa ait uzun soykırım galerisinde yeni bir dosyadan ibaret Telafer?

Bir yıl önce Atlas muhabirlerinin Telafer'in Kubbik Köyü'nde çektikleri çocuk resimlerine bakıyorum. Mor ve yeşil entariler giyinmiş, yaşları iki ila altı arasında beş kız çocuğunun gözlerindeki umutsuzluğu okumak, içimi darmadağın ediyor. Taş bir duvarın önüne dizilmişler, kameraya endişeyle bakıyorlar, kolay değil bundan itibaren bir yılı ölerek yaşayacaklar? En küçükleri, yeşil kadife entarili olanı, biraz başını ablasının arkasına kaçırmış. Küçük bir kız, bir başka küçük ve kuvvetsiz kızın omzunu siper ediyor kendine. Utandıklarında ya da korktuklarında böyle yapar çocuklar? Acaba neredeler şimdi? Bir haftadır Telafer adına seyrettiğimiz haberler ve taş taş üstünde kalmamış görüntülerden sonra, öyle zannediyorum ki, artık yaşamıyorlar veya şansları varsa, şehirden kaçabildilerse bir çadıra sığınabilmişlerdir belki de? İsimleri; Fatma, Zehra, Zeynep, Hamide ve Rihab? Bir yıl önceden kalmış fotoğraflar? Tabii ölümün belki de kurtuluş telakki edileceği sonlar da var çocuklar için? Irak'ta halihazırda 16.000 çocuk ve kadın kayıp bürolarında müracaat dosyası olarak birer fail-i meçhul? Üstelik bunlar müracaatı yapılarak hiç olmazsa istatistiklere girebilmiş kayıp kadın ve çocuklarımız. İstanbul'a gelerek işgali yargılayan uluslararası halk mahkemesinde konuşan savaş tanıkları ve meseleyi takip eden hukuk kuruluşlarının dile getirdiği gerçekler ise çok daha vahim: Organ mafyası ve kadın-çocuk tüccarları, Irak'ı tam bir insan mezatı haline çevirmiş durumda. "Açık artırmalarda her cins kadının bir fiyatı var, ama Iraklı kadın bedava!" diyerek itiraz eden kadın tanıkların, kanı donduracak intibaları hâlâ kulaklarımızda?

İsimleri büyük katliamlarla özdeşleşen kentler tanıyoruz. Hiroşima, Halepçe, Srebrenitsa, Felluce gibi. Bunların hepsi için ayağa kalkan vicdanlarımız, Irak işgalinden bu yana uluslararası tüm hukuk kurumları ve kamuoyu önünde işlenen cinayetleri artık kanıksamış gibi? Oysa sadece geçen hafta resmî rakamlarıyla ölüm, 400 dedi Telafer'de. Üstelik bir yıldır devam eden sistemli bir cenosidle karşı karşıyayız? Telafer bir yıldır öldürülüyor?

Tam bir yıl önce, Dışişleri Bakanımız Gül, ABD Dışişleri Bakanı Powell'ı arayarak, Telafer'deki katliamın derhal durdurulmasını, aksi takdirde ABD ile her türlü işbirliğinin kesileceğini dile getirmiş. (BBC) Ama ne katliam kesilmiş ne cinayetler?

Irak Türkmen Demokrat Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kasım Ömer, Telafer'de kimyasal silah kullanıldığını (seyreltilmiş uranyum) haykırdı. Tabii bu haykırış Amerikan yetkililerce hemen yalanlandı? Amerika'nın nükleer ve biyolojik silahları hemen her fırsatta kullandığını bütün dünya biliyor. Hiroşima'ya papatya, Kabil'e sümbül atmamıştı.

Amerika'nın Telafer'de işlediği insanlık suçunun en yakın tanıkları, ülkemize yeni dönen Kızılay mensuplarıdır. Günlerdir yardım konvoyunu, kurduğu ateş ablukasından içeri sokmayan ABD, uluslararası bir yardım kuruluşu olan Kızılay'a, uyarı mahiyetinde ateş açmaktan her türlü gasp ve fena muameleyi de yapmıştır.

Amerika'nın İslâm ve insan düşmanlığını zaten biliyoruz. Peki ya bu katliam ve tecavüzlerde ABD'nin yanında yer alan Şii ve Kürt (Müslüman(!)lara ne demeli? Gözünü ırkçılık ve mezhepçilik bürümüş bu bedevi anlayıştır Telafer'deki, Felluce'deki çöküşümüzün sebebi? Bölgeden yeni dönen arkadaşımız Adem Özköse'nin izlenimlerini dehşet ve keder içinde dinledik. Az önce yukarıda isimlerini saydığım küçük kızlar, Şii olmadıkları için Sistani'nin, Kürt olmadıkları için peşmergelerin katliam ve tecavüzlerini onayladıkları bir kesişim kümesinden bakıyorlar bize? Mübarek üç aylarda, ellerimize bulaşan Müslüman kanı ve ırzıyla hangi velayetten medet umuyoruz? Biz kadınlar, ırkı ve mezhebleri değil ve fakat Kelime-i Şehadet ve Tevhidi İman'ı esas alan İslâmi bilinçle dua edeceğiz, istişare yapacağız. Bugün saat 14.00'te Fatih Camii'nde. Tüm İslâm coğrafyalarında akan kan ve zulümün son bulması için ehli imanı, izana davet ediyoruz? Ey iman edenler, iman ediniz!

Vakit Gazetesi
23 Eylül 2005