İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=510
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Pazartesi, 30 Ocak 2006 - (12:48)

Kosova’nın rûhuna yabancı bir ölü ve inanç-toprak ilişkisi

Saîd Halîm Paşa, son 200 yılımızda, İslamî bir düşünce yapısına, dünya görüşüne sahib üç-beş sadrâzam/ başbakan’dan birisidir.. Paşanın bir resmini görmüştüm, 30 yıl öncelerde.. Resmin altına da kendi elyazısıyla şöyle yazmıştı: ’Muselmanın nazarında vatan, inancının hayata hâkim olduğu yerdir..’

Ne kadar nefîs bir tesbit.. (Açıktır ki, bir zamanlar inancımızın hayata hâkim olduğu ve amma şimdi o niteliğinden uzaklaştırıldığı yerler de, yine ‘vatan’dır; ama, gasbedilmiş ve istirdad edilmeyi, geri alınmayı ve bunun için de meşrû olan her mücadelenin verilmesini bekleyen bir vatan..)

Müslüman nazarında ‘vatan’ mefhumunun geçirdiği merhalelere bakınız ki,  125 yıl öncelerde, Nâmık Kemâl bile, ‘vatan’ı, ‘Kâbe’yi merkez ittihaz etmiş bir coğrafya’ olarak ifade ederken; Ziya Gökalp’in mısralarında ise, ‘Vatan ne Türkiye’dir türklere, ne Türkistan,/ Vatan, büyük ve müebbed (sonsuz) bir ülkedir: Turan..’ gibi efsane-ideallere dönüşüvermişti..

Dahası, ömrünün ilk yarısında vatanın bir köşesi olarak Mısır’da memuriyet hizmeti yapan Mehmed Âkif bile, daha sonra, ayrı bir ülke haline gelen Mısır’a gitmiş, ama, orada 11 yıl yaşadıktan sonra, hastalığının ilerlemiş döneminde, -yakın çevresi tarafından dile getirildiği üzere-Vatanımda ölmek isterim..’ diyerek İstanbul’a dönmüştü.. Halbuki, yakın dostu Saîd Halim Paşa’nın ölçüsünce, ‘vatan’ olmak açısından, Türkiye ve Mısır diye adlandırılan yeni ülkelerin durumu arasında bir fark yoktu. Ama, demek ki, ‘vatan’ mefhumu onda bile daha bir değişime uğramış ve daralmıştı..

Bugün ise, ‘I. Dünya Savaşı’nın galib güçleri olan emperyalistler tarafından belirlenen sınırlar içindeki Anadolu dışında kalan her yer, bir çok Anadolu müslümanının düşüncesinde bile, artık ‘vatan’ sayılmamaya başlanmıştır.

Bu konulara niçin mi girdim?

Kosova lideri İbrahim Ruguva vefatı üzerine, bir şeyler yazmak istediğim için.. Kosova, son 600 yılımızda, vatanın en aziz köşelerinden biriydi. İslam’ın Balkanlar’daki bir manevî uçbeyliği halinde, Sultan Murâd-ı Hudâvendigâr’ın türbesine evsahibliği yapan ve kalblerimizin atışını değiştiren bir belde..

Ama, 1912-13’lerde arnavud kavmiyetçilerinin tutuşturduğu (Osmanlı’ya karşı, müslüman bir halk adına ilk isyan örneği olması açısından özel bir yeri olan), Arnavutluk İsyanı’ ateşinin de ilk tutuşturulduğu mekan!..

Kendi babası da, Kosova’nın merkezi Priştina’ya yakın İpek şehrinden olan Mehmed Âkif, o günleri, (hicrî-qamerî, 28 Rebiulevvel 1331 / miladî, Şubat 1913 tarihli) bir şiirinde, nasıl anlatıyordu: ‘… Nerde olsan çıkıyor karşıma, bir kanlı ova,/ Sen misin, yoksa hayâlin mi? Vefâsız Kosova!/(…) Birinin ırzı heder,  diğerinin hûnu (kanı) helâl, / İşte ey unsur-u ısyan, bu elîm izmihlâl../ Seni tahrik eden üç beş alığın ma’rifeti, /Ya neden beklemiyordun bu rezil âkıbeti?/ Hani, milliyetin İslam idi.. Kavmiyet ne?/ Sarılıp sımsıkı dursaydın ya, milliyetine../  Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatte yeri?/ Küfr olur, başka değil; kavmini sürmek ileri.. (…)En büyük düşmanıdır rûh-ı Nebî, tefrikanın;/ Adı batsın onu İslam’a sokan, kaltabanın!. (…) Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz../ Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz../ Bunu benden duyunuz, ben ki evet, arnavudum../ Başka bir şey diyemem.. İşte perişan yurdum!..’  

Balkanlar’ın kalbi, bir insanın ömrü kadar bile dayanamadı, o sancılara.. Neler neler çekti Balkanlar.. Osmanlı dağıldı, krallıklar geldi, sonra ‘2. Dünya Savaşı’ ve Alman işgali.. Ve ardından, komünist rejimlerin 60 yılı bulan hâkimiyeti.. Ve sonra. Yugoslavya’nın dağılması.. Hele korkunç Bosna Trajedisi... Ve o buhranın içinde, müslüman kimliğiyle dünyada saygı uyandıran bir Ali İzzet Begoviç.. Ve sonra Kosova Buhranı’nda ise, sivrilen bir İbrahîm Rugova.. Begoviç’in tam tersi yönde bir kişilik..

Gerçi, Rugova, Balkanlar’daki çoğu liderler tam bir ‘savaş delisi’ haline dönüştüğü bir sırada, ısrarla ‘barışçı bir çizgi’ tutturabilen ve bunun için de, (Balkanlar’ın ‘Gandhi’si’) olarak anılan biriydi; ama, arnavut kavmiyetçiliğini kendisine bayrak edindiğinden, arnavud halkının inanç yapısına uzak düştü..

‘Annem- babam müslümandı, ben ateistim..’ demişti, 5 yıl öncelerde; bir fransız gazetesinde yayınlanan (ve yalanlanmayan) beyanatında.. Daha sonra ise.. Hristiyanlara büyük avantajlar sağlamanın ötesinde, kendisinin hristiyan olduğu söylentilerine de zemin hazırlamıştı.. (Ben, hristiyanlıkla arnavud kültürünün karması bir kimseyim..) diyordu, son zamanlarda.. Bundan neyi kasdettiği pek açık değildi.. Bunu bazıları, Kosova arnavud halkının yüzde 90’ını oluşturan Müslümanların kültürüne; bazıları ise, hristiyanlık öncesi çağların pagan (putperest) kültürünün işareti sayıyordu..

Perşembe günü yapılacak cenaze merasiminde, Rugova’ya hangi dinin ‘defin usûlü’nün uygulanacağı, bu satırların yazıldığı saatlerde henüz de belli değildi.. Âkif’in mısralarını derin bir esefle, bir daha okumanın zamanıdır..