İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=529
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Perşembe, 02 Şubat 2006 - (02:39)

Kurtlar Vadisi Irak ne demek istiyor?

Yazının başlığına bakarak önceki gün galasına katıldığım Kurtlar Vadisi Irak filmi üzerine sinema eleştirisi yapacağım sanılmasın.

Onu Kültür sayfamızın değerli yazarları zaten yapıyor. Filmin teknik ayrıntıları bir yana; mesaj(lar)ı üzerinde de durulması gerekiyor. Gerçi yapımcının “ille de mesaj vermeliyim” gibi bir zorlaması yok; ancak bazı bölümlerde inceden inceye, bazı bölümlerde de açıktan açığa filmin mesaj verdiği ortada. Önemli olan, mesajın filme yedirilmiş olması; yani seyircide ciddi bir rahatsızlığa sebep olmayacak bir estetikle takdim edilebilmesi. Filmin böyle bir başarısı var. Bir yandan Amerikan filmlerini aratmayacak kadar usta aksiyon sahneleri çekilmiş; diğer yandan onca kavga gürültünün arasına sosyal ve siyasi analizler serpiştirilmiş. Filmin müziği başlı başına bir başarı unsuru. Karakterlere yakışan roller, seçilen mekânlardaki titizlik… Demek ki bizde de birkaç genç adam çıkıp, Hollywood’a taş çıkartacak film yapabiliyor.

Senaryo yazarlarını (Raci Şaşmaz-Bahadır Özdener) tebrik etmek gerekiyor; çünkü Ortadoğu’ya içerden bakma cesareti gösterebilmişler. Filmi Hollywood yapımı olmaktan kurtaran da bu! Irak’taki meseleleri etnik grupların çatışmasına indirgemiyor senaryo. Üst bir bakışla Ortadoğu coğrafyasının kendine mahsus dinamiklerine dikkat çekiyor. Yaralanan Memati’nin “Ah şu Kürtler” demesi üzerine Abdül Hey’in “Abi ben de Kürt’üm” cevabı vermesi; “Ya sen başkasın” sözüyle verilen mesajı, filmin bir başka sahnesiyle irtibatlı aslında: Kadiri şeyhini ayağına çağırtan Amerikalı komutana karşı lokal Kürt lideri de karşı çıkıyor. Hemen her konuda kendini Amerikalı’ya (Sam’e) borçlu hisseden Kürt liderin söz konusu şeyh olduğunda atasına atıfta bulunması, onca çaresizliğine rağmen, o coğrafyadaki tarihî dokuya gönderme yapıyor. Ne yazık ki Türkmen’i, Arap’ı, Kürt’ü birbirine kaynaştıran gerçeğin bir tek Sam farkında değildir…

Bir tarikat ile sembolize edilen sosyal gerçeklerden biri, İslam’ın bütünleştirici yüzüdür. Kocası katledilen bir genç kızın canlı bomba olmak istemesi üzerine, Şeyh Kerkukî’nin Kur’an ve sünnetten delil getirerek, İslam’ın canlı bomba olmayı haram kılmasını anlatması çarpıcı bir sahneydi mesela. Belki biraz didaktikti; ancak doğruydu. Hele bunun İslamî bir metottan çok teröristlere mahsus olduğunu dile getirmesi sabıra vurgu yapması, sabrın korkaklık olmadığını ifade etmesi, dıştan gelen zulüm ile iç dünyamızdaki çürümenin irtibatlandırılması, yabana atılacak mesajlar değildi. Belki de en çarpıcı mesaj, “direnişçiler”in bir gazetecinin kellesini kesmek üzereyken Kerkuki’nin içeriye girmesi sahnesinde ortaya çıkıyor. “Zulmü zulümle yok etmek mümkün değil” dedirten bu sahnede Sırat-ı Müstakim’in en güçlü söylemlerine başvuruluyor. Bu sahneleri seyrederken kendi kendime “yıllar önce bunu söyleyenlere haksızlık yapılmadı mı?” demeden edemedim. Çünkü aynı mesaj verildiğinde bazı İslamî çevreler bile rahatsız olmuştu. Demek ki ufuk sınırlarını zorlayanların kaderi bu! Bazı şeyleri erken söylemenin bir bedeli var çoğu zaman…

“Bu film Amerikan düşmanlığını artırır mı?” Normal bir sinema seyircisi düşünüldüğünde cevabım gayet net: Hayır. Çünkü Amerikan askerlerinin yaptıklarını gösteren tüyler ürpertici sahnelerin pek çoğunu, hatta daha fazlasını, Amerikan filmlerinde de görmek mümkün. O yüzden sinema seyircisinin öteden beri bildiği şeyler bunlar. Üstelik “Bunu yapılanlar yanlış, seni üstlerime rapor edeceğim” diyen Amerikalılar da var filmde. Her şeye rağmen sinemanın sonuçta bir kurgu dünyası olduğunu bilmeyen kitlelerin varlığı da bir gerçek. Bu kitlenin bazı sahnelerde büyük bir öfke duyacağı aşikâr. Filmin sonunda şöyle düşünmeden edemiyorsunuz: Bazı gerçekler bir filmde bu kadar somut bir şekilde dile getiriliyor da, aynı unsurlar devletler platformunda neden görülemiyor? Film, ilginç bir bakış açısıyla, keskin bir ifade biçimiyle veriyor mesajını. İzlemeye değer… / zaman