İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=552
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Çarşamba, 08 Şubat 2006 - (13:06)

‘Zilleti kabullenenlere yazıklar olsun!.’ inkılabı

(Önce, düzeltme gibi bir not: Dünkü yazımda, ‘Viyana’da yapılan Ulusararası Atom Enerjisi Komisyonu (UEAK) toplantısında, İran’ın Güvenlik Konseyi’ne sevkıne dair oylamada, Türkiye’nin (çekimser) bile kalmayıp, Amerika’nın istediği yönde oy kullanmasının esefle karşılanması gerektiğini’ belirtmiştim. Bu bilgi, tv. haberlerindeki net beyanlara dayanıyordu. Ancak, anlaşılıyor ki, TC, bu oylamanın yapıldığı komisyonda üye değil, sadece gözlemci.. Ve oradaki TC gözlemcisi, oy vermemiş, ama, ‘İİC karşıtı’ öneri lehinde konuşmuş.. Netice itibariyle, aynı kapıya çıkılıyor. Bu hatırlatmadan sonra gelelim, asıl konuya..)

**

USA emperyalizmi, İİC aleyhine 27 yıldır sürdürdüğü topyekûn savaşın bir çok bölümünde ve özellikle de propaganda savaşı bölümünde İİC’ne yenik düşmüş ve hattâ, uyguladığı zorbaca siyasetle, ‘İran içinde, İİC’ne muhalif çevreleri bile, İİC’nin yanında kenetlenmeye sevketmiştir’ demiştim, dünkü yazımda..

Evet, İslam İnkılabı’nın 27. ve de 1300 yıl öncelerde, Hz. Huseyn’in Kerbela’da katledilişiyle noktalanan ve amma zaman tünelinde etkisini giderek daha bir derinleştirerek sürdüren Âşûrâ İnkılabı’nın yıldönümlerinin yaşandığı bu günlerde, emperyalist odakların uluslarası entrikalarının İran toplumunu daha bir derinden perçinlediği ap-açık görülmekte.. Çünkü, İran halkı, bugünlerde her zamandan daha bir derin rûhî dirilik içindedir ve Hz. Huseyn’in Kerbelâ’da yükselttiği ve her insana özgürlük yolunu daha bir açan ’Heyhaaat, minneh-zilleh..(Zilleti kabullenenlere yazıklar olsun!) şiarıyla bileylenmektedir. Yani, USA emperyalizmi, bu ‘psikolojik savaş’ta, şimdiden yenik düşmüştür.

Buna rağmen, USA emperyalizminin, Afganistan ve Irak’da gerçekleştirdiği saldırı ve işgallerden sonra, coğrafî olarak, dört bir yanından kendisine kolayca ‘Hayır!’ diyemiyecek rejimlerle kuşattığı İran’a saldırabilir mi?

Bu noktada, Amerika’nın en büyük korkusu, İİC ve destekçisi güçlerin, dünyanın her bir yanında USA menfaatlerine ve özellikle de İsrail rejimine karşı bir saldırıya geçmesi ve bütün Ortadoğu dengelerinin alt-üst olabileceği ihtimali olup, USA emperyalizmini en fazla ‘gem’leyen de bu korkudur.

Hatırlayalım ki, İslam İnkılabı’nın gerçekleşmesi üzerinden henüz 1,5 yıl geçmekteyken, 800 binlik dev ve modern Şah Ordusu’nun darmadağın ve nice ünlü generallerinin idâm edildiği veya kaçtığı bir zaman diliminde, 22 Eylûl 1980’de, ‘Saddam Irakı’ güçlerinin Tahran -Mehrâbâd Havaalanı’nı güpe-gündüz bombardıman etmesiyle başlayan savaşta, çoğu kimse sanıyordu ki, ‘İİC’nin işi bitmiştir..’ Yorumların hemen tamamı, İİC rejiminin çökeceği yönündeydi.. (Ki, o zaman Fransa Başbakanı olan J. Chirac, savaştan bir hafta önce, Bağdad’ı ziyaret etmişti. İlginçtir, Chirac, o savaşın 7. yılında, ‘Saddam, bana, İran’a saldıracağını ve savaşın sadece 7 gün süreceğini söylemişti.. Ve şimdi, savaşın 7. yılındayız, hâlâ da devam ediyor..’ itirafında bulunmuştu..)

Ve o saldırıdan hemen sonra, İmam Khomeynî ise, soğukkanlılıkla, ‘Bir hırsız, gelip evimizi taşlamış ve kaçmıştır. Bu, zafer değildir.. Bizi ancak savaşla durdurabilecekleri düşünüldüğüne göre, biz şu âna kadar zafer kazanmış durumdayız.. Bu zaferimizi koruyalım..’ diyordu.  

Şimdi de durum, o günlerdekinden farklı değildir. Bir askerî savaş çılgınlığı başlarsa, sonucunu kimse kestiremez..USA emperyalizmi, nice entrikalarına rağmen; dünyadaki jeo-politik ve stratejik dengeleri alt-üst eden İİC’ni yenilgiye uğratamamıştır. Çünkü, İİC’nin temelleri, köklü bir inanca dayanmaktadır.

Hatırlanmalı ki, Şahlık rejimini çökerten İslam İnkılabı’nın hemen arkasından; İran’da kurulacak yeni rejimin şekil ve mahiyeti üzerine yığınla tartışmalar yapılıyor ve farklı kalkış noktaları gösteriliyordu. Bu noktalardan birisi de, ‘İran petrolünün millîleştirilmesi’ idi.. 1953’de, zamanın İran başbakanı Muhammed Musaddıq, İngilizlerin elindeki İran petrollerini ‘millileştirilmek’ gibi büyük bir karar almış ve Şah M. Rızâ Pehlevî, bu karara karşı çıkınca, milyonlar, Musaddıq’ı desteklemiş ve Şah ve eşi Süreyya da İran’dan kaçmaya mecbur kalmıştı.. Ama, Musaddıq, daha sonra, kendisini ulemâ ve müslüman kitlelerle karşı karşıya getiren uygulamalara başlayınca, kısa zamanda halk desteğini yitirmiş ve de, şimdi resmen açıklanan Amerikan belgelerine göre, CIA’in, General Zâhidî’ye sadece 200 bin dolar vererek yaptırdığı ‘askerî darbe’ ile Musaddıq Hükûmeti devrilmiş ve Şah, 2 ay sonra İran’a dönmüştü..

Bu bakımdan, İslam İnkılabı’nın tarihî -fikrî-ideolojik temelinin petrolün ‘millîleştirilmesi’; yani, maddî bir temel olarak gösterenlere karşı, İmam Khomeynî ise, ‘Bizim hareketimizin temeli, İmam Huseyn’in mektebidir..’ diyerek, adâlet ve hakk uğrunda verilmesi gereken bir mücadelenin temel olduğunu vurgulamıştı. Bu inanç temeline dayalı mücadele, asırlardır devam ediyor. Aslolan, dünyevi ölçülerle zafer veya yenilgi değil, Allah rızâsıdır. Ve Hakk’tan ayrılmayan için, yenilgi sözkonusu değildir.

Bugün de, o hedef gözetilirse, nihaî zafer, Hakk’a bağlı kalanların olacaktır, mutlaka.. Bu, Kur’an’ın da vaadidir.. ‘İnnâ fetehnâ, leke fethen mubinâ..